Bir Ziyaretçimizin Seçim Değerlendirmesi
Herkes seçimle ilgili bir değerlendirmede bulundu bize de bir ziyaretçimiz kendi düşüncelerini yollamış. Yayınlamakta ve paylaşmakta bir beis görmedik .İşte ziyaretçimizin yazsısı...
HALKIN DİLİ
Mikrofonu elinde tutanın ve tüm seslerin zorla kıstırıldığı anlarda ağzı açık olanın konuştuğu bir ülkede yaşıyoruz. Öyle ki adeta birileri sırf konuşsun diye tüm imkânlar önüne serilmiş. Sadece konuşsun diye koltuk ve makam verilmiş. Bu yüzden ülkemizde hep birbirini anımsatan sözler duyuyoruz.
Malum kişiler konuşmak istedikleri zaman genel kitle önce bir güzel susturulur. Tüm sesler kısıldıktan sonra seksen küsür yıldır atılan nutuklar tekrarlanır ve balans ayarları çekilir veya çekildiği zannedilir. Rahatlayan oligarşi aynı cümleleri demokrasi adına değişik birkaç sesten daha dinletir halka. Böylece halkın kulağı çekilmiş gereken terbiye verilmiş olur.
Konuşmak bir ihtiyaçtır. Hem de asla vaz geçilemeyen bir ihtiyaç. Çünkü konuşmak var olmanın simgesidir. Fikrin ve benliğin dışarı açılan kapısıdır. Konuşabildiğiniz sürece ben varım dersiniz. Siz konuşabildiğiniz oranda sizsiniz.
Gereken durumlarda haddi bildirilmiş ve kulağı çekilmiş olan halk sabırsızlıkla konuşma sırasının kendisine geleceği anı bekler. Çünkü fıtri konuşma isteğini onunda gerçekleştirmesi gerekmektedir. Kendisine bir lütuf olarak bahşedilen ve mutad dört beş yılda bir gelen bu konuşma fırsatını da halk kendine özgü üslubuyla gerçekleştirir.
Geçtiğimiz 22 temmuz seçimleri de konuşma sırası kendisine gelen halkın bir ifadesidir. Halk kendi diliyle zorba ve totaliter tüm yaklaşımlara restini çekmiş, Oluşturulmak istenen kaos ortamının ve değer yargılarına uzatılan dillerin karşısında birleşebilmiştir. Bu halkın hala sinirlerinin/algı gücünün köreltilemediğini gösteren çok olumlu bir gelişmedir. Halk uğradığı baskıya, dışlanma ve ellerinden imkânlarının alınmasına karşı kendi dilinden tepkisini hala verebilmektedir.
Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana ısrarla dışarıdan ithal bir kimliğe bürünmeye zorlanan halkımız tüm bu dayatmalara baskılara rağmen yinede kendi öz benliğine yakın çizgiye gelmeye çalışmıştır. Periyotlar uzunda sürse gelmeyi başarmıştır çoğu zaman. Çok ilginçtir bu darbe zamanlamaları da hep halkın koparılmak istenilen çizgiye yaklaştıkları dönemlerde yapılmıştır. Tarihsel anlamda Türk halkının inişli çıkışlı bu süreci, halkımızın tüm dayatmalara rağmen kendi çizgisine dönebildiği gerçeğini ortaya koyarken ayrıca başka bir acı gerçeği de ortaya koymaktadır. O da halkın bu yönelişi ve kanaati hiçbir zaman oligarşi tarafından kabul görmemiş hatta kale bile alınmamıştır. Yılların çaba ve gayreti birkaç günde acımasızca hep imha edilmiştir. Maalesef bu halkımızın hazin tarih sürecidir.
Onun için 22 temmuz seçimleri öyle zannedildiği gibi zorbacılara ve totariter zihniyete bir tokat falan değildir. Mazlum ve mazbut halkın kimliğini arayışıdır sadece. Ve yine zannedildiği gibi bu seçim sonuçları halkın üzerinde tahakküm kurmuş elit kesimi şoke etmiş, hayal kırıklığına uğratmışta değildir. Onlar bundan önce yaptıklarını tekrarlamaktan geri kalacak değillerdir.
Bundan önce yapılan seçimlerden, idamlardan, darbelerden, kriz ve keyfi uygulamalardan çıkan tekbir sonuç vardır. Oda “seçimler bir şeyler değişsin diye yapılmıyor” sonucudur.
Bu sonuca nereden mi varıyorum?
Çünkü hala seçimler yapılıyor da o yüzden bu kanaatteyim. Eğer seçimlerle bir şeyler değişebilseydi emin olun seçimler yapılmazdı…
Yalçın PEKOK
[email protected]
