Asker Anayasa Tartışmasında

Asker Anayasa Tartışmasında

Askerde Anayasa Tartışmasına dahil Oldu.

Anayasa tartışmasına asker de girdi

Anayasa tartışmasına asker de girdi
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ, Kara Harp Okulu öğrencilerine yeni öğretim yılının ilk dersini verdi. FOTOĞRAF: ALTAN BURGUCU
'Laiklik karşıtlarıyla etnik talepler getirenlerin hedefi ortak: Ulus-devlet. Laik devlet, ulus-devlet ve üniter devlet kurucu felsefedir. Postmodernite, Türkiye'de etnik kimliğin gelişmesinde etkili oldu'

 

TOLGA AKINER

ANKARA - AKP'nin akademisyenlere hazırlattığı taslakla başlayan yeni anayasa tartışmalarına Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ da dahil oldu. 'Etnik kimliğe anayasal güvence' talebinin de laiklik karşıtlarının da ortak hedefinin 'ulus-devlet' olduğunu savunan Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri de bu yapı ve niteliklerin korunmasında her zaman taraf olmuştur ve olmaya da devam edecektir" dedi.
Kara Harp Okulu öğrencilerine yeni öğretim yılının ilk dersini veren Başbuğ, özetle şunları söyledi:
FELSEFE BELLİ: Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunmasını hedeflemiştir. Bu felsefenin temel unsurlarını ise ulus-devlet, üniter devlet ve laik devlet oluşturmaktadır.
LAİKLİK TARTIŞMASI: Anayasadaki laiklik ilkesine ilişkin işlevsel tanımlar tartışma konuları içerisine çekilmektedir. Cumhuriyet'in temel nitelikleri olan; demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti niteliklerine sahip çıkma ve koruma, kendini Türk ulusunun bir ferdi olarak hisseden herkese düşen bir görevdir. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu yapı ve niteliklerin korunmasında her zaman taraf olmuştur ve olmaya da devam edecektir.
HEDEF ULUS-DEVLET: Bugün karşı karşıya kaldığımız bölücü terör hareketenin temelinde etnik milliyetçilik vardır. Hedefleri ise ulus-devlet ve üniter devlet yapısının ortadan kaldırılmasıdır. Öncelikli hedef ulus-devlettir. Etnik kimliklerin anayasal güvenceye kavuşturulması sık sık ve açıkça dile getirilen temel husustur. Bu husus da Türkiye'nin ulus-devlet yapısını hedef almaktadır. Sonraki hedef ise üniter devlettir. Ne gariptir ki, dün olduğu gibi bugün de, laiklik karşıtı hareketlerin ve etnik milliyetçilerin öncelikli ve ortak bir hedefi vardır. O da ulus devlet yapısıdır. Laiklik karşıtı hareketler, ulusun oluşumunda din temelini hâkim kılmaya çalışırken, etnik milliyetçiler ise, ulus-devlet anlayışını etnik farklılıkların görülmemesi, yok edilmesi şeklinde anlatmaya ve ulus-devletin ortak değer ve paydalarını zayıflatmaya çalışmaktadırlar.
ANADİLDE EĞİTİM OLMAZ: Atatürk, Türk dilini, 'Türk ulusunun kalbidir, zihnidir' diye tanımlamakta ve 'Dilini kaybeden bir ulus, her şeyini kaybetmeye mahkûmdur' demiştir. Türkçenin dışında, bazı etnik grupların kendi dillerini öğrenmek istemelerini kabul etmek farklı bir durumdur; bu dilde eğitim ve öğretim yapılmasını kabul etmek ise çok başka bir durumu ifade eder. Bunu ulus-devlet anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.
KÜLTÜREL FARKLILIKLAR: Türkiye Cumhuriyeti kültürel farklılıklara saygılıdır. Ancak devamlı farklılıkları öne çıkararak yapay ayrılıklar yaratılması yaklaşımına ve ulusal kültürümüzün zayıflatılmaya çalışılmasına da müsaade edilemez. Ortak ulusal kültür değerlerini koruyamayan bir ulusun geleceğinden emin olamayız.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ: Anayasa'nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti'nin bağlı olduğu ilkeler arasında Atatürk milliyetçiliği de yer almaktadır. Atatürk milliyetçiliği, ulus-devleti kurmaya ve onu geliştirmeye yönelik bir ulusçuluktur. Bu birleştirici ulus gerçeğine bağlı, ulusal kimlik bilincini geliştiren, yayılmacılığı ve ümmetçiliği reddeden laik bir ulusçuluktur. Atatürk, 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir' demiştir. Görüldüğü gibi burada 'Türk milleti' terimi kullanılmamış, Türkiye halkı ifadesine yer verilmiştir. Atatürk'ün milliyetçilik kavramında, ırkçılık, etnisite, din ve mezhep ayrımı yoktur.
KUTUPLAŞMA UYARISI: Kültürel alandaki düzenlemelerin 'daha fazla özgürlük' başlığı altında siyasal alana doğru götürülmesi ve farklılıkların gereğinden fazla derinleştirilmesi korkarım ki bir gün ülkeyi kutuplaşmaya sürükleyebilir. Bu durum ise ülke güvenliğiyle doğrudan ilgilidir.
ETNİK KİMLİK: Türkiye'de etnik kimliğin fark ettirilmesine son dönemde dünyadaki toplumsal olayları yönlendiren postmodernite ve küreselleşme düşünce akımlarının ve Türkiye-AB ilişkilerinin bu olay üzerinde büyük etkisi olduğu açıktır.


Sosyal devlet bitti, cemaatleşme arttı
Konuşmasında küreselleşme ve cemaatleşme olgularına da değinen Orgenaral Başbuğ, şu değerlendirmeleri yaptı:
SOSYAL ADALET KAYBOLDU: Yeni kültürel kimlik arayışları, küreselleşme ve çokuluslu şirketlerin etkisiyle sosyal devlet olgusunun kaybolması, ekonomik beklentiler ve sorunlar, yaşanan büyük göç olgusu toplumları ister istemez yeni dayanışma arayışlarına itmiştir. Bütün bunlar etnik ve dinsel kimliklere büyük bir alan açmıştır. Bu durum cemaatleşme yapılanmasının giderek artmasına neden olmaktadır. Dinsel örgütlenme modelini kullanan bazı cemaatlerin yeni bir kültürel kimliğin oluşmasında dini düşüncelere büyük ağırlık verdiği de görülmektedir. Etnik kimlikleri öne çıkaran kesim ise, Cumhuriyet tarihinde görülmediği ölçüde siyasallaşmıştır. Atatürk devriminin koruyucusu olan
kişi ve kurumlara düşen temel görev, tesadüflere karşı gerekli önlemlerin yerinde ve zamanında alınmasıdır.
ULUS-DEVLET: Ulus-devletin çeşitli tehditler altında olduğunu söylemekle, ulus-devletin artık ömrünü tamamladığını söylemek çok farklıdır. Birincisini söylemek ne kadar doğru ise, ikincisini söylemek de o kadar yanlıştır. Ulus-devletin tehditler altında olduğunu ifade edenler, ulus-devletin yaşatılmasına ve güçlendirilmesine yönelik tedbir ve çareler üretmek zorundadır. Ulus-devletin en önemli özelliklerinden biri de egemenliğin devlete ve ulusa ait olması, egemenliğin paylaşılamamasıdır. İkinci özelliği ise, ulus-devletin, güçlü devlet, kurum ve kuruluşlarına sahip olmasıdır. Devletin küçülmesinden devletin güçsüzleştirilmesi anlaşılmamalıdır. Küreselleşmenin olumsuzluklarına
karşı koymak için ülkelerin izlemesi gereken yol, küresel düşünmek, ancak ulusal hareket etmek olmalıdır.



ABD'ye Irak eleştirisi
Kara Kuvvetleri Komutanı Başbuğ'un dış politika mesajları da şöyleydi:
Irak'taki gelişmeler: Bölücü terör örgütüne yönelik mücadeleyi Irak'taki gelişmelerden soyutlamak mümkün değil. Irak'taki gelişmeler Türkiye'nin geleceğini tehdit edebilecek boyutlara ulaşma yolunda oldukça mesafe almıştır. Gelişmelerin Kuzey Irak'taki Kürtlere tarihte hiç olmadığı kadar siyasal, hukuki, askeri ve psikolojik güç kazandırdığı bir gerçektir. Bu durumun, vatandaşlarımızın bir kısmı üzerinde yeni aidiyet modeli yaratabileceğine de dikkat edilmelidir.
Türkiye'siz çözüm olmaz: Bölücü terör örgütünün Irak'ın kuzeyinde barınması ve beslenmesi, ABD ve Irak'ın hiçbir yaptırımda bulunmaması ve bugüne kadar bu konuda ve elle tutulur bir sonuca ulaşılamaması, önemli bir sorunu oluşturmaktadır. ABD, Türkiye'nin desteğini almayan bir çözümün, Irak için kalıcı bir çözüm olamayacağını ve Irak'ın Kuzeyindeki bölücü terör örgütünün varlığının Türkiye için hayati bir tehdit oluşturduğunu, zamanın söz söyleme değil, eylem zamanı olduğunu anlamalıdır ve görmelidir. Sorunların zamana yayılması bazen sorunların büyümesine ve derinleşmesine neden olabilir. İki ülkenin yöneticileri, kurum ve kuruluşlarıyla kamuoyu bunu ciddiye almalıdır.
Türkiye'nin gücü: Belki Türkiye'nin, tek başına Irak'taki gelişmelere yön verebilecek güce sahip olmadığı söylenebilir; ancak Türkiye'nin gelişmeleri engelleyebilecek, maliyetlerini artırabilecek bir
güce sahip olmadığı da söylenemez.



Teröre karşı dörtlü mücadele
Orgeneral Başbuğ terörle mücadele konusunda şu değerlendirmeleri yaptı:

  • En gerçekçi askeri hedef terör olaylarını kabul edilebilir, en düşük
    seviyelere indirmek şeklinde olabilir.
  • İç Güvenlik Harekâtı'nda gerçekler kamuoyuna, ilgililer tarafından açıkça anlatılmalıdır. Terörle mücadelede, politik makamlar ile asker arasındaki ilişkilere klasik bakış açısı ile bakılmamalıdır.
  • Bölücü teröre karşı mücadele güvenlik, ekonomi, sosyokültürel (eğitim ve sağlık dahil) ve psikolojik (bilgi harekâtı) harekât alanlarında devlet tarafından yürütülmelidir. Etkili mücadele için, bu dört alandaki faaliyetlerin paralel ve eşzamanlı yürütülmesi zorunludur.
  • 1985'te mecvudiyeti 200 civarında olan terör örgütü 1988 Halepçe olayları ve ardından yaşanan mülteci akını ile bunu 1500'e çıkardı. Birinci Irak Savaşı'nda da 12 binlere çıktı. 1993-1995 yıllarında bu sayı 6 binlere geriledi.
  • Örgütün halen varoluş nedenlerinden birincisi örgüte katılımın tam olarak engellenememesidir. Örgüte katılım devam ediyorsa mücadele beklenenden uzun zaman alır.
  • Yapılan hataların başında terör eylemlerinin azaldığı dönemlerde terör örgütünün bittiği yanılgısına düşülmesidir. Bir operasyonla örgüt yok edilemez. Önemli olan her fırsatta darbe vurmaktır.
  • radikal