Arka Bahçede Telaş
Dün olağanüstü toplanan Rektörler Komitesi sivil anayasa taslağını görüştü.
Toplantının ardından basın toplantısı düzenleyen YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Rektörler Komitesi'nin toplantısı sonrası alınan kararlarla ilgili yazılı açıklamayı okudu.
Teziç, açıklamasında taslağın hazırlanış şekli ve usulünün toplumda tedirginliğe ve güvensizliğe yol açtığını iddia etti. 11. Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hukuki belirsizlik olduğunu da savunan Teziç, sürecin 21 Ekim Referandumu ve sonrasında yeniden ele alınmasını gerektiğini savundu. Yine uzlaşma konusunu gündeme getiren Teziç, demokratik bir süreç içinde anayasa değişikliği metninin ortaya konulabilmesi için demokratik siyasi hayatın vazgeçilmesi olan siyasi partilerin değişiklik sürecinde birlikte hareket etmeleri gerek siyasi, gerekse hukuki bir zorunluluktur” diye konuştu.
BAŞÖRTÜ YASAĞINI AİHM’E DAYANDIRDI
Yüksek öğretim kurumlarında uygulanmakta olan başörtüsü yasağının yüksek mahkemelerin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararıyla oluşan hukuki bir durum olduğunu ileri süren Teziç şöyle konuştu: “Bu hukuki durum ortaya çıkarken, Türk yüksek mahkemelerinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Atatürk ilke ve devrimleriyle birlikte oluşturduğu laik tanımı ve yorumu AİHM tarafından Avrupa norm ve değerleri ile de uyumlu bulunmuştur. Bu nedenle Rektörler Komitesi anayasada kılık kıyafet serbestliği öngörecek bir düzenleme yapılmasının hukuken mümkün olamayacağını bir kez daha kamuoyuna hatırlatmak sorumluluğu duymaktadır.”
ASIL KORKU BÜROKRAT DOKUNULMAZLIKLARI
Toplantıda gazetecilerin sorularını da cevaplayan Teziç, bir gazetecinin, “Hangi Avrupa ülkesinde başörtüsü yasağı var” şeklindeki bir sorusunu cevapsız bıraktı. “Yeni anayasada bürokrat dokunulmazlıkları sınırlandırılacak, bundan mı çekiniyorsunuz?” şeklindeki soruyu ise Teziç, “Konumuz bu değil” diye geçiştirmek istedi. Teziç’in cevabı, günlerdir yaptığı haberlerle YÖK kalkanının arkasına saklanan rektörlerin sivil anayasaya karşı çıkmalarındaki asıl nedenin bürokrat dokunulmazlıklarının kalkması ve saltanatlarının sona erecek olması olduğunu vurgulayan Vakit’i haklı çıkardı.
Bir çıkış da Yalçınkaya’dan
A.N. Sezer’in giderayak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atadığı Abdurrahman Yalçınkaya da, YÖK Başkanı Teziç ve rektörler gibi başörtüsüne AİHM’ce yasak getirildiğini savunarak, sivil anayasa ile üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getirilmemesini istedi. Yalçınkaya’ya tepki gösteren emekli Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Altun, “Cumhuriyet kurulduğundan bu yana hiçbir kanunda bugün uygulanan ve kangren haline getirilen bir yasak yoktur. Bu yasak azınlığın baskısı ve zulmüdür. Bugün halen bu yasakları savunanların sorunu dine yabancı olmalarıdır, İslâm karşıtlığıdır” dedi.
“DOKUNULMAZLIK KALDIRILMALI” DEMELİYDİ
Teziç’in açıklamalarını Vakit’e değerlendiren Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Şefik Dursun ise, üniversitelerde büyük yolsuzlukların yaşandığını dile getirerek bunları örtbas etmek için sürekli rejim tartışmaları çıkarıldığını ve YÖK’ün kendisini cumhuriyetin koruyucusu şeklinde lanse ettiğini söyledi. Dursun, “Birçok üniversitede milletin çar-çur edilen parasının hesabı verilmemektedir. Bu hesabın verilmesi için ilk şart dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Anlaşılan Teziç, konu dokunulmazlık olunca susmayı tercih etmiştir. Dokunulmazlık konusunda Teziç, soruyu geçiştirmek yerine ‘kaldırın dokunulmazlığı’ diye bilmeliydi” şeklinde konuştu.
TEZİÇ’E NOTERLİ TEPKİ
Bem-Bir-Sen Genel Eğitim Sekreteri Recayi Karslı da, Teziç’in açıklamalarına tepkisini noter kanalıyla gönderdiği açık mektupla ifade etti. Karslı mektubunda, “Bu ülkede herkes yasalara uymak zorundadır. Geçici olarak doğmuş bu boşluk hiçbir zaman hesap vermeyeceğiniz anlamına gelmez. Elbet sizler de yasaların önünde hesap vereceksiniz” dedi. Mektubunda, sivil anayasa tartışmaları konusunda rektörler tarafından koparılan fırtınanın “saltanatın elden gideceği” korkusundan kaynaklandığını dile getirerek, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu gereğince kaç tane başörtülü öğrenciyi ikna odasında sorguladıklarını, ikna edilemeyen kaç öğrencinin dayatmalarla yurtdışına sürgün edildiğini, vergi dairelerinin kamusal alan sayılıp sayılmadığını, başörtülü vatandaşların vergilerinin kabul edilip edilmediğini, 1996 yılından bu yana kaç üniversite rektörüne hangi sebeple soruşturma açıldığını, kaçına izin verilmediğini açıklamasını istedi.
Vakit
