AİHM'in Kararı Nasıl Çarpıtıldı
İşte uzmanların görüşleri…
Ali İhsan Aydın - İsmail Kul, Murat Aydın - İbrahim Asalıoğlu ve Selçuk Gültaşlı'nın haberi
Laikliğin kalesi Fransa'nın dünyaca ünlü Sorbonne Üniversitesi'nde öğrencilere kıyafet yasağı uygulanmıyor. Üniversite içindeki meşhur 'Onur Alanı'nda farklı inançlara mensup öğrencileri birarada görmek mümkün.
Anayasa değişikliğiyle ilgili tartışmalara katılan YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, üniversitelerdeki yasakçı uygulamalara Avrupa'yı dayanak gösterdi.
Ancak AB üyesi hiçbir ülkede Teziç'in dile getirdiği yasaklamalar üniversitelerde uygulanmıyor. Özellikle üniversite öğrencilerinin dinî vecibelerine göre giyinmesine ilişkin bir yasak bulunmuyor. Türkiye'nin laiklik anlayışını model aldığı ve laikliğin en katı yorumunu uygulayan Fransa'da bile Müslüman öğrenciler derslere istedikleri şekilde giriyor. Avrupa'da en kalabalık Türk nüfusunun yaşadığı Almanya'da da üniversitelere girişte kıyafet yasağı bulunmuyor. Münih Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Bucak, çok sayıda başörtülü Türk öğrencinin üniversitelerde öğrenim gördüğünü belirtirken, herhangi bir yasağın söz konusu olmadığına dikkat çekiyor. Din konusunda Avrupa'nın en özgür ülkelerinden birisi olan İngiltere'de ise sadece hizmet alanlar değil hizmet verenlere yönelik de bir yasak yok. Başörtülü olarak devlet memuru olunabilen ülkede çok sayıda başörtülü Müslüman polis görev yapıyor. Polis üniforması, Müslüman bayan polislerin dinî vecibelerine göre uyarlanmış durumda.
2004'te devlete ait ilk ve ortaöğretim okullarında öğrencilerin büyük haç, kippa ve başörtüsü ile derslere girmesini yasaklayan Fransa, özel ilköğretim kurumları ve üniversiteleri kapsam dışı bıraktı. Fransız üniversitelerinde çok sayıda başörtülü, Müslüman öğrenci hiçbir sorunla karşılaşmadan derslere giriyor. Başörtüsüyle ilgili tartışmalar sırasında üniversiteler de gündeme geldi. Fakat üniversitelerin "özgür alanlar" olarak kalması gerektiği ve öğrencilerin "ergin" insanlar olduklarına dikkat çekilerek yükseköğrenim kurumları kanuna dahil edilmedi.
Öğretmen maaşları dahil masraflarının tamamına yakını devlet tarafından karşılanan Hıristiyan ve Musevi cemaatlerine ait özel kolej ve liselerde de bu yasak uygulanmıyor. Katolik cemaatlerinin işlettiği okulların hemen hepsinin içinde "chapel" adı verilen küçük kiliseler bulunuyor. Fransız Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetiminde çalışan bu kurumlar devlet okulları ile aynı programı takip etmek zorunda. Fakat okul derslerinin dışında öğrencilere seçmeli olarak din dersi alma imkânı tanınıyor. Bu okullar devlet destekli olduğu için eğitim paralı değil. Ailelerden, maaş durumlarına göre sembolik bir ücret talep ediliyor.
Avrupa'da en kalabalık Türk nüfusunun yaşadığı Almanya'da hem üniversitelere hem de ilköğretim okullarına dinî sembollerle girilebiliyor. Almanya'da bu tartışma, Fereşta Ludin isimli Afgan asıllı bir öğretmenin başörtülü olarak ders vermek istemesiyle ortaya çıkı. Ludin'in yargıya başvurması üzerine dava Federal Anayasa Mahkemesi'ne kadar gitti.
Mahkeme, 14 Eylül 2003'te Ludin'i başörtüsünden dolayı işe almama kararının hukuki bir temele dayanmadığı için geçersiz olduğunu bildirdi. Fakat eyaletlerin bir kanuna dayanmak şartıyla başörtülü bir öğretmeni göreve almama hakkının bulunduğuna hükmetti. Bunun üzerine, bazı eyaletler konuyla ilgili kanun yapmaya başladı. Baden-Württemberg ve Bavyera eyaleti, öğretmenler için başörtüsünü yasaklarken Yahudi ve Hıristiyan dinî sembollerine yasak getirmedi.
Gerekçe olarak da Avrupa kültürünün Yahudilik ve Hıristiyanlığın mirası olması gösterildi. Almanya'da eyaletlere göre farklılık gösteren yasak uygulaması, "hizmet alan ve hizmet veren" ayrımına göre düzenleniyor. "Hizmet alanlara" yönelik hiçbir yerde yasak bulunmuyor. Münih Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Bucak, çok sayıda başörtülü Türk öğrencinin üniversitelerde öğrenim gördüğünü belirterek öğrencilere ilişkin bir yasağın söz konusu olmadığını kaydediyor.
Dinî yaşam açısından Avrupa'nın en özgür ülkelerinden birisi olan İngiltere'de sadece hizmet alanlar değil hizmet verenlere yönelik de bir yasak yok. Başörtülü olarak devlet memuru olunabilen ülkede çok sayıda başörtülü Müslüman polis görev yapıyor. Polis üniforması, Müslüman bayan polislerin dinî vecibelerine göre uyarlanmış durumda.
AİHM uzmanı Boyle: Teziç'in yorumu saçma
YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in "Türban yasağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarıyla oluşan hukuki durumdur." şeklindeki açıklamasına Avrupa'dan tepki geldi.
AİHM uzmanlarından İngiliz Prof. Kevin Boyle, Teziç'in yorumunu 'saçma' bulurken, Türkiye'nin yasağı kaldırması durumunda AİHM'nin hiçbir itirazı olamayacağını söyledi. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu da başörtüsü konusunun tamamen Türkiye'nin karar vermesi gereken bir mesele olduğunu açıkladı. AB'nin bu konuda fikir beyan etmesinin mümkün olmadığı kaydedildi. Konuyla ilgili görüşler şöyle:
Prof. Kevin Boyle Essex Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku uzmanı: Teziç'in sözleri saçma. AİHM'nin Leyla Şahin kararının söylediği, bu meselenin tamamen Türkiye'nin işi olduğudur. Yani "başörtüsünü yasaklayın" şeklinde kesinlikle bir yaklaşım yoktur. Söylenen bu işin çözümü Mahkeme'nin değil Türkiye'nin meselesi olduğudur. Mahkeme, Türkiye'ye "başörtüsünü yasaklayın" dememiştir. Türkiye yeni anayasasında yasağı kaldırmaya karar verirse AİHM'ye söyleyecek söz düşmez. Zaten AB'nin 27 üyesinin hiçbirinde başörtüsü yasağı yok.
Kristzina Nagy Genişleme Komiseri Olli Rehn'in sözcüsü: Başörtüsü tamamen Türkiye'nin iç işidir. Bu, Türkiye'nin yürütmesi gereken bir tartışmadır.
Cem Özdemir AP üyesi: Sosyal Demokrat biri olarak başörtüsü yasağına kesinlikle karşıyım. Yasak yeni anayasa ile kaldırılmalıdır. Almanya'da hiçbir okulda başörtüsü yasağı yok, sadece öğretmenlere ilişkin bir tartışma var. Başörtüsü yasağının kaldırılmasını savunanlar, başörtüsü örtmek istemeyenleri de hürriyetlerinin muhafaza edileceği konusunda temin etmelidirler.
Joost Lagendijk Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eşbaşkanı: Başörtüsü yasağına ilişkin ilk teklifi Cem Özdemir ile ben verdim. Yasak konusunda tavrım net: 'Kaldırılmalıdır.' Yasak kaldırılırken, laiklik endişesi olanlar da bir şekilde teskin ve temin edilmelidir.
Emine Bozkurt AP üyesi: Başörtüsü yasağının kaldırılması temel hürriyetlerin tesisi açısından önemli. Kadınlar özgür bir şekilde başörtüsünü taksın ya da takmasın. Kızların okullara gidememesi eğitim hakkını zedeliyor. Üniversite çağındaki her kız kendi kararını verebilecek donanıma sahip. Ancak başörtüsü hakkı başörtüsü takmayanların hürriyetlerine de zarar vermemeli.
HUKUKÇULAR ŞAŞKINLIKLA KARŞILADI?
Bu açıklamalar, anayasa hukukçuları arasında şaşkınlıkla karşılandı. Avrupa'nın hiçbir ülkesinde üniversitelerde başörtüsü yasağı uygulanmadığına dikkat çeken hukukçular, AİHM'nin başörtüsüyle ilgili kararının, Türkiye'nin bu yasağı kaldırmasına engel oluşturmayacağını belirtiyor. Sivil anayasa taslağını hazırlayan bilim kurulunun başkanı anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun, AİHM kararının Türkiye'nin başörtüsü konusunda istediği düzenlemeyi yapmasına hiçbir engel getirmediğini kaydediyor. Uluslararası mahkemenin içtihatlarının insan hakları alanında ulaşılması gereken minimum sınırları düzenlediğine işaret eden eski Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı ve AİHM uzmanı Doç. Dr. Vahit Bıçak, ülkelerin sözleşmeden daha ileri hak tanıyabileceğini vurguluyor. Eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman da, "AİHM'nin kararını 'başörtüsü yasağı serbest bırakılamaz' şeklinde değerlendirmek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni hiç anlamamaktır." tepkisini gösteriyor. Gazi Üniversitesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Köker ise uluslararası mahkemenin "başörtüsü yasak olmalı, serbest bırakılamaz" şeklinde bir karar vermediğini ve veremeyeceğini ifade ediyor. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarının, Anayasa değişikliğine engel olarak gösterilmesini anlamanın mümkün olmadığının altını çizen Köker, "Bu mahkemeler Meclis iradesinin üstünde mi? Bu mahkemelerin kararları şu andaki Anayasa'ya göre verilmiştir. Anayasa değişirse mahkemeler de kararlarını değiştirmek zorundadır. Anayasa değişikliği mahkemenin verdiği karara göre yapılmaz. Mahkemeler anayasaya göre karar verir." dedi.
Yücel Sayman: AİHM, özgürlükleri engellemez
AİHM'nin kararını 'başörtüsü yasağı serbest bırakılamaz' şeklinde değerlendirmek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni hiç anlamamaktır. AİHM'nin sözleşmeden daha ileri bir özgürlük verilmesini engellemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Teziç'in AİHM kararının böyle bir düzenleme yapılmasına engel oluşturduğu görüşüne katılmıyorum.
Levent Köker: Mahkeme kararı, Meclis'in üstünde olmaz
Rektörlerin, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarını Anayasa değişikliğine engel olarak göstermesini anlamak mümkün değil. Bu mahkemeler Meclis iradesinin üstünde mi? Bu mahkemelerin kararları şu andaki Anayasa'ya göre verilmiştir. Anayasa değişirse mahkemeler de kararlarını değiştirmek zorundadır. Anayasa değişikliği, mahkeme kararına göre yapılmaz. Mahkemeler anayasaya göre karar verir.
Vahit Bıçak: Mahkeme, minimum sınırları belirler
Uluslararası mahkeme içtihatları insan hakları alanında ulaşılması gereken minimum sınırları düzenler. Ülkeler, sözleşmeden daha ileri hak tanıyabilir. Örnek olarak AİHM'nin içtihatlarına göre gözaltı süresi 4 gün. Ancak Türkiye dahil birçok ülkede insan haklarını daha fazla güvence altına alacak şekilde gözaltı süresi 24 saat olarak düzenlenmiştir.
Ergun Özbudun: AİHM'nin engel koyması mümkün değil
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)'nin verdiği karar, Türkiye'nin başörtüsü konusunda istediği düzenlemeyi yapmasına hiçbir engel getirmez. Getirmesi de mümkün değil.
Rektörler, AİHM kararını nasıl çarpıttı?
AİHM'in Leyla Şahin kararından yola çıkan rektörler, başörtüsü konusunda artık hukuken düzenleme yapılamayacağını iddia etti.
Darbe anayasasının yol açtığı krizleri çözmeyi amaçlayan sivil anayasa girişimi, bazı çevreleri rahatsız etti. En ilginç tepki, askerî yönetimin ihdas ettiği kurumlardan biri olan Yükseköğretim Kurulu (YÖK)'ndan geldi.
Rektörler Komitesi, dün YÖK Başkanı Erdoğan Teziç başkanlığında olağanüstü toplandı. Komite, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu çalışmaya katkı yapmak yerine taslağın askıya alınmasını istedi. Hazırlanan bildiriyi okuyan Teziç, taslağın hazırlanma şekli ve usulünün, 'toplumda tedirginliğe ve güvensizliğe yol açtığını' öne sürerken, çalışmaların 21 Ekim'deki referandum sonrasına ertelenmesi gerektiğini söyledi. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını savunan Teziç, 'Anayasa'da kılık kıyafet serbestliğini öngörecek bir düzenleme yapılmasının hukuken mümkün olmadığını' iddia etti. 'Üniversitelerde uygulanan türban yasağını Türk mahkemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarıyla oluşan hukuki bir durum' olarak niteleyen Teziç, "Bu hukuki durum ortaya çıkarken, Türk yüksek mahkemelerinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Atatürk ilke ve devrimleriyle birlikte oluşturduğu laiklik tanımı ve yorumu, AİHM tarafından norm ve değerleriyle de uyumlu bulunmuştur." dedi.
Sivil anayasaya benzer bir tepki de Ahmet Necdet Sezer'in görevini Abdullah Gül'e devretmeden birkaç gün önce atadığı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'dan geldi. Yalçınkaya, yaptığı yazılı açıklamada, başörtüsü yasağı konusunda rektörlerle aynı görüşü savundu. Yalçınkaya, "Yargı organlarınca ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce (AİHM) Anayasa ve yasaların verdiği görev ve yetki çerçevesinde yasak getirilen fiiller, yasalarda, hele hele Anayasa'da değişiklikler yapılarak yasal hale getirilmemelidir.'' ifadesini kullandı. Anayasa'nın başlangıç kısmının değiştirilemeyeceğini iddia eden Yalçınkaya, milli iradeyi de tanımladı. Yalçınkaya'ya göre milli irade, oy verenlerle parti yönetiminin aynı düşüncede olduğunu göstermez. Milli iradedeki amaç, halkın kendisini yönetecek kişileri belirli bir dönem seçmek ve parti programına uyulup uyulmadığını denetlemek.
Zaman
