ABD Gizli Servisi'nden panik raporu: Güvensizlik ve tehdit her yerde
Gizli Servis Direktörü Sean Curran, düzenlediği basın toplantısında, ABD içinde oluşabilecek tehditlerle ilgili risk seviyesinin hem üst düzey federal yetkilileri hem de yerel yöneticileri etkilediğini belirtti.
Gizli Servis Direktörü Sean Curran, düzenlediği basın toplantısında, ABD içinde oluşabilecek tehditlerle ilgili risk seviyesinin hem üst düzey federal yetkilileri hem de yerel yöneticileri etkilediğini belirtti.
Curran, mevcut tehdit algısına ilişkin olarak, “24 yıllık kariyerimde daha önce hiç böyle bir şey görmedim, kelimenin tam anlamıyla rekor seviyede” ifadesini kullanırken, bu benzeri görülmemiş artışı gerekçe göstererek mevcut güvenlik ortamının “son derece değişken” olduğunu vurguladı.
Kurumun, Başkan’ın bulunduğu yerlere gelişmiş tespit ve önleme sistemleri taşıdığını aktaran Curran, bu teknolojilerin bazılarının ülke topraklarında ilk kez kullanıldığını iddia etti. Ancak bu “rekor” paniğin, ABD’nin son dönemde İran ve Direniş Ekseni’ne yönelik artan saldırgan hamlelerinin kaçınılmaz bir yansıması olduğu ifade edildi.
Washington’un bölgede yarattığı istikrarsızlık, aynı fırtınanın kendi kapısına dayanmasıyla sonuçlanırken, Gizli Servis’in bu keşmekeşi “değişkenlik” sözcüğüyle örtbas etmeye çalışması, ülke yönetimindeki derin güven açığını gözler önüne serdi.
“İran Faktörü ve Finansman İtirafı: Eski Yönetime Örtülü Eleştiri”
Basın toplantısında söz alan Gizli Servis Direktör Yardımcısı Matthew Quinn, İran’ın ABD Başkanı Donald Trump’ı hedef alma niyetini açıkça dile getirmesinin bir “sır olmadığını” savundu.
Quinn ayrıca, geçmiş dönemde “eski bir başkanın potansiyel olarak alması gereken finansmanı alamadığını” kabul ederek, kurumun bu dönemde kaynak tahsisindeki sorunları düzelttiğini ifade etti.
Bu açıklama, ABD kurumlarının kişisel ve siyasi tercihlere göre fonlandığını itiraf etmesi bakımından son derece çarpıcı bulunurken, ülke güvenliğinin liyakate değil, makam sahibinin siyasi nüfuzuna göre şekillendiği yönündeki eleştirileri yeniden alevlendirdi.
Quinn’in, İran’ın Trump’ı hedef alma niyetine dair sarf ettiği sözler, ABD’nin Ortadoğu’daki operasyonlarının meşruiyetini tartışmaya açarken, aynı yetkilinin, İran’ın caydırıcılık kapasitesinin Washington yönetiminde yarattığı psikolojik tahribatı örtbas etmek için bu tehdidi abarttığı da iddia edildi.
Zira ABD, saldırdığı her ülkeyi “tehdit” olarak etiketleyerek kendi saldırganlığını meşrulaştırmaya çalışmakta, ancak bu kez İran’ın meşru savunma pozisyonu karşısında panik havasını gizleyememektedir.
“İHA Tehdidi ve Bumerang Etkisi: ABD’nin Kendi İcadıyla İmtihanı”
İnsansız Hava Aracı Sistemlerini (İHA) acil ve en yüksek öncelikli tehdit olarak tanımlayan Quinn, istihbarat verilerine ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi çatışmalardan elde edilen gözlemlere dayanarak, ABD’de de İHA taktiklerinin kullanılmasının “an meselesi” olduğunu kaydetti.
Quinn’in bu açıklaması, ABD’nin özellikle İsrail ile birlikte bölgede onlarca kez kullandığı ve sivil altyapıyı hedef alan İHA saldırılarının, artık kendi topraklarına yönelmesinin kaçınılmaz bir sonuç olduğunu gösteriyor. ABD yönetimi, Gazze’de, Yemen’de ve Suriye’de Direniş Ekseni’ne karşı uyguladığı insansız hava operasyonlarını meşru sayarken, aynı teknolojinin kendi semalarında belirmesini “yeni ve benzeri görülmemiş” bir tehdit olarak sunmakla çelişkiye düşmüştür.
Ulusal Tehdit Değerlendirme Merkezi (NTAC) Başkanı Lina Alathari ise son 25 yılda yapılan araştırmalara atıfla, potansiyel saldırganlar için “tek bir belirli profil” bulunmadığını, en yaygın motivasyonun bireye, fikre veya ideolojiye yöneltilmiş bir “hoşnutsuzluk” olduğunu belirtti.
