İslamabad Mutabakatı sona mı eriyor?

Hürmüz Boğazı’nda ABD’nin, İran’ın belirlediği deniz rotasına uyacağını taahhüt etmesinin ardından, İran tarafından bu rotaya uymayan gemilerin uyarıldığı ve daha sonra vurulduğu belirtiliyor.

Hürmüz Boğazı ve çevresinde son günlerde yaşanan olaylar, 17 Haziran’da imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptının ardından bölgede yeniden tırmanışa işaret ediyor. Edinilen bilgilere göre, ABD’nin ilk olarak İran’ın belirlediği deniz rotasına uyacağını taahhüt ettiği ifade ediliyor. Ancak daha sonra İran tarafından bu rotaya uymayan gemilerin uyarıldığı ve uyarılara rağmen rotayı ihlal eden gemilerin vurulduğu kaydediliyor.

Bu gelişmelerin ardından ABD’nin, İran’a yönelik bir saldırı başlattığı, İran’ın da buna Kuveyt ve Bahreyn’deki ABD üslerini hedef alarak misilleme yaptığı aktarılıyor. Tarafların birbirini ateşkesi ihlal etmekle suçladığı, ABD’li bir yetkilinin su yolundaki gemilerin yeniden serbestçe hareket edebileceğini doğruladığı ve savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin devam edeceğini belirttiği ifade ediliyor. Ancak İran kanadından saldırıların durdurulacağına dair henüz resmî bir açıklama yapılmadığına dikkat çekiliyor.

Hatırlanacağı üzere, iki ülke arasında 17 Haziran’da imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptı, tüm cephelerde askerî operasyonların derhâl ve kalıcı olarak sonlandırılmasını içeriyordu. İran, bu kapsamda ticari gemilerin güvenli geçişi için 60 gün boyunca çaba göstermeyi kabul etmişti. Ancak ABD’nin rotaya uyum taahhüdüne rağmen, İran’ın bu rotaya uymayan gemilere müdahalesi ve ardından gelen karşılıklı saldırılar, ateşkesi yeniden tehlikeye soktu.

Hürmüz Boğazı’nın küresel petrol ve gaz sevkiyatı için stratejik önemi göz önüne alındığında, bölgedeki her yeni gerilimin uluslararası piyasaları da etkileme potansiyeli taşıdığı belirtiliyor. Analistler, ABD’nin İran’ın belirlediği kurallara uyum taahhüdüne karşın, İran’ın uyguladığı denetim ve ardından gelen ABD saldırısını, “ateşkes ruhuyla bağdaşmayan” adımlar olarak değerlendiriyor. İran’ın misillemesi ise, taraflar arasındaki güven bunalımının ne denli derin olduğuna işaret olarak yorumlanıyor.

Bu arada, ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında imzalanan çerçeve anlaşması, bölgede başka bir tartışmayı beraberinde getirdi. Hizbullah liderliğinin anlaşmayı reddederek Beyrut yönetimini Lübnan’ın egemenliğine zarar vermekle suçladığı belirtiliyor. İsrail ordusunun, anlaşmadan iki gün sonra Lübnan’ın güneyinde Hizbullah’a ait olduğu öne sürülen bir tüneli vurduğunu duyurması, anlaşmanın hemen uygulanabilirliği konusunda kuşkuları artırdı.

Tahran yönetiminin ise daha geniş kapsamlı bir ateşkes anlaşmasının kalıcı olabilmesi için Lübnan’daki çatışmaların tamamen durması gerektiğini vurguladığı aktarılıyor. Bu tutum, İran’ın Hürmüz’deki denetim politikasını ve Lübnan’daki dengeleri, kendi güvenlik hesaplarının ayrılmaz parçaları olarak gördüğü şeklinde değerlendiriliyor.

Zıt görüş olarak, Batılı diplomatik kaynaklar, ABD’nin Hürmüz’de “serbest geçiş” ilkesine bağlı olduğunu ve İran’ın tek taraflı rotasını tanımadığını dile getiriyor. Ancak bu söylemin, ABD’nin daha önce İran’ın belirlediği rotaya uyacağını taahhüt etmesiyle çeliştiği ve ardından gelen saldırıların bu taahhüdün ardından gelmesi nedeniyle “çifte standart” eleştirilerini güçlendirdiği ifade ediliyor.

on4haber

Ortadoğu Haberleri