İran: Rusya-Çin Desteğine Güvenmenin Sınırları
Diplomasi ile Askeri Seçenekler Arasında İnce Denge
Diplomatik çözüm arayışları ile gerilimi tırmandıran mesajlar arasındaki çelişki giderek daha görünür hale gelirken, askeri seçeneklerin de masada tutulduğu bir süreç yaşanıyor. Son dönemde müzakere masasına dönüş eğiliminin, birbiriyle bağlantılı birçok faktörün sonucu olduğu değerlendiriliyor.
ABD ve İsrail istihbarat raporlarında, protestoların sona ermesiyle birlikte rejimin devrilemeyeceğine dair tespitler öne çıkarken, İsrail dışında bölgesel bir savaş isteğinin bulunmadığı da vurgulanıyor. Buna ek olarak İran ile Rusya ve Çin arasında Kuzey Hint Okyanusu’nda yapılması planlanan ortak askeri tatbikatların önce duyurulması, ardından şubat ayı ortasına ertelenmesi dikkat çekti.
Bu erteleme, yalnızca teknik bir karar olarak değil; diplomasiye alan açarken, müzakerelerin başarısız olması halinde askeri saflaşma ihtimalinin korunduğunu gösteren “çift yönlü bir mesaj” olarak okunuyor.
Askeri Sevkiyat İddiaları ve Caydırıcılık Algısı
Bu gelişmelere paralel olarak, doğrulanmamış bazı iddialar da gündeme geldi. Çin ve Rusya’ya ait askeri nakliye uçaklarının İran’a ulaştığı ve çeşitli askeri ekipman sevkiyatlarının yapıldığı yönündeki haberler, resmî makamlarca doğrulanmadı ya da yalanlanmadı.
Ancak bu iddiaların geniş biçimde dolaşıma girmesi, İran’ın askeri baskılar karşısında tamamen yalnız olmadığı algısını güçlendirdi. Aynı zamanda İran’ın askeri kapasitesini yeniden tahkim etmiş olabileceği ve olası bir savaş durumunda, Haziran 2025’te yaşananlardan daha büyük sürprizler ortaya koyabileceği yönündeki değerlendirmeleri de beraberinde getirdi.
Rusya ve Çin’in Tutumuna Dair İki Zıt Okuma
Bu çerçevede, Rusya ve Çin’in İran’a yönelik olası bir “rejim değiştirme savaşı” karşısındaki tutumu genellikle iki zıt yaklaşımla ele alınıyor.
Birinci yaklaşım, Moskova ve Pekin’in desteğini abartarak, ABD ve İsrail öncülüğünde İran’a yönelik bir savaşın her iki ülke için de aşılması mümkün olmayan stratejik bir kırmızı çizgi olduğu varsayımına dayanıyor.
İkinci yaklaşım ise Rusya ve Çin’in etkisini küçümseyerek, bu ülkelerin ABD’nin müttefiklerine yönelik saldırılarını uzaktan izleyeceğini ve nüfuz alanlarının daraltılmasına fiilen müdahale etmeyeceğini savunuyor.
Daha Gerçekçi Çerçeve: Hesaplı ve Sınırlı Destek
Daha gerçekçi ve dengeli bir okuma ise İran’ı, Rusya ve Çin açısından önemli ancak küresel dengeler bakımından vazgeçilmez olmayan bir ülke olarak konumlandırıyor. Bu bakışa göre, Moskova ve Pekin’in İran’a verebileceği destek; sınırsız, varoluşsal ve koşulsuz bir taahhüt değil, dikkatle hesaplanmış ve çıkar temelli bir destek olacaktır.
Rusya Açısından İran: Coğrafya Öncelikli Yaklaşım
Rusya açısından İran’ın önemi, klasik anlamda stratejik bir müttefik olmasından çok, sahip olduğu coğrafi konumdan kaynaklanıyor. İki ülke arasındaki ilişkiler tarihsel olarak güvensizlik, rekabet ve temkinli iş birliği unsurlarını birlikte barındırdı.
İran, Batı yaptırımlarını aşmaya çalışan Rusya için özellikle Kuzey-Güney Uluslararası Ulaşım Koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na açılan kritik bir ticaret ve enerji güzergâhı konumunda bulunuyor. Ancak bu önem, Moskova açısından hayati değil; daha çok işlevsel ve stratejik bir nitelik taşıyor. Rusya’nın, daha maliyetli ve daha az verimli olsa da Arktik rota ya da Orta Asya ve Pasifik üzerinden alternatif hatlara sahip olduğu biliniyor.
Bu nedenle Moskova’nın temel hedefi, İran’da kaosun önlenmesi, istikrarın korunması ve olası bir dış saldırıya karşı Tahran’ın ayakta kalabilmesidir.
Çin’in Perspektifi: Ekonomi, Enerji ve Risk Yönetimi
Çin cephesinde ise İran, daha geniş bir ekonomik ve jeopolitik ağın parçası olarak değerlendiriliyor. Pekin, İran’ı önemli bir enerji tedarikçisi ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında faydalı bir jeostratejik düğüm noktası olarak görüyor.
Buna karşın Çin, bu ilişkiyi ABD ile doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek askeri ve savunma ittifakına dönüştürmekten özellikle kaçınıyor. Çin dış politikası, riskleri dağıtma ve uzun vadeli projeleri tek bir ülkenin kaderine bağlamama esasına dayanıyor.
Bu nedenle Çin’in İran’da rejim değişikliğine yol açabilecek bir savaşa karşı çıkışı, ideolojik bir yakınlıktan ziyade; küresel ticaret yollarının, enerji akışının ve tedarik zincirlerinin istikrarsızlaşacağına dair kaygılardan kaynaklanıyor.
Sonuç: Destek Var, Güvence Yok
Sonuç olarak, Rusya ve Çin’in İran’la örtüşen çıkarları, savaş senaryosuna karşı durulması ve diplomatik çözüm yollarının desteklenmesi noktasında birleşiyor. Ancak bu ortaklık, İran’ı savunmak adına ABD ile doğrudan bir askeri çatışmaya girme ya da bağlayıcı güvenlik ve savunma garantileri sunma anlamına gelmiyor.
İranlı karar alıcıların da bu dengeyi net biçimde gördüğü ve Moskova ile Pekin’den gelen desteği mutlak bir güvenlik şemsiyesi olarak değil; Batı, ABD ve İsrail eksenine karşı sınırlı ama etkili bir denge unsuru ve diplomatik kaldıraç olarak değerlendirdiği anlaşılıyor.
Kaynak:Almayadeen.net Çeviri:Tevhidhaber
Not: Bu makalede yer alan görüşler el-Tevhidhaber'in görüşlerini yansıtmak zorunda olmayıp, yalnızca yazarına aittir.
Laila Nikula
Lübnan Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler Profesörü