Küresel enerji akışının can damarı doğrudan çatışma alanına dönüşürken, Bab el-Mendeb’de deniz trafiğinin kesilmesi ihtimali de gündeme geldi. Bugün ise Malakka Boğazı, denizler üzerindeki bu mücadelenin yeni cephesi olarak öne çıkıyor.
“Ya herkes için güvenlik ya da hiç kimse için güvenlik” söylemiyle hareket eden Tahran, mücadeleyi Güneydoğu Asya’ya kadar taşımaya hazırlanıyor. Washington ise İran-Çin etkisini sınırlamak amacıyla Endonezya ile savunma anlaşmaları imzalayarak bölgeyi askerileştirmeye yöneliyor. İran liderliğine yakın isimlerden Ali Ekber Velayeti’nin “Bu stratejik geçidin güvenliği artık İran’ın müttefiklerinin elindedir” açıklaması ise dikkat çekiyor.
ABD’nin yürüttüğü “boğazlar savaşı”, İran ve Çin ekonomilerini hedef almayı amaçlarken; Tahran buna karşılık “deniz sahalarının birliği” doktrinini devreye sokuyor. Bu stratejiyle İran, Hürmüz’den başlayarak Malakka’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada caydırıcılığını artırmayı hedefliyor.
İran’dan “deniz sahalarının birliği” stratejisi
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz’de İran limanlarına yönelik deniz ablukasını artırdığı bir dönemde, İran bu baskıya karşılık stratejik denge kurmaya çalışıyor. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ile Malakka Boğazı’nın güvenliği arasında doğrudan bir bağ kurarak yeni bir caydırıcılık hattı oluşturuyor.
İran kaynaklarına göre Hürmüz, Bab el-Mendeb ve Malakka arasında kurulan bu bağlantı, “zincirleme karşılık” stratejisine dayanıyor. Velayeti’nin ifadeleriyle, “Her türlü hile zincirleme bir karşılıkla cevap bulacaktır.” Buna göre Bab el-Mendeb Yemenlilerin kontrolünde, Hürmüz ve Malakka ise İran ve müttefiklerinin etki alanında değerlendiriliyor.
İran Malakka’ya nasıl uzanıyor?
İran’ın Malakka üzerindeki etkisi doğrudan askeri varlıktan ziyade “müttefik ağları” üzerinden şekilleniyor. Bu noktada Çin, ABD’nin bölgedeki tek taraflı hakimiyetine karşı İran ile örtüşen stratejik bir ortak olarak öne çıkıyor.
2026 tarihli denizcilik raporlarına göre İran ve Çin’e ait “gölge filo” Malakka’da önemli bir güç oluşturuyor. Washington’un Endonezya ile yaptığı anlaşmalar ise Pekin tarafından doğrudan bir tehdit olarak görülüyor.
İran ayrıca Malezya ve Endonezya’daki anti-Amerikan kamuoyundan faydalanarak “yumuşak gücünü” artırıyor. Uzmanlara göre bu durum, siber ve hibrit operasyonlar dahil olmak üzere alışılmışın dışında müdahale yöntemlerini mümkün kılıyor.
ABD’nin Malakka hamlesi: Çin’i çevreleme stratejisi
ABD ile Endonezya arasında Nisan ayında imzalanan savunma anlaşması, diplomatik bir gelişmenin ötesinde “stratejik bir yön değişimi” olarak değerlendiriliyor. Analistlere göre Washington, Hürmüz’de sıkışan stratejisini Malakka’ya taşıyarak yeni bir baskı noktası oluşturmayı hedefliyor.
Bu yaklaşım, deniz hakimiyetinin küresel güç için belirleyici olduğunu savunan Alfred Mahan’ın teorisini yeniden gündeme getiriyor. ABD, Singapur ile geçmişte yaptığı anlaşmalara ek olarak Endonezya’nın askeri modernizasyon ihtiyacını kullanarak bölgede güvenlik sağlayıcı rolüne soyunuyor.
Ancak asıl hedefin İran’dan çok Çin olduğu belirtiliyor. Zira Çin’in deniz ticaretinin yüzde 60’tan fazlası Malakka’dan geçiyor. İran’ın Hürmüz’de petro-yuan uygulamasına yönelmesi de ABD’yi bu hamleye iten faktörler arasında gösteriliyor.
Endonezya’da “çekilme riski” tartışması
Endonezya içinde ise ABD ile yapılan anlaşmalar tartışma konusu. Askeri çevrelerden gelen uyarılarda, ABD’ye verilen hava sahası ve üs kolaylıklarının ülkeyi büyük güçler arası çatışmaya sürükleyebileceği belirtiliyor.
Uzmanlara göre bu durum, Endonezya’nın bağımsız dış politika anlayışıyla çelişiyor ve ülkeyi kontrol edemeyeceği krizlerin içine çekebilir.
Malakka Boğazı: Küresel ekonominin kilit noktası
Malakka Boğazı, yaklaşık 800 kilometrelik uzunluğuyla dünyanın en kritik ticaret yollarından biri olarak kabul ediliyor. Hint Okyanusu ile Pasifik’i birbirine bağlayan bu geçit, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 40’ını taşıyor.
Her yıl 50 binden fazla geminin geçtiği boğaz, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore’nin enerji ihtiyacında hayati rol oynuyor. Bu nedenle bölgede yaşanacak herhangi bir gerilim, küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabilir.
Uzmanlara göre Malakka’da yaşanacak bir çatışma, petrol fiyatlarını hızla yükseltebilir ve küresel ekonomiyi 2008 krizinden daha ağır bir durgunluğa sürükleyebilir.
Yeni dünya dengesi: Çok kutuplu deniz stratejisi
İran ve Çin, ABD’nin deniz yollarını askerileştirme stratejisine karşı alternatif projeler geliştiriyor. Bunlardan biri, Malakka’yı bypass edecek Tayland merkezli “Kra Kanalı” projesi.
Genel tabloya bakıldığında, 2026 itibarıyla denizlerdeki güç mücadelesi yeni bir aşamaya geçmiş durumda. ABD’nin baskı politikası, sadece rakiplerini değil müttefiklerini de risk altına sokuyor.
İran ise “deniz sahalarının birliği” stratejisiyle, Hürmüz’den Malakka’ya uzanan geniş bir caydırıcılık hattı oluşturmuş durumda. Bu gelişmeler, uluslararası sistemde tek kutuplu düzenin sona erdiğini ve çok kutuplu bir deniz hakimiyeti dönemine girildiğini gösteriyor.