Nureddin Şirin/Filistin'e Yürüyüş Komitesi Türkiye Organizatörü
İKİNCİ BÖLÜM
Canımız kanımız Filistin'e, Kudüs'e, Aksa'ya feda olsun.
Filistinli ve Ürdünlü kardeşlerimizin başlattığı yürüyüşlerin ilkinde, birkaç tane Filistinlinin polis tarafından gözaltına alınıp zırhlı polis aracına konulduğunu gördüğümüzde bizler de polis aracının üzerine yürüdük. Önümüze komandolar çıktı ve bizlere vurmaya başladı. Biz yine de polis aracına konulan Filistinli kardeşlerimizi kurtarabilmek için polis aracının peşinden koşmaya başladık, ancak polis aracı çok hızlı bir şekilde bölgeden uzaklaştı. Polisin şiddetli müdahalesi üzerine tekrar bölgeye çekildik. Birkaç kez barikatı yarma girişimi başarısız kalınca ve akşam vakti girince, bu kez son bir hamle yapmak üzere yürüyüş inisiyatifini ele almayı planladık, arkadaşlarımızla istişare ederek, bir ön hat oluşturmayı ve Türkiyeli Filistin gönüllüleri olarak barikatı yarmayı istedik.
Arkadaşlarımızı bir araya toplayarak, önümüzde Mavi Marmara şehidleri pankartı ile polis barikatına doğru yürümüye başladık. Bunu gören diğer kardeşlerimiz de topluca arkamızda toplandılar. İlk defa daha kararlı ve güçlü bir irade oluşmuştu. Filistinli ve Ürdünlü kardeşlerimiz bizim bu inisiyatifimizi takdir ederek Türkiye lehine sloganlar atmaya başladılar. Polis barikatının önüne geldiğimizde, polis bu kez daha sert bir yarma girişimi olacağını hesap ederek kendilerini yeniden konuşlandırdılar ve destek güçleri yanına aldılar.
Artık Ürdün rejim güçleri ile yüz yüze idik. Polislerden bazılarının mahcup bir şekilde durduklarını, içlerinde bir burukluk olduğunu görüyorduk. Barikat kuran polislere arapça olarak "ente müslim la ceyşul İsrail" "siz müslümansınız, İsrail askeri değilsiniz" dediğinde polislerden biri bize "meakum" yani "ben de sizinleyim" diye karşılık verince ona sarılıp alnından öptüm. Bunun üzerine, diğer Filistinliler de o polisi öptüler.
Tam bu sırada arkadan öne doğru bir yüklenme oldu. Doğal olarak bizler de barikat kuran polislere doğru yüklendik. Yoğun yüklenme dolayısıyla polis gerilemeye bazı yerlerden barikat yarılmaya başladı. Rejim güçleri bizleri bu şekilde önleyemeyeceğini anlayınca, ellerindeki odun, jop, kalas ne varsa çok sert bir şekilde bizlere vurmaya, ayrıca tekme ve yumruk atmaya başladı. İlk saldırı sırasında elindeki kalasla bana vurmaya çalışan bir polisi bloke etmek için sol kolumu uzattığımda polisin kalası elimde kırıldı. Ancak bizler yine de meşru müdafaa yaparak polisin üzerine yürümeye çalıştık. Gördüğüm kadarıyla polisin joplarının çoğu kardeşlerimizin başlarında kırılıyor, kardeşlerimiz kana bulanıyordu. Bizler ve Filistinli kardeşlerimiz polisin bu saldırısına direndik.
Polis ve özel komandolar joplarla bizi etkisizleştiremeyeceklerini anlayınca çok yoğun bir şekilde gözyaşartıcı bomba atmaya başladılar. Tabi bu da bizi etkiledi. Bazı kardeşlerimiz gazın etkisiyle dengesini kaybederek yere düştü, bazıları da geri çekilmeye başladı. Ben de gazdan etkilenmiştim. Bu arada aklıma kızım Masume geldi. Gazdan etkilenmiş olabileceğini düşünerek onu aramaya başladım, göremeyince arkadaşlarıma sordum. Onlar, Masume'ye otobüse götürdüklerini ve selamette olduğunu söyleyince tekrar alana dönüp diğer kardeşlerimizin durumunu öğrenmeye çalıştım. İlk gördüğüm Cenk kardeşimizin başının yarıldığı ve sargısında kanlar olduğu idi. Bu arada yaralanan bir çok Filistinliye de yerlerde müdahale edilmeye çalışılıyordu.
Ancak Ürdün rejim güçlerinin hedefi yalnızca yürüyüşü dağıtmak değil, aksine bu yürüyüşe katılanları topluca cezalandırmak ve kelimenin tam anlamıyla linç etmek istiyordu. Bu sırada sivil giyinimli rejim istihbarat unsurları ve kiralık çeteleri alandaki bizlere ve Filistinli kardeşlerimize yoğun bir taş saldırısına başladılar. Atılan gaz bombalarının etkisi sürerken atılan bu taşlar çoğunlukla isabet ediyor ve özellikle başlara isabet eden taşlar insanların yara alıp kanlı bir şekilde yere düşmelerine sebep oluyordu. Kardeşlerimiz genellikle yaralı bir şekilde alanın diğer bir yanı alan yüksek tepeye doğru koştular. Biz ise alanda kalmıştık, çünkü otobüsümüz meydandaydı. Bizim yapacağımız otobüse binip alandan uzaklaşmaktı. Bizler otobüse binmeye başladık. Fakat birçok Filistinli kardeşimiz öldürülecekleri endişesiyle bizim otobüsümüze akın edip "bizi de alın yoksa bizi öldürecekler" deyince otobüs tıklım tıklım doluncaya kadar hepsini aldık. O sırada otobüse binen Filistinli bir bayan "annem dışarıda kaldı, ne olur onu da alın, öldürecekler annemi!" deyince iki arkadaşımızla birlikte otobüsten inip annesini aramaya başladık. Ancak dışırada tam bir ölüm pazarı vardı. Çığlıklar, bağrışmalar birbirine karışıyordu. Allah'tan Filistinli hanım otobüse geldi, onu içeri aldık, hareket etmek istedik. Fakat bizim kafileden Necat kardeşimiz otobüste değildi. Onu da almalıydık. Yine iki kardeşimizle birlikte otobüsten inip onu aramak isterken, öylesine yoğun taş atışı geldi ki, taşlar doğrudan otobüse isabet ediyordu. Kendimizi biraz kollamaya çalıştıysak da taşlar dönrt bir taraftan geldiği için kendimizi korumamız mümkün değildi. Otobüste de bir panik başlamıştı. Otobüsümüze aldığımız Filistinli kardeşlerimiz, ki bunların çoğu hanım idi, öldürülecekleri endişesiyle büyük bir korku yaşamaya çığlıklar atmaya başladılar. Bunun üzerine, Necat kardeşimizi aramaktan vazgeçip hızlıca otobüse bindik ve oradan uzaklaşmaya başladık. 100 metre kadar gitmemiştik ki, atılan büyük bir taş otobüsün arka camına isabet etti. Cam büyük bir gürültüyle kırıldı. Taş yağmuru devam ediyordu. Atılan taşlardan biri otobüsün arka kısmında olan Kadir kardeşimizin başına isabet etti ve kardeşimizin başı kana bulandı. İkinci, üçüncü, dördüncü taşlar da otobüsün camlarını indirmeye başlayınca otobüste tam bir can pazarı yaşanmaya başladı. Doğal olarak otobüste bulunan Filistinli hanımlar çok korkmuşmardı. Otobüsümüz meydandan çok yavaş uzaklaşabiliyordu. Hava tamamen kararmıştı. Etrafta yol kenarına dizilmiş arabalarına binerek uzaklaşmak isteyen Filistinli kardeşlerimizin araçları rejim polisi ve istihbarat elemanlarının saldırısına uğradı. Filistinli kardeşlerimiz araçlarından indiriliyor, başlarına şiddetli vuruluyor ve araçlarının camları kırılıyordu. Rejim güçlerinin gözleri tamamen dönmüştü. Oradaki Filistinlileri öldürmeden durmayacak gibiydiler. Halbuki bu sahneler siyonist rejim askerlerinin saldırılarında bile görülmüyordu. Ama Ürdün rejimi siyonist rejimin çıkarlarını korumak için ondan daha çok barbarlaşmıştı.
Bu sırada 23 yaşındaki Cemal kardeşimizin kalp krizi geçirmesi üzerine, otobüste başka bir panik başlamıştı. Cemal kardeşimiz koltuğundan kaldırılarak koridora uzatıldı. Sağlıkçı olan Mehmet Ali kardeşimiz ile otobüsümüzde bulunan Filistinli bir doktor şuurunu kaybeden Cemal kardeşimize kalp masajı ve diğer müdahalelerle onu kendine getirmeye çalıştılar. Yarım saatten fazla süren müdahale sonunda Cemal kardeşimiz yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı.
Cemal kardeşimizin şehid olacağını düşünerek, otobüsteki kardeşlerimiz sık sık tekbir getirerek "birruh biddem nefdike ya Aksa" sloganları atıyordu. Bu sırada Abdullah kardeşimiz ise Türkiye ile telefon iritbatı kurarak yaşanan hadiseleri aktarıyor, Hakan Albayrak kardeşimizle görüşmesinde Ürdün rejim güçlerinin barbarca saldırısını anlatıyordu. Sağolsun Hakan kardeşimiz dışişleri bakanlığı ile irtibat kurarak, otobüsümüzün can güvenliğinin sağlanması için gereken adımların atılmasına yardımcı oldu. Ardından Ürdün'deki Türkiye büyükelçiliği görevlileri bize telefonla uğraşarak durum hakkında bilgi aldı ve nerede olduğumuzu sordu. Ben de kendilerine durumu anlattım ve Amman'a doğru gittiğimizi, bir kardeşimizin kalp krizi geçirdiğini, birkaç arkadaşımızın değişik yerlerinden yaralandığını ve ilk işimizin bir hastaneye gitmek olduğunu söyledim. Onlar da gereken takibi yaptıklarını söylediler.
Amman'a vardığımızda, otobüsümüzde bulunan Filistinlileri indirdik. Güven içinde saldırı ortamından kurtulmuş olmalarından dolayı büyük bir sevinç içindeydiler. Bize sürekli dua ediyorlardı. Birbirimize sarılıp kucaklaştık. Bize olan sevgi, muhabbet ve minnettarlıkları gözlerinden akan gözyaşlarından belli oluyordu.
Onlara son olarak şunu söyledim:
"Bugün, siyonist rejimin kolluk kuvvetleri olan Ürdün polisi bize böyle zalimce saldırarak Filistin sınırına yaklaşmamızı engelledi. Sizinle tekrar buluşacak ve bu kez Filistin'in tam ortasına gidecek ve Özgür Kudüs'te hep birlikte zaferimizi kutlayacağız. Canımız kanımız Filistin'e, Kudüs'e, Aksa'ya feda olsun. Hepimiz Kudüs'ün askerleriyiz. Yaşasın Kudüs, Yaşasın direniş"
Filistinli kardeşlerimizle vedalaştıktan sonra otobüsü özel bir hastanenin önüne çektik ve yararı kardeşlerimizin tedavisi için hastaneye geçtik"
Devam edecek
BİRİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYINIZ