ABD Adalet Bakanlığı’nın geçtiğimiz haftalarda kamuoyuyla paylaştığı milyonlarca “Epstein belgesinin” arasında kısa bir “röportaj” da vardı. Görüşmenin son saniyelerinde on bir kez tekrarlanan “şeytan” ithamıyla aslında Epstein’e bir şeytan olmadığını açıklama fırsatı veriliyordu. Bağlamından koparılarak dolaşıma sokulan video artık Epstein’in şeytan olmadığını değil, tam tersine, şeytanın ta kendisi olduğunu iddia ediyordu ve iddia sürekli tekrarlanarak kendi kendini “kanıtlıyor”/akılda tutuluyordu
Genç kadınların ve kız çocuklarının mağdur edildiği cinsel sömürü amaçlı insan ticareti davasına ilişkin ABD Adalet Bakanlığı’nın geçtiğimiz haftalarda kamuoyuyla paylaştığı milyonlarca “Epstein belgesinin” arasında kısa bir “röportaj” da vardı. Sadece Epstein’in göründüğü bir dakika elli üç saniyelik röportajda soruları kimin sorduğu kadar videonun nerede, ne zaman ve hangi amaçla kaydedildiği de anlaşılmıyordu. Ama milyonlarca belgenin arasından sıyrılıp, gündeme oturmayı başarmıştı.
Röportajın ilginç bir özelliği, açıklayıcı bir sözcük olarak “şeytana” ve “şeytaniliğe” başvurma sıklığıydı. Bir dakika elli üç saniyelik videonun son saniyelerinde tam 11 kez “şeytan” geçiyordu. Röportajı yapan, Epstein’e “Kendinizi şeytanın ta kendisi olarak görüyor musunuz?” diye art arda soruyordu.
“Çünkü şeytandaki tüm özellikler var sizde, şeytan kadar zekisiniz…”
“Şeytanın ta kendisi misiniz?”
“Keşke bizde de böyle gazeteciler olsa!”
Röportajı yapanın Epstein’in üzerine gittiği izlenimini veren bu kısa videoya tepkiler farklıydı. BBC Türkçe’nin/Türkiye’nin izleyicileri, örneğin, röportajı “İşte gazetecilik budur!” diye selamlar ve “Gazeteci çok cesur”, “Soruları çatır çatır soruyor”, “Keşke bizde de böyle gazeteciler olsa” diye temenni ederken BBC News’in izleyicileri Epstein’in sürekli kesilmesi, sözünü tamamlayamaması ve izleyicinin çoğunlukla röportajcıyı dinlemek zorunda kalmasına tepki gösteriyordu. “Berbat bir röportajcı” deniyordu. “Robot gibi soruları art arda sıralıyor.” “Birinden bilgi almak istiyorsanız konuşmasına izin verirsiniz.” “Şeytan mısınız gibi aptalca retorik sorular sormazsınız.”
Bu ikisi kabaca iki farklı kamuoyu olarak alınırsa, birinin anlamaya ötekinin hesap sormaya yatkınlığı açıktı. Oysa o kısacık video anlamaya da hesap sormaya da yeterli değildi. Çünkü ne BBC Türkçe yorumcularının selamladığı gibi “gazeteci” cesur, ne de BBC News yorumcularının yakındığı gibi Epstein susturulmuştu.
Resmin bütünü
Sosyal medyada mecra mecra dolaşıp “öncü işlevini” gördükten sonra bu bir dakika elli üç saniyelik kaydın nereden çıktığı anlaşıldı. İki saatlik bir görüşmeden alınmıştı. Bir gazetecinin sorularıyla Epstein’i haşladığı bir röportaj da değil, daha çok birbirini iyi tanıyan iki arkadaşın sohbeti gibiydi. Sohbetin içeriği zengindi. Santa Fe Enstitüsü ve Harvard Evrimsel Dinamik Programı gibi akademik girişimlerin finansörlerinden olan ve “entelektüel kapasitesi” Chomsky’e kadar uzanan Epstein bilim, felsefe ve ekonomiden, Sokrates, Newton ve kuantum fiziğinden konuşuyordu. Karşısındaki soruyor Epstein entelektüel bir havada anlatısını kuruyordu.
Sonradan ortaya çıktığına göre bu video 2019 yılında ve Epstein’in New York’taki evinde kaydedilmişti. Röportajı yapan da gazeteci filan değil fakat Donald Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon’du. Cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklediği bir sırada Epstein’le yapılan görüşmenin daha sonra bir belgesele dönüştürülmesi planlanıyor ve çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarından 2008’de zaten mahkûm edilmiş Epstein’in kamuoyundaki imajını düzeltmeyi amaçlıyordu.
Genel olarak dostane bir havada geçen görüşmenin, geçen haftalarda önden dolaşıma sokulan son iki dakikasına gelindiğinde fakat üslup nasılsa birden sertleşiyordu ve belli ki Epstein’i kamuoyu tepkilerine hazırlayan Bannon “cesur” bir gazeteci gibi “Kendinizi şeytanın ta kendisi olarak mı görüyorsunuz?” diye sormaya başlıyordu.
“Siz şeytanın ta kendisi misiniz?”
“Şu an elimde bıçak, birilerini öldürmeye gidiyorum!”
Görüşmenin son saniyelerinde on bir kez tekrarlanan “şeytan” ithamıyla aslında Epstein’e bir şeytan olmadığını açıklama fırsatı veriliyordu. Ama geçtiğimiz haftalarda söz konusu cinsel sömürü ağının devlet başkanları, dolar milyarderleri, İngiliz kraliyet mensupları, ünlüler, akademisyenler ve genel olarak her mecradan “güçlü isimlere” uzandığı belgelenince tekrarlanan ve aslında aksini kanıtlamaya yönelik bu itham bir iddiaya dönüştü. Bağlamından koparılarak dolaşıma sokulan video artık Epstein’in şeytan olmadığını değil, tam tersine, şeytanın ta kendisi olduğunu iddia ediyordu ve iddia sürekli tekrarlanarak kendi kendini “kanıtlıyor”/akılda tutuluyordu.
Tekrara dayalı bu “kanıtlama”/hatırlatma yöntemi yeni nesil Netflix filmlerinde sıkça kullanılır. Oyuncu Matt Damon yakın dönemli bir röportajında, filmlerde replikleri artık birkaç kez tekrarlamak zorunda kalışından yakınır. Netflix yapımcıları, telefonlarıyla sürekli meşgul olan günümüz izleyicilerinin filmi takip etmekte zorlandıklarını bu nedenle oyuncuların olay örgüsünü ve şu an nerede ve ne yaptıklarını sürekli hatırlatmalarını ister. Dikkati dağılmış, telefonuyla meşgul bir kitlenin zihnine ancak tekrar yoluyla ulaşılır. Artık dolaylı anlatıma yer yoktur. Cümleler tekrar edilmeli ve filmin olay örgüsü izleyiciye sürekli olarak ve tane tane hatırlatılmalıdır.
“Şu an elimde bıçak, ne yapıyorum, birilerini öldürmeye gidiyorum!”
Bir dakika elli üç saniyelik “öncü” Epstein videosu, günümüzün dikkâti kolayca dağılan aynı izleyici kitlesine seslenir:
“Şu an elimde kayıt, ne yapıyorum, şeytanı teşhir ediyorum!”
“Bu bir pipo değildir.”
Bu apaçıklığa veya görünenin olduğu gibi olduğu savına Magritte, 1928-1929 yılları arasında yaptığı bir dizi tablodan biri olan bir pipo resmiyle yanıt verir. Hatırlanacaktır, Magritte’in İmgelerin İhaneti adını verdiği resimdeki piponun altında “Bu bir pipo değildir” yazar. Gözün gördüğünü açık açık inkâr eden bu resimde Magritte imgeyle/bakılanla ona bakan arasında bir mesafe kurmayı amaçlar ve böylelikle, görünen ile gerçeğin eşitliğini bozar. Sonuç; “Baktığın şey, sandığın şey değildir!”
Şeytan dendikçe Epstein’in şeytanlaştığı, karakterindeki şeytaniliğin görünür olduğu ve bütün kötülükleri tek başına yüklendiği, apaçık “bir pipo resmi çizen” bir dakika elli üç saniyelik “resmin” altında da aslında farklı kelimelerle yazılmış bir “Bu bir pipo değildir” yazar. Bannon’un durmadan “Siz şeytan mısınız?” diye sormasına karşılık zira Epstein “Hayır…” diye yanıt verir.
“Ama iyi bir aynam var.”
BBC Türkçe’nin bir hata da olabilecek tercihine göre bu “Ama iyi bir aynayım” diye çevrilmişti. İlkinin, iyi bir aynam var, aynaya bakıyorum ve bir şeytan görmüyorum, şeklindeki yüzeysel anlamı dışında her ikisi de benzer bir yoruma müsaitti. İyi bir aynam var ve bunu size tutuyorum veya iyi bir aynayım ve sizi yansıtıyorum.
Pamuk Prenses’in “Ayna ayna söyle bana…” diye soran kötü üvey annesi, istediği yanıtı alamayınca aynayı kırmıştı. 2019 yılında cinsel sömürü amaçlı insan ticaretinden tutuklanan Epstein kısa bir süre sonra hücresinde ölü bulundu. Resmi açıklama intihar ettiği yönündeydi. Oysa durum şüpheliydi. Zira Epstein’in aynası birçok “önemli” ismi yansıtabilir ve bir an önce ortadan kaldırılmalıydı. Sonuçta ayna kırılmış, şeytan ölmüştü.
“Bu bir şeytan değildir!”
Aynanın kırılmasından beş buçuk yıl sonra bugün, fakat yansıması görünür oldu. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan milyonlarca belgeyle, Epstein’in istismar ağının nerelere uzandığı anlaşıldı.
Adalar satın alan, jetler uçuran, devletler deviren ve sırf ekonomik sistem buna müsait diye milyarlarca insanı açlığa ve yoksulluğa mahkum eden bir zenginliğin “özgürlükler adasına” bakıp, o halde, şeytan diye gözümüze sokulan büyük resmin altına yazmalıdır.
“Bu bir şeytan değildir!”
Fakat dünyanın oligarklarının, emlak ve teknoloji devlerinin, finansal spekülatörlerin, havanın, suyun ve denizlerin, Afrika’nın kobalt savanları, yağmur ormanları ve “spor” için avlanan aslan ve kaplanların ve uzayın ve Ay’ın ve Mars’ın, kısacası yerlerin ve göklerin efendilerinin “devletsiz” bir devletler sisteminde ipini koparması ve nihayet kız çocuklarının bedenleri de dahil işgal edemeyecekleri bir “coğrafya” bırakmamasıdır.
Ayna kırılmış, ama yansıması bizledir!(Zeynep Yıldırım/T24)