Bu eşi görülmemiş askeri yığınak, yalnızca İran'ı değil, tüm Direniş Cephesi'ni hedef alıyor. Akdeniz'de 10, Umman Denizi'nde 10, Aden Körfezi'nde 1 ve Basra Körfezi'nde 2 savaş gemisiyle bölge adeta kuşatma altına alınmış durumda.
Bu ağır tehditlere rağmen, Direniş Cephesi ülkeleri ve hareketleri, ulusal egemenliklerini ve bağımsızlıklarını koruma konusundaki kararlılıklarını defalarca göstermiştir. İran'ın hipersonik füzeleri, Yemen'in insansız hava araçları ve Lübnan Hizbullah'ının hassas füzeleri, ABD'nin bu devasa donanmasına karşı caydırıcı birer güç olarak durmaktadır. İranlı yetkililerin son günlerde yaptığı, "savaş başlatmayız ama başlatılırsa bitiren biz oluruz" şeklindeki açıklamalar, bu kararlılığın açık bir ifadesidir.
Görünen o ki, ABD'nin bu "armada" diplomasisi, bölge halklarını yıldırmak bir yana, onların direnme iradesini daha da perçinleyecek ve Direniş Cephesi içindeki dayanışmayı güçlendirecektir. Cenevre'de başlayacak müzakereler, bu askeri tehdit gölgesinde değil, ancak eşitler arasında bir diyalogla sonuç verebilir.
ON4HABER