Batı Asya tarihi eşikte: Savaş mı, müzakere mi?

ABD ve Siyonist rejim ile İran arasında tırmanan gerilim, bölgeyi tarihinin en tehlikeli eşiklerinden birine sürüklüyor.

Bölge ve dünya, modern ve çağdaş uluslararası ilişkiler tarihinde, en azından Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan bu yana en tehlikeli dönemlerinden birinden geçmektedir. Son dönemde gözler ve nefesler, Washington ile “Tel Aviv” ve Tahran arasında tırmanan gerilimle birlikte, Moskova ve Pekin başta olmak üzere Londra, Paris, Berlin, Ankara, Kahire, Riyad ve Doha gibi bölgesel ve küresel karar merkezlerine çevrilmiş durumdadır.

Bu kapsamda temel soru şudur: Bölgede büyük bir savaş mı patlak verecek? Yoğun askeri yığınak, tehdit dili, güç gösterileri ve karşılıklı restleşmeler, topyekûn bir bölgesel savaşa mı işaret ediyor? Yoksa tüm bu tırmanış, psikolojik savaş ve baskı aracı olarak kullanılıp, taraflar yeniden müzakere masasına mı dönecek?

Açık Olasılıklar

Mevcut tablo, üç temel olasılığı gündeme getirmektedir:

Birinci olasılık:
Siyonist rejimin İran’a tek başına saldırması ve ardından ABD’nin bu savaşa dâhil olmasıdır. Ancak mevcut koşullarda bu ihtimal zayıf ve düşük olasılıklı görünmektedir. Washington-Tahran hattındaki doğrudan gerilim, bu senaryoyu geri planda bırakmaktadır.

İkinci olasılık:
ABD ve Siyonist rejimin eş zamanlı ve ortak bir saldırıyla İran’a karşı savaşı başlatmasıdır. Bu saldırının İran’la sınırlı kalmayıp Lübnan’daki direnişi, Irak’ı ve Yemen’i de kapsaması ihtimali güçlüdür. Bu senaryo, en yüksek olasılığa sahip ve ciddiyetle gündemde olan ihtimal olarak öne çıkmaktadır.

Üçüncü olasılık:
ABD’nin İran’a tek başına saldırması, Siyonist rejimin ise doğrudan savaşa girmeden geri planda kalmasıdır. Bu ihtimal gerçekçi değildir. Zira Siyonist rejim, savaş kararının asli unsurlarından biridir ve olası bir çatışmada İran’ın tepkisinden muaf kalması mümkün değildir.

Olası Senaryolar

Bu olasılıklarla bağlantılı olarak üç senaryo öne çıkmaktadır:

Birinci senaryo:
ABD’nin İran’a karşı sert ve sınırlı bir saldırı düzenlemesi. Ancak Tahran açık şekilde ilan etmiştir ki böyle bir adım, savaşın derhal bölge geneline yayılmasına yol açacaktır. Bu nedenle bu senaryo, Washington açısından ciddi riskler barındırmaktadır.

İkinci senaryo:
ABD’nin sınırlı ve düşük yoğunluklu bir saldırı gerçekleştirmesi, İran’ın da meşru savunma hakkı çerçevesinde orantılı bir karşılık vermesi. Bu, her iki tarafın da “itibarını koruma” amaçlı bir güç gösterisiyle yetinmesini öngörmektedir. Ancak bu senaryo, müzakerelerin seyrine bağlı olarak belirsizliğini korumaktadır.

Üçüncü senaryo:
ABD ve Siyonist rejimin birlikte kapsamlı ve yıkıcı bir saldırı başlatması ve buna karşılık İran’ın sınırsız ve çok cepheli bir yanıt vermesi. Tahran bu durumda söz konusu savaşın, ABD ve Siyonist rejimle son ve belirleyici hesaplaşma olacağını vurgulamaktadır. Bu senaryo, yalnızca bölge için değil, küresel güvenlik açısından da son derece tehlikelidir.

Savaş mı, Müzakere Çanları mı?

Tarihsel deneyimler, her güç gösterisinin mutlaka savaşa yol açmadığını göstermektedir. Küba Krizi gibi örnekler, büyük çatışmaların son anda diplomasiyle engellenebileceğini ortaya koymuştur.

Ancak bugün gelinen noktada soru nettir:
Savaş tamtamları mı ağır basacak, yoksa müzakere çanları mı?
Bunun yanıtı, Washington’un saldırgan politikalarında ısrar edip etmeyeceğine ve direniş ekseninin caydırıcılık kapasitesinin ne ölçüde devreye gireceğine bağlıdır.

Ortadoğu Haberleri

Gazze’yi Terk Edin Adımı! İşgalci İsrail’den Refah Kapısı Kararı