İran İslami Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Dr. İbrahim Azizi, SNN televizyonuna verdiği mülakatta, İran’ın ulusal güç unsurlarını, ABD ile yürütülen müzakere süreçlerini ve bölgede yaşanan askeri gerilimlerin perde arkasını detaylandırdı.
Gazeteci Şayan Donyadideh’in sorularını yanıtlayan Azizi, İran’ın stratejik doktrininin temel taşlarını açıklarken, özellikle son yıllarda Washington yönetimi ile yaşanan krizlerin kronolojik bir dökümünü yaptı.
Azizi, mülakatın başında İran’ın güç bileşenlerini analiz ederek, “Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inanç, irade, vahdet, liderlik, halk, silahlı kuvvetler, jeopolitik konum, bölgesel etkinlik ve nükleer kapasite bizim temel güç kaynaklarımızdır” dedi.
İnancın en büyük güç olduğunu ifade eden Azizi, “Halkın inancı üzerine kurulu bir güç, en sarsılmaz kuvvettir. Biz bu iradenin tecellisini devrimde, sekiz yıllık kutsal savunmada ve son askeri karşılaşmalarda gördük” değerlendirmesinde bulundu.
“Halkın iradesi askeri zaferlerin en büyük dayanağıdır”
İran’ın ulusal güç inşasında halkın ve ordunun oynadığı role dikkat çeken Dr. İbrahim Azizi, “Silahlı kuvvetlerimiz sadece bugün değil, devrimin ilk günlerinden beri azamet üretmektedir. Sekiz yıllık savaşın gölgesinde biz bugünkü füze gücümüze ulaştık. Dolayısıyla ordu ve kahraman Besic yapılanması, güç mimarimizin ana sütunlarıdır” ifadelerini kullandı.
İran’ın jeopolitik konumunun da stratejik bir üstünlük sağladığını belirten Komisyon Başkanı, “Dünyadaki on dört kritik stratejik noktadan biri İran’dadır. Büyük Tunb, Küçük Tunb, Ebu Musa adaları ve Hürmüz Boğazı belirleyici noktalardır. Bu coğrafi konum başlı başına bir güç üreticisidir” dedi.
Direniş Cephesi olarak adlandırılan bölgesel müttefik ağının İran’ın savunma hattının bir parçası olduğunu söyleyen Azizi, bu grupların İran’ın vekil güçleri olduğu yönündeki suçlamaları reddetti.
Azizi, “Biz hiçbir zaman bu grupların vekil güç olduğu tanımını kabul etmedik. Onlar, İslam Devrimi’nin düşüncelerinden ilham alan özgürlükçü akımlardır. Hatta Lübnan gibi yerlerdeki bazı unsurlar, Siyonist rejimle mücadelede bizden bile daha ileri bir noktada hareket etmektedirler” açıklamasında bulundu.
“Trump müzakere, anlaşma, baskı ve savaş sarmalını devreye soktu”
ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin başkanlardan bağımsız olarak aynı hedefi güttüğünü savunan Azizi, Barack Obama, Joe Biden ve Donald Trump dönemlerini kıyasladı.
Azizi, “Demokratlar ve Cumhuriyetçiler aynı makasın iki ağzı gibidir. Obama nükleer sanayinin vidalarını bile sökmek istediğini söylüyordu. Trump ise daha aşırılıkçı ve farklı bir üslupla geldi” dedi.
20 Ocak 2025’te başlayan ikinci Trump döneminin İran’a yönelik üç aşamalı bir strateji sunduğunu belirten Azizi, “Trump; müzakere, anlaşma, baskı ve savaş sarmalıyla İran işini bitirmek istedi” ifadesini kullandı.
Trump’ın görev süresinin başında Tahran’a bir mektup gönderdiğini hatırlatan İranlı yetkili, mektubun içeriğini şu sözlerle aktardı:
“Trump mektubunda, ‘Kendi belirlediğim yerde ve kendi belirlediğim yöntemle; füze programı, nükleer faaliyetler ve bölgesel nüfuz konularında ön koşulsuz müzakereye gelin, aksi takdirde savaşa hazır olun’ diyordu. Bu açık bir tehdit mektubuydu.”
İran’ın bu tehdide karşı “şehit lider” olarak tanımladığı Ayetullah Ali Hamaney’in tedbirleriyle akılcı bir yanıt verdiğini belirten Azizi, “Dışişleri Bakanlığımız üzerinden verdiğimiz yanıtta, füze programı ve bölgesel konuların asla müzakere edilmeyeceğini bildirdik. Ancak nükleer konuda, herhangi bir korkumuz olmadığını kanıtlamak ve dünyaya söyleyecek sözümüz olduğunu göstermek için masaya oturabileceğimizi söyledik. Tek bir şartla: Mekanı, zamanı ve şartları biz belirleyecektik” dedi.
“Müzakereler ABD’nin istediği Birleşik Arap Emirlikleri yerine Umman’da yapıldı”
Washington’ın müzakereler için Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) adres gösterdiğini ancak Tahran’ın bunu reddettiğini belirleyen Azizi, “ABD’nin şartlarını kabul etmedik. Görüşmelerin Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılmasını dayattık. Ayrıca uranyum zenginleştirme hakkının tanınması, nükleer sanayinin bir gerçeklik olarak kabul edilmesi ve görüşmelerin bir garantiye sahip olması ön şartlarını masaya koyduk. Amerikalılar bu şartlarımızı kabul ederek masaya gelmek zorunda kaldılar” dedi.
Nisan ve Haziran ayları arasında beş tur görüşme yapıldığını kaydeden Azizi, ABD’nin kendi talep ettiği müzakerelere rağmen yine “ahde vefasızlık” yaptığını savundu.
Azizi, “Amerikalılar müzakere masasına füze vurdular. Beş tur süren görüşmelerin ardından diplomasiyi kurban ederek savaş yolunu seçtiler” değerlendirmesinde bulundu.
“Tetik mekanizması ekonomik baskı aracı olarak kullanıldı”
On iki gün süren savaşın ardından ABD’nin strateji değiştirdiğini söyleyen Azizi, Washington’ın “Tetik Mekanizması”nı (Snapback) devreye sokarak azami baskı politikasına yöneldiğini belirtti.
Azizi, “Tetik mekanizması aslında nükleer ve silahlanma ile ilgili altı Birleşmiş Milletler kararının geri dönmesidir, ekonomik konularla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak Amerikalılar ve Avrupalılar bunu İran içinde ekonomik huzursuzluk ve kargaşa yaratmak için bir kaldıraç olarak kullandılar” dedi.
Haziran ve Ocak ayları arasında İran’ın ciddi bir ekonomik baskı altına alındığını ifade eden Azizi, 12 Ocak’ta halkın sokaklara çıkarak devlete destek vermesiyle bu planın da boşa çıktığını savundu.
Azizi, “Denklemi halkın iradesi bozdu. Baskı projesi sonuç vermeyince aracılar üzerinden yeniden ‘masaya dönelim, hata yaptık’ mesajları göndermeye başladılar” şeklinde konuştu.
“Müzakerelere gitmeseydik savaş çıkmazdı diyen kimse kalmadı”
İç siyasetteki tartışmalara da değinen Dr. İbrahim Azizi, ABD ile yürütülen temasların İran içindeki birliği pekiştirdiğini söyledi.
Bazı kesimlerin “neden müzakere etmiyorsunuz?” eleştirilerinin önünün kesildiğini belirten Azizi, “Bugün İran içinde hiç kimse çıkıp da ‘Eğer müzakereye gitseydiniz savaş çıkmazdı’ diyemez. Biz müzakere masasına giderek bu bahaneyi herkesin elinden aldık. Ancak şunu her zaman söyledim: Müzakere her zaman güç mevziisinden yapılmalıdır” dedi.
Görüşmelerde ABD’nin uranyum zenginleştirme kapasitesini sıfıra indirmeyi ve İran’ın elindeki 440 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumu yurt dışına çıkarmayı talep ettiğini açıklayan Azizi, nükleer sanayinin İran için sadece bir enerji meselesi değil, “yaşam sanayisi” olduğunu vurguladı.
Azizi, “Nükleer teknoloji tarımda zararlılarla mücadeleden tıbba ve çevre korumaya kadar hayatın her alanında gereklidir. Bu bizim kırmızı çizgimizdir” dedi.
“Liderimiz sığınağa girmeyi reddetti ve halkıyla kalmayı seçti”
Savaşın başlamasından önce askeri komuta kademesinin tüm senaryolara hazırlandığını belirten Azizi, mülakatın en çarpıcı kısımlarından birinde Ayetullah Hamaney’in şehadetiyle sonuçlanan saldırı öncesindeki atmosferi anlattı.
Azizi, “Savaşın başlamasından bir ay önce Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı General Musevi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Tengsiri, Kara Kuvvetleri Komutanı General Pakpur ve Genelkurmay Başkanı ile defalarca bir araya geldik. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı” ifadelerini kullandı.
General Pakpur’un, “şehit lider” olarak andığı Hamaney ile yaptığı son görüşmeyi aktaran Azizi, “General Pakpur, liderimize güvenlik gerekçesiyle sığınağa girmesi gerektiğini söylediğinde, Hamaney şu yanıtı vermiş: ‘Tüm halkın sığınağı var mı? Eğer herkesin varsa ben de giderim. Sakın beni halkımdan ayırmaya çalışmayın. Ben sığınaklarda veya yerin altında yaşayacak biri değilim.’ Bu duruş, liderimizin halkıyla nasıl bir gönül bağı kurduğunun kanıtıdır” dedi. Azizi, liderin çalışma ofisinde şehit düşmesinin, dünya siyasi tarihindeki diğer liderlerin “korkakça sığınaklara saklanmasıyla” taban tabana zıt olduğunu savundu.
“ABD bölgedeki üslerinde vuracak hedef bırakmadığımızı gördü”
28 Şubat’ta başlayan ve “Ramazan Savaşı” olarak adlandırılan kırk günlük çatışma sürecinde İran ordusunun asimetrik bir savaş yürüttüğünü belirten Azizi, ABD’nin İran’ı bölme ve rejim değiştirme planlarının bir saat içinde verilen yanıtla çöktüğünü söyledi.
Azizi, “Komuta kadememiz şehit edilmiş olmasına rağmen hiyerarşi bozulmadı. Hava-uzay ve deniz kuvvetlerimiz ne yapacağını biliyordu. Savaş başladıktan sonraki ilk bir-iki saat içinde en sert yanıtı verdik” dedi.
ABD’nin bölgedeki varlığının ağır darbe aldığını kaydeden Azizi, “Amerikalılar kendi üslerinin bu kadar ağır vurulacağını hayal bile edemiyorlardı. Bölgedeki yaklaşık 14 ABD üssü hedef alındı. Artık hedef alacak yer kalmamıştı, saklandıkları her yeri istihbaratımız tespit edip vurdu” şeklinde konuştu.
Savaşın sona ermesi için ilk ateşkes talebinin ABD’den geldiğini iddia eden Azizi, Pakistan’ın arabuluculuğuna değindi. Azizi, “Katar, Türkiye ve Umman gibi pek çok ülke arabuluculuk için devreye girdi. Ancak nihayetinde Pakistan’ın önerisiyle bir ateşkes modelini kabul ettik. Biz savaşı kendi istediğimiz şiddette ve yöntemle, ABD’ye büyük bir yenilgi tattırarak bu aşamada durdurduk” diyerek sözlerini tamamladı.
“Savaşın içinde bile savaş ahlakını gözettik”
Mülakatın sonunda İran’ın askeri başarısının arkasındaki temel motivasyonun “namütekabil savaş” yeteneği ve halk desteği olduğunu yineleyen Azizi, “Amerikalılar bizim sahadaki gücümüzü gördükten sonra hesaplarının yanlış olduğunu anladılar. Biz düşman ateşkes istediğinde, savaş ahlakı gereği bunu değerlendirdik. Bugün İran İslami Cumhuriyeti, tarihinin bu kritik kavşağından büyük bir zaferle çıkmıştır” ifadelerini kullandı.
Azizi, özellikle nükleer sanayi ve füze programının İran için pazarlık konusu olamayacak kadar hayati olduğunu, bölgedeki askeri dengelerin artık Tahran’ın lehine değiştiğini belirterek mülakatı sonlandırdı.(Harici)