Arakçi’den ABD’ye uyarı: İran’a yönelik hatalı hesaplar daha acı sonuçlar doğurur

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, Financial Times’ta yayımlanan yazısında ABD’nin İran’a ilişkin hatalı hesaplarını yinelemesinin bu kez “çok daha acı” sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, 21 Ekim 2026 Çarşamba günü Financial Times için kaleme aldığı “Bizim hakkımızda yanlış varsayımlar tehlikelidir” başlıklı yazıda, ABD’nin İran’a ilişkin önceki hatalı hesaplarını yinelemesinin bu kez çok daha ağır sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu. Arakçi’nin uyarısı, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yeni bir saldırı turu düzenleyebileceğine ilişkin spekülasyonların arttığı bir dönemde yayımlandı.

Arakçi yazısında, “ABD Başkanı Donald Trump, bu savaşa girerken İran konusunda hatalı hesaplar yaptı. Bu hatanın mevcut koşullarda tekrarlanması yalnızca çok daha acı sonuçlara yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

İran’ın diplomasiye hazır olduğunu bir kez daha vurgulayan Arakçi, “ABD’nin bu anlaşmazlığı kalıcı olarak sona erdirmeyi amaçlayan adil ve onurlu bir çözüme ulaşma konusunda samimi bir irade gösterdiğine dair açık kanıtlar görürsek, İran diplomasiye yeniden şans tanımaya hazırdır” dedi.

IRNA’nın aktardığı analist değerlendirmelerine göre Arakçi’nin uyarısı, farklı geçmiş ve görüşlere sahip uzmanların son dönemde dile getirdiği tespitle örtüşüyor: ABD ve İsrail’in daha fazla zarar verme kapasitesi, İran’ı teslim olmaya zorlama kapasitesiyle aynı değil. Sorun, yıkım gücü ile stratejik başarı arasındaki farkta yatıyor; saldırıların şiddetini artırmak bu farkı kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Uzmanlara göre 28 Şubat 2026’da (9 Esfand 1404) başlatılan ortak askeri müdahale Washington ve İsrail’in beklediği siyasi hedefleri gerçekleştiremediyse, aynı yöntemin daha yıkıcı boyutlarda tekrarlanması da otomatik olarak farklı bir sonuç üretmeyecek.

Uluslararası Kriz Grubu İran Projesi Direktörü Ali Vaez, bu ayrımı şöyle ifade etti: “Washington ve İsrail İran’ı bombalarla harabeye çevirebilir, ancak bombalarla teslim olmaya zorlayamaz.” Vaez, saldırgan tarafların bölgeyi ateşe verdikten sonra yeniden aynı müzakere masasına dönmek zorunda kalabileceği uyarısında bulundu; ancak bu kez çok daha ağır bir can ve mal maliyeti ödenmiş olacak.

Yeni saldırı turu hangi yeni hesaplamaya dayanıyor?

Arakçi’nin uyarısı ve analist değerlendirmeleri, ABD’nin İran’a yönelik büyük çaplı saldırıları yeniden başlatabileceğine dair haberlerin arttığı bir ortamda gündeme geldi. Son haftalarda Axios, Atlantic ve Reuters gibi ABD medya kuruluşları, Washington’ın İran’la çatışmayı 3 Kasım’daki Kongre ara seçimlerinden önce veya sonra yeniden başlatma planlarını yazdı. New York Times, 21 Ekim Çarşamba günü ABD ve İsrail’in ara seçimler sonrası saldırılara ilişkin somut planlar hazırladığını duyurdu; ancak Trump’ın bu planları uygulamaya yönelik nihai kararı hâlâ net değil.

New York Times’ın haberinde, İran’ın enerji altyapısı ve askeri kapasitesi dâhil bazı hedeflere yönelik kısa ve yoğun bir operasyon olasılığından söz edildi. Gazeteye göre bu planların mantığı, daha ağır darbelerin Tahran’ı önceki baskıların elde edemediği tavizleri vermeye zorlayacağı varsayımına dayanıyor. Ancak asıl tartışma da bu varsayım üzerinde yoğunlaşıyor: Sorun gerçekten saldırıların şiddetinin yetersiz kalması mıydı, yoksa askeri yıkımla istenen siyasi sonucun dayatılabileceği varsayımının kendisi mi yanlıştı?

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırmacı ve İsrail askeri istihbaratında eski İran masası sorumlusu Danny Citrinowicz, X sosyal medya platformunda yayımladığı değerlendirmede “Askeri üstünlük kendiliğinden stratejik başarıya dönüşmez” dedi.

Citrinowicz, kritik enerji altyapısına saldırı dâhil çok daha şiddetli ve yıkıcı bir operasyonun bile Tahran’ı teslim olmaya zorlamasının olası görünmediği uyarısında bulundu. Ona göre daha fazla askeri baskı, İran’ın füze programından veya nükleer hedeflerinden vazgeçmesini zorunlu kılmayacak; hatta Tahran’ın bu kapasiteleri koruma kararlılığını güçlendirebilecek.

Vaez de Citrinowicz’in uyarısını destekleyerek Washington ve İsrail’in yeni bir savaş başlatmak için gerekli ateş gücüne sahip olabileceğini, ancak savaşın nasıl sona ereceğini belirleme kapasitesine ve bir sonraki yıkım turunun öncekinden daha fazla kazanım sağlayacağını garanti eden bir stratejiye sahip olmadığını yazdı. Vaez’e göre bu durumda maliyet çok daha ağır olacak.

İlk günden beri dile getirilen uyarı: Askeri araçlar ile siyasi hedefler arasındaki kopukluk

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak askeri müdahalesinin başladığı 28 Şubat 2026’dan bu yana çeşitli analistler, askeri strateji ile siyasi hedefler arasındaki bağlantı eksikliğine dikkat çekiyordu. Bu tartışma, yeni saldırı turu ihtimaliyle birlikte yeniden önem kazandı.

Kamala Harris’in eski ulusal güvenlik danışmanı Phil Gordon, savaşın başlamasından birkaç gün sonra 3 Mart’ta Brookings Enstitüsü’ndeki bir toplantıda, Trump yönetiminin İran’la savaşın amacına ilişkin “açık ve tutarlı” bir açıklama yapmakta zorlandığını söyledi. Gordon’a göre açıklanan hedefler nükleer sorun, protestocuları destekleme ve rejim değişikliği arasında gidip geliyor, ancak bu hedeflerin askeri operasyonla ilişkisi netleşmiyordu. Gordon, ABD’ye yönelik yakın bir tehdit iddiasını en az ikna edici gerekçe olarak nitelendirerek, “Bu açıdan bakıldığında bu tamamen başkanın tercih ettiği bir savaştı; yani sonuçlarının sorumluluğu normalden daha fazla kendisine aittir” dedi.

Uluslararası ilişkiler analisti Fareed Zakaria, saldırıların başlamasından 36 saatten kısa süre sonra 1 Mart’ta CNN’deki programında, İran’ı bombalayarak daha fazla taviz vermeye zorlama umudunu “bombala ve umut et stratejisi” olarak nitelendirdi. Zakaria, birkaç gün sonraki yazısında da Trump yönetiminin yaklaşımını başka bir İran uzmanından ödünç aldığı “doğaçlamayla rejim değişikliği” ifadesiyle tanımladı.

Zakaria, 17 Ekim’deki yazısında ABD’nin müttefiklerinin petrolünün Hürmüz Boğazı’ndan geçişini sağlama operasyonuna ve İran’ın ihracatını kısıtlama çabalarına değinerek “Bu, askeri inisiyatifin çarpıcı bir gösterisi; ancak savaşı bir başarıya dönüştürmüyor” değerlendirmesini yaptı.

“Tırmanma tuzağı” ve savaşın süresini belirleme yanılgısı

Mevcut yolun risklerinden biri, her aşamanın bir öncekinin sonuç vermemesini telafi etmek için gerekli görüldüğü bir döngüye girilmesi. İlk saldırı hedefini gerçekleştirmiyor; ardından gelen saldırının daha şiddetli olması gerekiyor. Karşı tarafın yanıtı maliyet yaratıyor; caydırıcılığı yeniden tesis etmek için bir saldırı daha düzenleniyor. Bu mantıkta siyasi sonucun elde edilememesi, stratejinin gözden geçirilmesine yol açmak yerine askeri güç kullanımının artırılmasının gerekçesi hâline geliyor. Chicago Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Robert Pape’ın “tırmanma tuzağı” olarak adlandırdığı döngü tam olarak bu.

Danny Citrinowicz, “Washington ve Tel Aviv savaşın süresini belirleyemez. Bir askeri operasyonun birkaç günle sınırlı tutulabileceğini düşünen herkes tehlikeli bir varsayıma dayanıyor” uyarısında bulundu.

Defense Priorities düşünce kuruluşunun Orta Doğu programı direktörü Rosemary Kelanic de 17 Ekim’de Michigan Üniversitesi’ndeki bir toplantıda, Trump yönetiminin ilk hedeflerinin füze tehdidini azaltmaktan nükleer programa kadar uzandığını, ancak İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını bozma kapasitesini göstermesiyle bu hedeflerin geri plana itildiğini söyledi. Kelanic, ortaya çıkan durumu “henüz hiçbir tarafın üstünlük sağlayamadığı ve uzun süre devam edebilecek bir deniz karşılaşması” olarak tanımladı.

Johns Hopkins Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü Vali Nasr, savaşın bir sonraki turunun İran ve Orta Doğu için daha büyük ve daha yıkıcı olabileceği, ancak bunun anlaşmazlığın sonu değil, bölgede daha geniş bir çözülmenin başlangıcı olabileceği uyarısında bulundu. Nasr’a göre bu sürecin küresel ekonomi üzerinde kalıcı sonuçları olabilir. Washington ve İsrail daha ağır darbelerle İran’ı diz çöktürmeyi hedefliyor; ancak bu hedefin başarı olasılığı düşük ve savaşın sonuna ilişkin bir görünüm ortaya çıkmadan önce büyük yıkım yaşanabilir.

IRNA’nın aktardığı değerlendirmede, bir ülkenin kırılganlığının, liderlerinin baskı karşısında saldırganın beklediği tercihi yapacağını kendiliğinden kanıtlamadığı vurgulandı. Başarısı karşı tarafın teslim olmasına bağlı bir stratejinin, teslim olmama ihtimaline de yanıt vermesi gerektiği belirtildi.

Trump’ın motivasyonu: intikam mı, jeopolitik hesap mı?

Quincy Enstitüsü İcra Direktör Yardımcısı Trita Parsi, Trump’ın yeni bir savaşa girme motivasyonunun savaşın başındakinden farklı olabileceğini savundu. Parsi, “O dönemde Trump gururun ve İsrail’in son derece yanlış tavsiyelerinin etkisi altındaydı. İsrail onu İran’daki yönetimi birkaç gün içinde devirebileceğine ikna etmişti. Bugün ise onu harekete geçiren duygunun intikam olduğu görülüyor” dedi.

Parsi’ye göre Trump’ın hesaplamalarında artık bir tür intikam arayışı var; İran’ın Trump’ın başkanlık dönemini altüst etmesine duyulan öfke ve ara seçimlerde aşağılanma ihtimali bu duyguyu besliyor. Parsi, “Dolayısıyla yeni bir savaşa yönelmek artık zorunlu olarak jeopolitik bir hesaplamadan (yanlış da olsa) kaynaklanmıyor; Trump’ın kendisinin saldırmaya karar verdiği bir ülkeden intikam alma ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir” değerlendirmesini yaptı.

Amerikalı eski diplomat ve Carnegie Vakfı kıdemli araştırmacısı Aaron David Miller, Michigan Üniversitesi’ndeki toplantıda savaşın temel hatasını, başlangıcına temel oluşturan hesaplarda gördü: “Bu, ABD’nin askeri gücünün olduğundan fazla, on yıllardır ABD’nin bölge politikasını zora sokan güçlerin ise olduğundan az değerlendirildiği bir tercih savaşıydı.” Miller, bölgeye dışarıdan gelen güçlerin iradesini dayatma konusundaki başarısızlık geçmişine işaret ederek “Orta Doğu, gerçek anlamda, güçlerini küçük aktörlere dayatabileceklerini düşünen büyük ve çok da büyük olmayan güçlerin kalıntılarıyla dolu” dedi.

Danny Citrinowicz de analizinin sonunda önemli bir soru yöneltti: “Bir askeri operasyon daha, önceki operasyonların başaramadığı tam olarak neyi başarabilir? İran geri adım atmayı reddederse çıkış stratejisi nedir?”

Sonuç: Aynı hatayı genişleterek telafi etmek mümkün mü?

Arakçi’nin hatalı hesapların tekrarlanmasının daha ağır sonuçlar doğuracağı uyarısı ve analist değerlendirmeleri, saldırıların şiddeti ve kapsamının ötesinde bir soruyu gündeme getiriyor: Karar alıcılar ilk varsayımlarını gözden geçirmeye hazır mı, yoksa her başarısızlığı aynı politikayı daha büyük ölçekte tekrarlamak için gerekçe olarak mı görecek?

İtibarını savaşın başarısına bağlamış bir hükümet için hatayı kabul etmek zordur. Uzlaşma, geri çekilme ve hatta ilk hedefin ulaşılabilir olmadığını kabul etmek açık bir siyasi maliyet taşır. Buna karşılık yeni bir saldırı emri, bir süre için güç ve inisiyatif görüntüsü yaratabilir. Ancak savaş kararının daha kolay olması, onu daha akıllıca yapmaz.

Başlatılan müdahalenin hatası yalnızca genişletilerek telafi edilemez. Seçilen araç siyasi hedefi gerçekleştiremediyse, başarısızlığın nedenine yanıt vermeden aynı yolda devam etmek yeni bir strateji değil, maliyeti artmış bir kumarı tekrarlamaktır. Doğru karar, daha zor olan karar olabilir: Askeri gücün sınırlarını kabul etmek ve siyasi bir çözüme yönelmek. İran Dışişleri Bakanı, Tahran’ın adil ve onurlu bir anlaşmaya hazır olduğunu söyledi. Bu anlaşma Trump’a tam bir zafer görüntüsü vermeyebilir; ancak daha fazla yıkımın ve maliyetin önüne geçebilir.

on4haber

Ortadoğu Haberleri