Abdurrahman Dilipak: Biz biz eskide/ HABERVAKTİ.COM
“Dün” dünde kaldı cancağızım, “bugün” ise içinde yaşadığın “an”dır. “Yarın” ise bir hayal ülkesi! Yapmamız gerek geçmişin bilgi birikimi ve tecrübeleri ve geleceğin hayali ile bu günümüzü anlamlı ve değerli kılmamızdır.
Dünya hayatı Cennete ya da Cehenneme doğru bir yarıştır. Kimileri dünyasını kurtarmak için dinini satar, kimisi de Cennete kavuşmak için dünyasını satar. Cehenneme doğru koşanlar ne yaptılar ise yaptıklarının tam karşılığını göreceklerdir. Cennete doğru koşanlar ise yaptıklarının karşılığını on katı, yüz katı, hatta 700 katı bir ikramla karşılaşacak.
Allah’a (cc) ve ahiret gününe inananlar, yaşarken de yolun sonunda da mahzun olmayacaklar. Ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz, kaderimizden başka bir kader de yok.
Dünya malı makamı için haksızlıklar karşısında susanlardan olmayalım. Hakkın ve halkın gören gözü işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olalım. Arif insanlar bize öğüt veriyor: “Geçme namert köprüsünden, koy aparsın su seni, / Yatma çakal gölgesinde, koy yesin aslan seni”.
Tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarih toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimidir. Tarihten ders alınır. Babanız Putperest Azer olsa, siz İbrahim’seniz ne gam. Ya da babanız peygamber olsa siz gemiye binenlerden değilseniz vay halinize.
Doğduğunuz ana- babayı, toprağı, zamanı siz mi seçtiniz? Derinizin rengini ve cinsiyetinizi siz mi seçtiniz. Bunlar Allah’ın takdiridir. Bunlardan dolayı insanlar ileri ya da geri olamaz. Böyle bir iddia ırkçılıktır. Kavmiyetçiliktir. “Fikri Kavmiyeti tel’in ediyor peygamber.” Kendi bulunduğu tarafı yüceltenler aslında aynı hastalıkla maluldür. Irkçılık ilk haram, ilk günah, laneti hak eden ilk ideolojidir. Olmamız durmamız gereken yer, her ahval ve şerait altında HAK’tan, HAKLI’dan yana olmaktır. Ulusal çıkar, milli menfaat yok. “Hakka tapan bir millet” için tek geçerli kural İlahi rıza’dır. Bir kavme/topluluğa düşmanlığımız bile bizi bu konuda yolumuzdan saptırmamalı da bu mezhepçiliği, tarikatçılığı, partizanlığı, milliyetçiliği, hatta futbol taraftarlığını ne yapacağız? Birileri “iman ettik” demekle yakalarının bırakılıvereceğini zannediyor. Kur’an’la, siret ve sünnetle terbiye edilmemiş, zaman içinde bozulmalara uğramış bir geleneği “Atalarının dini”ni “saf İslam” zannediyorlar. Din bugün çok büyük bir ölçüde “Kültürel bir aidiyet” konusu. Sosyolojik bir olay. Onu da menkıbe ve mefahirlerle sürdüren, insanların algıları ile oynayan birileri var.
Nisa 135‘de bize ne deniliyordu: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer (bu hususta) dilinizi eğip büker veya (şahitlikten) kaçınırsanız bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide 8): “Ey iman edenler! Allah (rızası) için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa (kavme) duyduğunuz kin (düşmanlık), sizi adaletsiz davranmaya sevketmesin. Adaletli olun; çünkü adalet, takvaya (Allah korkusuna, Allah'a yakın olmaya) en yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır”. Bu ayetlere göre, bırakın rakiplerinizin hakkını, düşmanlarınızın bile hakkını savunmazsanız gerçek anlamda iman etmiş sayılmayacaksınız. Kendi yandaşlarının yanlışlarını örtüp meziyetlerini yücelten troller, amigolar, reklamcılar, toplum mühendisleri, algı yöneticileri, sizi Allah’ın elinden kim alacak!
Hucurat 11’de ne deniyordu: “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğer topluluğu alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi kınamayın (ayıplamayın), birbirinize (kötü) lakaplar takmayın. İmandan sonra fasıklıkla (günahkârlıkla) anılmak ne kötüdür! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” Politikacılar, iş adamları, eğer bu konuda masum değilseniz yandınız! Sadece onlar değil, birbirini kıskanan, uyarışta ötekinin önüne geçmek için gayeye giden yolda her şeyi meşru görenler, insanların gözünde itibar sahibi olmak için “itibarda tasarruf olmaz” diyenler bundan sonrasını düşünsünler, pişmanlık duyuyorlarsa önce “biz cahillerden ve zalimlerden olduk” desinler, sonra özür dilesin, tövbe etsin, verdikleri zararı ve haksız edinimleri tazmin etsinler, helallik dilesinler.
Bir topluluğun başka bir topluluğu kavim, grup, ırk, sınıf, fırka vs. alaya alması yasak. Kadınların da birbirini alaya alması yasak. Birbirinizi kınamayın / ayıplamayın aşağılamak için kusur aramayalım; el, yüz, dil veya işaretle birbirinizi incitmeyin. Birbirinize kötü, alaycı lakaplar takmayın. Yaratılıştan kaynaklanan özellikleri sebebi ile başkalarına rahatsız edici sıfatlar takmayın. Bunlar müşriklerin özellikleri. Kim kimin ahlakı ile ahlaklanırsa, onlara benzerse zaman içinde onlardan olur. İman’dan sonra fasıklık, günahkârlıkla anılmak ne kötüdür. Evet evet hep diyorum ya, “Tövbe istiğfar edelim”. “Tövbe etmeyenler zalimdir”. “Allah (cc) cahil ve zalim bir kavme hidayet nasip etmez”, başınızda kim olursa olsun...
Biz “kötüler”den önce “kötülüğe karşı”yız. Kötülük yapanları bu işten vazgeçirerek, bu manevi hastalıktan kurtarmaya çalışırız.
“Kur’an-ı kerimin bir kısmına iman ettik” deyip kendilerini değiştirmeden yollarına devam etmeye çalışanlara Hucurat 14’te şöyle denir: "Bedevîler, 'İman ettik' dediler. De ki: 'Siz iman etmediniz; fakat "İslâm olduk (Müslüman olduk)" deyin. İman henüz kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, yaptığınız hiçbir iyiliğin karşılığını eksiltmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Biz “Türkçü”, “Kürtçü”, hatta “Müslümancı” olamayız. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Yeryüzünden hesaba çekileceğiz. Bizden yaşadığımız zaman, mekân, kişi ve olaylara karşı adil şahitler olmamız isteniyor. Görevimiz yer yüzünde Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olmaktır. Öyle diyordu Hz. Ömer değil mi, “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu / Gelir adli ilahi sorar Ömer’den onu”. Selam ve dua ile.
NOT: İman ettikten sonra tekrar küfre sapanlar hakkındaki ayetler:
Nisa 137 "İman edip sonra küfre sapanlar, sonra yine iman edip tekrar küfre sapanlar, sonra da küfürde ileri gidenler... Allah onları ne bağışlayacak ne de doğru yola iletecektir."
Ali imran 90 "İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra küfre sapan bir topluluğu Allah nasıl hidayete erdirir? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." Ali İmran 177 "İmanı bırakıp küfrü satın alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır."
Nahl 106 "Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse (kalbi imanla dolu olduğu halde, tehdit, şantaj, işkence yapılarak zorlananlar hariç), kim kalbini küfre açarsa, işte Allah'ın gazabı onların üzerinedir ve onlar için büyük bir azap vardır."