Abdurrahman Dilipak: Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmak!

Habervakti.com tazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını İktibas ediyooruz

ABDURRAHMAN DİLİPAK: BİLGİ SAHİBİ OLMADAN KANAAT SAHİBİ OLMAK!/HABERVAKTİ.COM

Tam da Ramazan’ın başında DİSK, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, TMMOB, Türk Tabibler Birliği ‘ortak’ laiklik açıklaması yaptılar. “Laikliğin hem Anayasa’nın temel ilkelerinden biri hem de emekçilerin tarihsel kazanımlarının güvencesi olduğunu” iddia ediyorlar.

Türk-İş, DİSK ve TESK’in, Tekgıda-İş Sendika Akademisi’nin çağrısı üzerine 1997 yılı Mayıs ayında Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ve Türkiye Odalar Birliği’ni (TOBB) de içine alarak genişledi. Daha sonra “5’li çete” olarak anılacak olan “Beşli İnisiyatif”te, Bayram Meral, Derviş Günday ve Rıdvan Budak’ın yanı sıra, TİSK’i Başkan Refik Baydur, TOBB’u Başkan Fuat Miras temsil ediyordu.

Öyle anlaşılıyor ki, o günden bugüne önemli bir güç kaybına uğramışlar. Daha öfkeliler, ama daha zayıflar. Ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor. Şecaat arz ederken, sirkatlerini söyleyenlerin durumuna düşmüşler. Dinden de habersizler, dünyadan, “Laf ile verirken aleme nizam, kendi hanelerindeki binlerce teseyyüb’den habersiz” görünüyorlar. Evet evet, cehaletin bu kadarı ancak bu eğitimle mümkündür. “Laikliğin hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın temel ilkelerinden biri hem de emekçilerin tarihsel kazanımlarının güvencesi (…) Laiklik; kaderciliğe, biat kültürüne ve sorgusuz itaate karşı emeğin hak arama iradesini büyütür. (…) Laiklik sadece bu ülkenin kurucu ilkelerinden biri değil aynı zamanda emekçilerin birliği, bütünlüğü, eşitliği ve hakları açısından da vazgeçilmezdir. (…) Laikliği savunmayı, korkunç ve tehlikeli bir demagoji ile, dine karşı bir saldırıymış gibi göstermek de Anayasamızın laiklik ilkesine aykırı bir tutumdur. Laik bir düzende işçilerin örgütlenmesi, grev yapması, hak araması günah olarak yaftalanamaz. Laik bir düzende iş cinayetlerinin failleri “kader”, “fıtrat” denilerek aklanamaz; sorumlular somut hatalarını ve suçlarını “inanç” ile örtmeye kalkışamaz. (…)” Bunlar, dini de Laikliği de bilmiyorlar. Sahi “fıtrat” dan ne anlıyor bunlar. Bilmediklerini de bilmiyorlar, bir de akıl vermeye çalışıyorlar. Laiklik, bugün, giderek tabanını kaybeden yakın tarih içinde anlam kırılmasına uğrayan, kültürel, politik tahrifat süreçlerinden geçerek bugüne ulaşan bir “aydın yanılsaması”dır.

Önce Laiklik, din-devlet ayrılığı, ya da. Din-devlet karşıtlığı anlamına gelmez. Laicos, “Ruhban olmamayı” ifade eder. Çok dindar bir Katolik, eğer ruhani bir sıfat taşımıyor ise o “Laik” kabul edilir.

Laiklik varlık ve meşruiyetini İncil’e dayandırır. Yani Laiklik dini bir kavramdır ve Katolik kilisesinin savunduğu bir şeydir. Protestanlar “Secularismus” tanımını kullanır, Ortodokslar “Bizantinizm”. Yani her Hristiyan da Laik değildir.

“Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya, Sezar'ın hakkı Sezar'a” ifadesi, İncil'de İsa Mesih'in söylediği meşhur bir sözdür. Bu ifade, İncil'de Matta, Markos ve Luka’da benzer şekilde geçer. (Matta 22:21)’de denir ki; (Hz. İsa, vergiyi Dini ve dünyevi vergiyi konuştukları sırada, para üzerindeki resmi göstererek şöyle der): “Herkesin Hakkı kendine verilmeli” dediler. O zaman Hz. İsa, “Öyleyse Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verin” dedi. Şunu diyor, verginizi devlete, dini verginizi de kiliseye vereceksiniz. Sezar’ın meşruiyeti de ancak kiliseye sadakati da mümkündür. Bu da İncil üzerine el basarak Tanrıya ve onun yeryüzündeki Tanrının iradesini temsil eden kiliseye sadakati ile mümkündür. Sezar kiliseyi/ Papayı kılıcı ile koruyacak, Papa da Sezar’ı öbür dünyada koruyacak. Bu dünyada da bu şartla kıralı takdis edecektir. (Markos 12:17): Benzer şekilde: “Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verin.” (Luka 20:25)’da aynı ifadeler tekrarlanır. Yani, Kilise devletin ruhunu temsil eder. Kilise ile devlet, ruh ve beden gibidir. Devlet bedeni koruyacak onun ihtiyacını karşılayacak, kilise ise bağlılarının ruhunu koruyacaktır.

Burada sözü edilen kilise, Vatikan’dır. Vatikan herhangi bir kilise değil, devlettir. Ruhların egemenliği kiliseyi temsil eden şehir devletine bağlıdır. Vatikan, BM’de “daimî gözlemci devlet” statüsündedir. Bu Vatikan’ın kendi tercihidir. Bu statüyle BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi ve diğer organların toplantılarına katılabilir, konuşma yapabilir ve oy kullanmadan kararlara etki edebilir, ancak tam üye değildir. Tam üye olsaydı, Papa adına bir oy verilseydi, diğer bütün Katolik ülke temsilcileri, İncil’e el basarak yemin ettikleri için Papanın tercihine saygı duymak zorunda kalacaklardı.

Vatikan egemen bir devlettir ve Kutsal Makam 128 ülkede diplomatik temsilciliği bulunmaktadır. 184 devletle tam diplomatik ilişkisi vardır (AB ve Malta Egemen Askeri Tarikatı da dahil edildiğinde bu sayı daha da artabilir). Katolik kiliseleri Vatikan toprağı sayılır. BM’nin bugün 193 üyesi vardır.

Laiklik bu anlamda Westefelya anlaşması sonrası Mütareke (silah bırakma, çatışmama / Derebeylerle Kilise arasındaki rekabet, çatışmayı sonlandırma), İtalya ve diğer Katolik ülkeler için çelik/egemenlik paylaşımı, Fransız devrimi sonrasıdiyalog ve iş birliği anlamına gelir. Bugün dünyadaki Hristiyan Kolej’lerine, (Türkiye dahil), birçoğunun hamisi/koruyucusu Laik denilen Fransa’dır. Türkiye’deki Notre dama de Sion, Saint Joseph, Pierre Loti Fransız Lisesi, Charles de Gaulle Fransız Lisesi, Saint Benoit Fransız Lisesi, Saint Michel Fransız Lisesi, Sainte Pulchérie Fransız Lisesi gibi çoğu Vatikan ve Katolik tarikatlara ait 13 Kolej vardır ve bunların tamamına yakını Fransız devriminde sonra kurulmuştur. Ne laiklerin bunlarla ne bunların laiklerle bir sorunu yoktur.

Bizdeki Fanatik Kemalist, Laikçi çevreler, mesela bugünkü Fransa’nın başkenti AİHM’nin bulunduğu Strasbourg olan Alsace Laorenne eyaletinin Laiklik kuralları ile değil, Vatikan’la yapılan kontrat kuralları ile yönetildiğini de bilmezler. Laik Fransa(!?) da hastaneler ve kolejlerin büyük bir bölümü Vatikan’a ya da Katolik tarikatlara bağlı olarak hizmet verir. Sadece Fransa değil, Lutheryen Almanya’nın, başkenti Köln olarak Kuzey Ren Westefelya eyaleti de Secularismus’la değil, Kontrol kurallarına göre yönetilir. Türkiye’deki gibi bir laiklik, SSCB’nin dağılmasından sonra, Çin ve Kuzey Kore dışında bir yerde kalmadı. Türkiye’deki Laiklik hala Sovyetik’tir. Türkiye’de gizli derin Sovyet, derin devlet ve onlarının görünen parti ve STK’ları içinde varlıklarını hala sürdürmektedirler.

Dünyada bugün birçok teokratik devlet var. Bayrağında haç olanların tamamında devletim Milli lisesi vardır. Mesela İngiltere kıralı aynı zamanda Angilikan kilisesinin başıdır. Avusturalya, Yeni Zelanda, Kanada Büyük Britanya’nın bir parçasıdır. Japon imparatoru Şintoist’tir ve “Güneşin oğlu”dur. İsrail aynı şekilde dini temeller üzerine kurulmuş bir devlettir. İran da öyle. Amerika’da devlet başkanları İncil’e yemin ederek göreve başlarlar, genel olarak Evengelik ritüellere bağlıdır. Hindistan Hindu’dur. Rusya Ortodoks’tur. Hollanda Kalvinisttir. Bizim laikçiler kendilerini ne zannediyorlar, kimdir, nedir, ne yapmak istedikleri belli değil. Bugün artık açıkça söylemiyorlar ama, “Türkün dini Kemalizm” kafasındalar. Kemalizm onlar için dinler üstü bir norm’dur. Tek Parti dönemi TDK sözlüğüne, Cumhuriyetin 10. Yıl albümüne, 15. Yıl albümüne bakın ne demek istediğimi anlarsınız. O zaman kendi Laiklik anlayışlarına Kemalizm devlet işlerine bulaştırılmaması gerekir. Mustafa Kemal dedikleri kişinin Amentüsü, ona yazılan mevlid var, “Kâbe arabın olsun, Çankaya bize yeter” diyorlar. Türbeleri yasakladılar ama en büyük Türbeyi Mustafa Kemale yaptılar. İnkılapçı olduklarını söylüyorlar ama Türkiye’nin en muhafazakâr kesimi onlar. 19.YY kavram ve kurumlarıyla 21.YY açıklamaya çalışıyorlar. Cumhuriyetçi olduklarını söylüyorlar (Cumhuriyet çoğunlukçu bir hareketi ifade eder) ama kendileri azınlıktır, tek parti döneminde, tek adam, tek parti, seçimlerde açık oy gizli tasnifle seçilen aslında tek kişinin atadığı bir meclis var., İstiklal mahkemeleri gölgesinde öyle bir rejim kurdular. Savundukları aslında tipik bir Monarşidir. Onların kafasındaki Cumhuriyet Monarşik ve Sovyetik bir Cumhuriyettir.

Bak hele bak, ne büyük laflar etmişler! Kaderciliğe, Biat kültürüne ve sorgusuz itaate karşı (…) dine karşı bir saldırıymış gibi göstermek de Anayasamızın laiklik ilkesine aykırı bir tutumdur (…) Laik bir düzende işçilerin örgütlenmesi, grev yapması, hak araması günah olarak yaftalanamaz.

Bir dönem de “Takiye”yi takmışlardı dillerine. Takiye bir zalim yönetim ya da topluluk bir kişi ya da topluluğu “ya şöyle diyecek, yapacaksınız, ya da malınıza el koyacağız, canınıza kastederiz, işkence ederiz, hapse atarız” derlerse, onların bu tehditten kurtulmak için dine karşı da olsa, o taleb’e evet derlerse, Allah (cc) bundan dolayı muaheze etmez demektir. Aslında o laikçi kafa birine “Takiyeci” diye suçlarken, şecaat arz edeyim derken kendi sirkatin söylemektedir. Bunların çoğuna sorarsan Müslümandır. Bunları seçenler de kendilerini Müslüman olarak tanımlarlar. Aslında bunlar ne laikliği ne de Müslümanlığı bilmezler. Bizimkiler de aslında din adına “Menakıb”, tarih diye “Mefahir”e sarılırlar. Bu ülkede Şeriatı ve Laikliği savunanların ve bunlara karşı çıkanların çok önemli bir kısmı bu kavramların ne anlama geldiğini bilmezler. Bir Müslüman, kendine laiklik dayatmasına karşı çıkar, Şeriatı savunur, ama bir Katolik’in laik olmasına karşı çıkmaz, onu da korur. Bizim laikçiler, mesela “Gayri meşru” derken, “şeriata karşı” bir durumdan söz ettiklerini bilmezler. Şeriat, meşruiyet şartları, Hukuk anlamına gelir. Şeriat kelimesi, en çok 60 öncesi baskılarda Tevrat ve İncil’de yer alır, Laikçi Kemalistlerin şerrinden emin olmak için daha sonraki baskılarda, İncil ve Tevrat’taki Şeriat yerine, kanun, töre, hukuk gibi kelimeler kullanıldı.

Laikçi Kemalistler “Biat kültürü” diyorlar ya, “Biat” Kültür değil, dini bir kavramdır, “Karşılığında Cenneti hak etmek için, hayırlı bir iş konusunda aralarında sözleşmeleri demektir. Biatta birinin diğerine itaati değil, tarafların Allah rızası için iş bölümü yapmaları ve hepsinin karşılıklı olarak verdikleri söze aynı zamanda Allaha verilen söze uymaları emridir. (Fetih Suresi 10. Ayet) “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği sözde durursa, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Mümtehine 12). Ayet “Ey “Peygamber! Mümin kadınlar sana biat etmeye geldiklerinde... onların biat’larını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile...” Kader” demiştiniz ya bir de: (Hadid Suresi 22. Ayet) “Yeryüzünde ve kendinizde başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılı (Kader) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Kamer 49) “Şüphesiz biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık.” (Âl-i İmrân 145) “Allah’ın izni olmadıkça hiçbir nefis ölmez. O, süresi belirlenmiş bir yazıdır (kitapla yazılmış ecel / Kader’dir).”

Bu cahiller bilmezler ki, mutlak itaat Allah’a ve Resul’ünedir. Kula kulluk yoktur, Din ya da devlet büyükleri ya da Allah’tan başka birini İlah ve Rab edinmek şirktir. Mesela “Din büyüklerini ilah ve rab edinmeyin” Bu doğrudan (Tevbe Suresi 31). Ayette geçer. “Onlar, Allah’ı bırakıp hahamlarını, râhib’lerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa onlara, kendisinden başka ilâh olmayan tek bir Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti. Allah, onların (kendisine) ortak koştukları şeylerden uzaktır.”

Aslında bu gafiller kendilerini İlah / Hüküm koyucu, Rab /Terbiye edici konumda görüyorlar. Eğitimi bunun için kullanıyorlar. Müslümanların suçladıkları bir konuda kendileri o yanlışı yapıyor, o suçu işliyorlar. Ağızlarından dökülen sözleri kulakları duymuyor. Tefsirlerde "rab edinmek"ten kasıt: Onların sözlerini Allah'ın hükmünden üstün tutmak, haram-helal konusunda mutlak yetki vermek, itaati Allah'ın emrinden önde görmek anlamına gelir. Dinde kula kulluk yoktur, masiyet’te itaat yoktur. (Bakara Suresi 104)’de “Raina demeyin, Unzurna deyin” denir. “Raina” bizi çobanın sürüsünü güttüğü gibi güdüle, bizi yönetici olarak riayet etmemiz kurallara göre yönet demeyin, bizi gözet, önümüzdeki engelleri kaldır, arkamızı topla, bizi koru, yanlış yaparsak düzelt demektir. Kasten başkasına zarar veren bir şey yaparsa, adil bir şekilde cezalandır anlamına da gelir. Hatta bir kevim’e/topluluğa olan düşmanlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin denir. Din adamlarını, liderleri, otoriteleri Allah'ın yerine koymamak, onların sözlerini sorgusuz kabul etmemek emredilir. Sahi sendika kurmayı haram sayan ayet ya da hadis var mı? Hak-İş’i kimler kurdu, Memur-Sen’i kim kurdu? Akif İnan’ı tanıyor musunuz? Birkaç kişinin sözüyle bir şey Helal ya da Haram olur mu? Laiklik adına din karşıtlığı yapanlar Helal ve Haramın ne olup-olmadığını da bilmiyorlar. Laiklik maskeli bu adamlar, kendi iddialarını da yalanlayarak dini yalanlamaya, dindarları aşağılamaya çalışıyorlar. Ve bunlar da kendilerini “aydın” olarak tanımlıyorlar. Hadi zahmet buyurun şu ayeti arama motoru ya da yapay zekaya sorun, bakın bakalım ne diyor: (Nisa Suresi 135). Ben bunların Kur’an-ı Kerim’in manasını bir kez olsun okuduklarını sanmıyorum. Bakmayın Kemalist geçindiklerine bunlar “Nutuk”u da okumamışlardır büyük ihtimalle. Sahi o “laiklik” vurgusu yapan akademisyenler, ya da mediad’a sosyal media okullardaki ramazan etkinliklerine öfke kusanlar, bir sosyal media fenomeninin “Ramazan manisi”nin gençler arasında viral olması, kimi, niçin rahatsız eder, bilmiyorum. “Hav hav” diye “havlayan gençler”den o kadar rahatsız olmamışlardı oysa! Bunlar sanırım “Kamalizm”in mucidi Moiz Kohen, Lazaro Franco, “Dinde Reform: Kemalizm” dergisinin sahibi Osman Nuıri Çerman gibilerin zihniyet ikizleri olsa gerek. Yazı uzadıkça uzadı. Bu günlük bu kadar yeter sanırım? Selam ve dua ile.

Ortadoğu Haberleri

İşgalci İsrail Medyası: 3 Türk Şirketi Metro İhalesinde Yarışıyor!
Netanyahu: Direniş Cephesi ve Müslüman Kardeşler'e karşı yeni bir eksen oluşturduk
ABD, İran ile 2. tur görüşmelerden bu yana bölgeye yakın 150 uçak daha kaydırdı
Pentagon’un en üst düzey generali: ‘İran’a saldırı ciddi riskler doğurur’