• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Konya 4 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum -5 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 10 °C

FRENK MUKALLİTLİĞİ 2

FRENK MUKALLİTLİĞİ 2
İmanın bir takım gerekleri vardır ki, onların yokluğu ile imanın zıddı olan küfür tahakkuk eder. Mesela Allah Teâlâ'ya, Peygamberlere, Allah'ın kitaplarına ta'zim, imanın lazım olan şeylerindendir.

CEVAP:


 


İmanın bir takım gerekleri vardır ki, onların yokluğu ile imanın zıddı olan küfür tahakkuk eder. Mesela Allah Teâlâ'ya, Peygamberlere, Allah'ın kitaplarına ta'zim, imanın lazım olan şeylerindendir. Bunları hafife ve alaya almak ise ta'zime aykırı olduğu için küfürdür. Binaenaleyh ta'zime aykırı ve tekzib emaresi olan söz ve fiiller şer'an küfrü mucib sayılmışlardır. Esasen şeriat nazarında tekzib alâmeti ve inkâr belirtisini taşıyan tasdik ve ikrar muteber ve itimada şayan değildir.


Şu halde İmam Hazretlerinin sözünün manası imanın şer'an muteber olan hükümlerine aykırı bir söz bir fiil müslümandan sudur etmedikçe kâfir olmaz, demektir. Nitekim puta secde etmek, Allah'ı, Peygamberleri, kitapları, şeriatı tahkir ve alaya almak gibi imana aykırı olan bir iş işlemek veya bir söz söylemek, tekzib alameti ve inkar belirtisi olduğu için irtikab edenin küfrü ile hükmolunur. "Feteva'yı Hindiyye" ve "Muhid-i Burhanf'da deniliyor ki: "Başına Mecusi kalensevesi, yâni Mecusi şapkası giyen kimsenin küfrüne kail olanların kavilleri sahihtir."


Bu söze sahip olanlara göre, akide bozukluğundan neş'et ettiğinden Mecusi kalansevesi giyen kimsenin küfrü ile hükmolunur. Nitekim "Ben Mecusiyim" diyen kimsenin bu sözü, akidesinin bozukluğunu açıkladığı için küfrü ile hükmolunmuştur.


Çünkü mecusilere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan kalenseveyi kendi seçimi ile giyinmek, giyenin ruhen mecusilik maneviyatı ile boyanmış olduğuna alamet ve belirtidir. Onun için bu kıyafette görülenlerin küfrü ile hükmolunur.


Şunu da arz edeyim ki, bütün milletlerin baş kisveleri milliyet ve dinleri ile bir çeşit alâkayı haizdir. Şapkalar, serpuşlar, mesela Avrupa memleketlerinde ne kadar muhtelif şekillere ayrılırsa ayrılsın, hepsinin bir asıldan çoğaltılmış olduğu ve zaman ve mekan itibariyle muhtelif bir şekil olmakla beraber o aslın ruhu muhafaza edilmekte bulunduğu şüphesizdir. Şu halde şapka din ve milliyet alâmeti olduğu için onu giyen kimse "Ben bu millettenim" diye bir ikrarda bulunmuş olur. Mukabilinde serahat bulunan bu gibi belirtiler ise her halde sarih gibi muteberdir. Ancak mukabilinde fiilen imanın sarahattin! gösteren ahvâl ve ameller karşısında bu ikrar hükmünden sakıt olabilirse de müslümanlar nazarında o adam kendisini şüpheden kurtaramaz. Bu mesele şapkayı giymeye sebep, kalbi ve ruhî olmadığı takdirdedir, Sebep kalbî olursa imanı gösteren ahvâl ve amellerin riya ve nifak ve o adamın da mürâî münafık olduğuna hükmedilir.


Esasen kılık ve kıyafet âdetinde gayr-i müslimlere benzemekten men' ve nehy ile Peygamber Efendimizin murad ve maksadı müslümanlar arasında İslâmî milliyeti kurmaktır. İslâmi milliyetin dayanak noktası da küfür milliyetine mahsus olan, şiar, adet ve tavırlarda kâfirlerden ayrılıp onlara benzememektir. Binaenaleyh İslâm ümmetçiliğinde gayret göstermek, imanın gereğidir. Onun için her müslüman dini hükümlere ters ve bilhassa islâm milliyetine muhalif olan işlerden kaçınmalıdır.


Şu halde lisanen ikrar ve bedenen ibadet ve amel gibi İslâmi milliyetin açık belirtileri ile asla alâkadarlık göstermeyip kılık ve kıyafetten başka gayr-ı müslimlerden farkı kalmamış olanlar, kıyafetlerini de onlara benzetiverince batınlarındaki imânı temsil edecek ve İslâm ümmetçiliğini gösterecek hiç bir halleri kalmadığı için "Bir millete benzemeye çalışan kimse, onlardan olur." Hadis-i şerifinin iktizasınca o adamların kefere zümresine iltihak etmiş olduklarına kat-i bir surette hükmolunur. Bu hakikati açıklamak için bir misal vermek isterim. Her devletin özel alâmetleri içeren bir çeşit bayrağı vardır ki, o bayrak hangi vapurun, zırhlının, tayyarenin, mektebin, binanın üzerinde bulunursa, o devletin olduğuna hükmolunur. Mesela bizim Yavuz zırhlısı bütün müştemilatı itibariyle İngiliz, Alman ve Fransız zırhlılarına benzediği halde yalnız şanlı bayrağının alameti farikasıyla onlardan ayrılır. Bu alameti görenler bizim zırhlımız olduğuna hükmederler. Başka devletlerin bayrağının bizim zırhlıya çekilmesi siyaseten, örfen, adeten ve kanunen yasaktır. Onun için bunun mürtekibi, hıyaneti vataniyye, cinayet-i milliyye ve ecnebi taraftarlığı suçuyla itham edilerek idamına hükmolunur. Bunun için medeni memleketlerden hiç birisinin bayrağını bizim vapurlara, zırhlılara çekmek suretiyle onları taklit ve teşebbühe yeltenmeye hiç bir kimse cesaret gösteremez.


İşte bunun gibi "Bizden başkasına benzeyen,


bizden değildir" Hadis-i şerifi ile müslümanların, şiar ve alamet-i küfürde gayr-i muslinlere benzemeye yeltenmeleri yasaklanmıştır. Binaenaleyh bizim zırhlıda başka devletlerin bayrağını görenler o zırhlının bizim olmadığına hükmedecekleri gibi şapka, haç ve sair küfür alameti giyen ve takanların İslâmî kimlikten çıkıp kâfirler sınıfına iltihak etmiş olduklarına hükmederler.


Fukaha-i Kiram Hazerâtı, Mecusi kalensevesi giyen kimsenin küfrünü açıkladıkları halde Yahudi kalan-sevesinden bahsetmiyorlar. Bunları giyinmek küfrü gerektirmez mi diye sorulursa cevap olmak üzere deriz ki, şer'i şerif nazarında küfür, tek bir millet sayıldığı için, küfür alametleri arasında fark yoktur.


Binaenaleyh, gayri müslim unsurlardan hangisi olursa olsun, onların adeti olan şeyleri giyinmek, takınmak, kuşanmak, sahih kavle göre küfürdür. "Bizden başkasına benzeyen bizden değildir. Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyiniz." Hadis-i şerifi gayri müslim milletlere mahsus olan şiar ve alamet arasında şer'an fark olmadığına delildir.


Şapka, zünnâr, haç gibi küfür alâmetinden sayılan şeyleri giyinmekle, şer'an yapılması emrolunan şeyleri, mesela namaz ve zekatı terk ve nehyedilen şeyleri, mesela zinayı, hırsızlığı yapmak arasındaki fark nedir ki, evvelkiler küfür alameti ve tekzib emaresi sayıldığı halde ikinciler sayılmıyor diye bir soru ortaya çıkarsa cevap olarak deriz ki;


Vakıa ikinciler de evvelkiler gibi şer'an yasak iseler de, nefsî heves ve arzular, bunları yapmaya fıtraten meyillidirler. Onun için şahevi kuvvetleri akıllarına galip gelen insanlar dinen yasak olan nefsani arzuları yerine getirmekten uzak değildirler. İşte bunun için Peygamberimiz (S.A.V.) onları tekzib alâmeti saymamıştır.


Fakat küfür ehline ait olan âdet ve alâmeti işlemek için böyle bir özür ve fıtrî bir meyil yoktur. Zira bu esasen nefsin arzu ve meyil ettiği arzulardan değildir. Şu halde bunu işlemeye sebep akîde bozukluğundan başka bir şey olmadığı için İslâm, şer'i yasakların bu kısmını küfür alameti ve inkâr belirtisi saymakla bunları işleyenin küfrüne hükmetmiştir.


Fukahâ-i kiram hazeratı: "Bir meselede doksan dokuz ihtimal küfre ve bir ihtimal de küfür olmadığına olursa ikinci cihet, yani küfürde olmama ciheti tercih olunmak suretiyle fetva vermek gerekir. Zira küfür büyük cinayet olduğundan küfürde olmama cihetinde bir ihtimal varken tekfir cihetine gidilmesi uygun olmaz." diyorlar. Şu halde buna nazaran küfür alametlerini irtikab edenler nasıl tekfir olunabilir, diye sorulursa cevab da deriz ki; Fukahâ-i kiram hazretlerininn bu sözleri meselede küfürde olmama ihtimali bulunmasına göredir. Böyle bir ihtimal bulunmadığı takdirde, icmâ ile küfür üzere fetva verilmesi icab eder. Bununla beraber fukahânın bu sözleri gerçeğe değil, ihtiyada dayanarak söylenmiştir. Mesele iman ve küfre müteallik olduğundan gayet mühimdir. Onun için bir meselede küfre, doksan dokuzda değil, hatta bir ihtimal bile olsa aklı başında bir müslüman böyle tehlikeli bir şeye cüret etmemelidir. Zira o bir ihtimal aslında küfrü gerektirebilir. Müslüman için en muteber ve en kıymetli olan, iman ve İslâmî meselelerinde küfür şüphesi olabilecek şeylerden sakınmalarını din kardeşlerimize tavsiye eder ve "Dilediğinizi işleyiniz, Allah amelinizi görüyür."([1]) âyetinin yüce manasına müslüman kardeşlerimizin dikkatini çekerim. (Ey görüş sahipleri ibret alınız). Ve selâm Cenab-ı Hakka tabi olanlara olsun. Her hal ve vakitte hamd, Alemlerin Rab.bine ve salat-ü selâm, Peygamberlerin efendisine ve önün âline ve ashabına olsun. Âmin. Zilhicce Sene 1342 - 12 Temmuz sene 134014. ([2])


 



 




[1] -Tevbe:105



[2] - t924

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Antika Eşya ve Gümüş Alanlar03 Kasım 2018 Cumartesi 22:50
  • Antika Gümüş Alanlar03 Kasım 2018 Cumartesi 15:46
  • Florya'da Antika Eşya ve İkinci El Halı Alım Satımı03 Kasım 2018 Cumartesi 11:14
  • Antika02 Kasım 2018 Cuma 23:20
  • Antika Eşya Alanlar - Hisar Antik - Antika Alanlar02 Kasım 2018 Cuma 10:43
  • Antika Alanlar01 Kasım 2018 Perşembe 23:21
  • Antika Severler Müzayedede Buluştu01 Kasım 2018 Perşembe 13:49
  • Sarıyer'de Antika Eşya ve İkinci El Eşya Alanlar01 Kasım 2018 Perşembe 13:19
  • Mel Gibson ile Morgan Freeman Kerbela Filminde Oynayacak20 Nisan 2018 Cuma 12:06
  • Evliya Çelebi'nin Gözünden Ramazan04 Haziran 2017 Pazar 13:24
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim