• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Konya 10 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum -1 °C
  • İzmir 17 °C
  • Rize 11 °C

BEDEVÎLEŞMEK

Abdullah Dai

 “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü"min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” (1)

                   Rabbimiz Allah Teâlâ"nın özelliklerini beyan buyurduğu gerçek mü"minler, katıksız iman edenler, şirkten Tevhid"e, küfürden imana, günah işlemekten tevbeye, tağutî düzenlerden İslâm"a, kötülüklerden iyiliklere, çirkinliklerden güzelliklere hicret edenler, Allah yolunda ve Allah için cihad edenler, hicret ve cihad eden kardeşlerini barındırıp yardım eden şahsiyetlerdir… Bu gerçek mü"min muvahhid şahsiyetler, Rableri Allah"ın bağışı olarak üstün bir rızka kavuşmuş ve Allah"dan bir bağışlanma hak etmişlerdir… Çünkü katıksız iman eden mü"minler, emrolundukları gibi dosdoğru olarak hicret ve cihadı imanlarının gereği hakkıyla yerine getirmeye gayret ederler…

                   Mü"min müslümanlar, kuvvetli iman ve Salih amellerinden dolayı Âlemlerin Rabbi Allah tarafından övülmekte ve rahmet olunmaktadırlar:

                  “Şübhesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte onlar, Allah"ın rahmetini umabilirler. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (2)

                   Katıksız iman dip hicret edenler ile iman edip cihad edenler, aynı derecededirler… Çünkü onlar, imanlarının gereği olarak hicret etmişlerdir… Hicret yolculuğunun bütün zorluklarına, çilelerine, seferin olumsuz şartlarına katlanmış, hedefe ulaşabilmek için cehd ve gayret etmişlerdir… Bu iman ehli değerli şahsiyetlerin, Allah yolundaki gayretlerinden dolayı:

                “Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da.” (3) buyrulmuştur.

                Şirkten ve küfürden, iman ve İslâm"a hicret edenlerin, şirk ve küfür diyarından İslâm diyarına ya da günahlar ve haramlardan tevbe ve helâllere hicret edenlerin, ayrıca mebrur olan Hacc ibadetini gerçekleştirenlerin, bundan önceki günahlarının affolunduğu beyan olunmuştur… İslâm, hicret ve Hacc, kendinden önceki günahları yok eder…

                 Amr b. El- Âs (r.a.)"ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                 “İslâm, kendinden önceki günahları yok eder. Hicret de ondan önceki günahları yok eder. Hacc da ondan önceki günahları yok eder.” (4)

                  Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) hicretin, kendisinden önceki günahları affettiğini beyan buyurduğu gibi, hicret ettikten sonra tekrar hicret ettiğine dönmenin büyük günahlardan olduğunu da beyan buyurmuştur…

                     Ebu Hureyre (r.a.)"dan,                                                                                                                                                                                                                                        

                     Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                    “Büyük günahlar yedidir. Bunlar:

                     Allah"a şirk koşmak.

                     Haksız yere adam öldürmek.

                     Faiz yemek.

                     Yetim malı yemek.

                     Savaş meydanından kaçmak.

                     İffetli kadınlara iftira etmek.

                    Hicret ettikten sonra tekrar bedevîliğe dönmek.”(5)

                    Abdullah ibn Mes"ud  (r.a.) şöyle der:

                  —Bilerek faiz yiyen (alan), yediren (veren) ve onu yazan (kâtiplik yapan), güzellik için dövme yapan ve yaptıran, zekât vermeyen ve hicretten sonra mürted olarak çölde yaşayan (bedevîleşen), kıyamet gününde Rasulullah"ın lisanında lânetlenecektir! (6)

                      Rasulullah (s.a.s.)"in lisanından lâneti hak eden kişi, hicret edip haramlardan, kötülüklerden ve günahlardan kurtulduktan sonra tekrar irtidad edip yani geri dönüp eski hâli üzere bedevîleşendir… Şirke bulaşmış ve haramlar ile çepeçevre kuşatılmış bir hayattan, Tevhid ve İslâm nûruyla nûrlanmış, helâller üzerine temellendirilmiş bir hayata hicret eden mü"min bir kişinin, bu hayatı bırakıp topukları üzere eski hayata dönmesi, korkunç bir durumdur… Bu durum, ümmet arasında irtidad olarak değerlendirilmiştir…

                       Yezid ibn Ebi Ubeyde anlatıyor:

                        Selemle İbnu"l-Ekva" (r.a.), Medine"de Haccâc (-ı Zalim)"ın yanına geldiğinde Haccâc:

                      —Ya İbnu"l-Ekva", sen, ayağının iki ökçesine basarak geri döndün (irtidad ettin). (Medine"yi bırakıp) çölde bedevî Arablarla yaşadın! Dedi.

                         İbnu"l-Ekva":

                     —Hayır! (Ben, hicret ettiğim Medine"den yüz çevirmedim.) Fakat Rasulullah (s.a.s.) bana, çölde oturmağa izin verdi, diye cevapladı.(7)

                       İbnü"l-Esir (rh.a.), “en-Nihaye”"de şöyle der:

                       “Hicretten sonra herhangi bir mazeret olmaksızın bulunduğu yere geri döneni mürted gibi kabul ediyorlardı.” (8)

                       Muvahhid mü"minler, hicret etmeye ve hicret yurdunda oturmaya çok önem veriyorlardı… Hicret, bilinen manasıyla küfür diyarından İslâm diyarına göçmektir ya da şartları çok zor olan bir küfür diyarından, şartları daha az zor olan başka bir küfür diyarına göçmektir…

                        Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), hicreti beyan buyururken başka bir anlamı söz konusu etmişlerdir… Bu tarife göre hicret, kötülükleri ve Allah"ın haram kıldığı şeyleri terk etmektir… Onları terk eden ve bir daha onlara dönmeyen mü"min müslüman kişi hicret eden bir muhacirdir…

                          Amr b. Abese (r.a.) anlatıyor:

                          Bir kişi, Rasulullah (s.a.s.)"e şöyle sordu:

                        —İmanın hangi kısmı daha önemlidir?

                          (Rasulullah: )

                         “Hicret!” buyurdu.

                        —Hicret nedir?

                          (Rasulullah: )

                         “Hicret, kötülükleri terk etmendir!” buyurdu.(9)

                          Abdullah b. Hubşî el- Has"amî (r.a.) anlatıyor:

                         Rasulullah (s.a.s.)"e:

                         —Hangi hicret daha faziletlidir? Diye soruldu.

                      “Allah"ın kendisine haram kıldığı şeyleri terk edenin hicreti!”Cevabınıverdi.(10)

                       

                  İman eden bir kul için faziletli hicret, Rabbi Allah"ın kendisine haram kıldığı şeyleri terk etmek, onlardan uzaklaşmak ve bir daha onlara dönmemek için kesin kararlı olmaktır!.. Mü"min müslüman bir kişi veya kişiler, bulundukları yerde, Allah"ın hükümlerine göre yaşamıyorlarda, İslâm"ı daha iyi ve daha güzel yaşayabilecekleri bir yere göçmeleri hicrettir… Bu hicret ile beraber, Allah"ın haram kıldığı şeyleri terk etmeleri, en faziletli hicreti gündeme getirir… Allah"ın haram kıldığı şeylerden uzaklaşan mü"min kul, İslâm"ın gerektirdiklerini yaşarken engellendiği yerden başka bir yere hicreti, onun Allah"a karşı kulluk vazifelerini daha rahat yapmasına vesile olur…

                          Allah"ın haram kıldığı şeylerden helâl kılınanlara hicret etmek, her muvahhid mü"minin kulluk vazifesidir…

                         Allâne İbn Hacer el- Askalânî (rh. a.), hicret için şunları beyan etmektedir:

                         “Hicret, zahirî ve bâtınî olmak üzere iki türlüdür. Bâtınî hicret, nefsin ve şeytanın teşvik ettiği kötülükleri terk etmektir. Zahirî hicret ise, dinini fitnelerden korumaktır. Bu hadisle sanki muhacirlere hitab edilerek, dinin emir ve yasaklarına uymadıkça yalnızca ülkelerini terk etmeye güvenmemeleri söylenmektedir.” (11)

                         Mü"min müslümanlar, ister esaret altında ve tağutun egemenliğinde bulunan “Daru"l-Harb”"de bulunsunlar, ister Allah"ın hükümleriyle hükmedilen, İslâm"ın egemen olduğu hür ve bağımsız “Daru"l-İslâm”"da yaşasınlar, her iki durumda da Allah Teâlâ"nın emrettiklerini yerine getirmek, nehyettiklerinden uzak durmak ile mukelleftirler…

                         Çağdaş zalim tağutların işgal edip egemen oldukları İslâm topraklarında esaret altında yaşamaya mecbur bırakılan müslümanlar, Allah"ın nehyettiklerinden hicret etmekle, yani onları terkedip uzaklaşmakla muhacir olduklarını göz önüne sermelidirler… Başta, tağutların şirk ve küfür olan hükümlerini, kurum ve kuruluşlarını terk etmelidirler…

                          Müslümanları, elinden ve dilinden selâmet kıldığı gibi, Allah"ın nehyettiklerini terkeden muhacir müslüman, bilmelidir ki hicreti, zahirî ve batınî yönleriyle bir bütün olarak gündeme getirip yaşamalıdır…

                           Abdullah İbn Amr (r.a.)"ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah(s.a.s.):

                           “Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların selâmette kaldığı kimsedir. Muhacir de, Allah"ın nehyettiğini terk edendir.” (12)

                           Mü"min müslümanların hicreti, Ömür boyu devam etmektedir… Hayatlarının her gününde muhacir olduklarını hatırlayacak, Rabbi Allah"ın kendisine farz kıldığı kulluk vazifelerini, hayat örneği ve önderi Rasulullah (s.a.s.)" in Sünneti"ne göre yerine getirecek, kendisine nehyedilen yani yasaklanan haramlardan da tamamiyle kaçınacaktır… 

                          Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)"ın kaydedilen hadislerinde beyan buyurduğu yedi büyük günahtan kendisini alabildiğine sakındıracak, olanlara asla yaklaşmamak kaydıyla uzaklaşacaktır…

                          Allah"a asla şirk koşmayacak ve şirkin her türlüsünden sakınacaktır… Açığıyla, gizlisiyle bütün şirk çeşitlerini reddederek, küfür olan fikir söz ve hâllerden kaçınacak, kendisini ve neslini, şirkten, küfürden koruyacaktır…

                         Haksız yere insan öldürmeyecek, faizin her türlüsünden sakınacak, faiz yemeyecek ve yedirmeyecek, yetim malı yemekten korunacak, Allah yolunda yapılan savaşa katıldığında savaş meydanında sabırlı olacak ve kaçmayacak, iffetli mü"min ve erkeklere iftira etmeyecektir…

                         Zahirî ve bâtınî hicreti gerçekleştirdikten sonra geri dönmeyecek, hicret üzere sebat edecektir!..

                         Allah"a ve Rasulü (s.a.s.)"e katıksız iman edip, imanın gereği olan Salih ameller işleyen mü"min müslüman kulun, Allah tarafından va"dedilen cennete girmeyi hakkettiğini müjdelemekte “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Rasulullah (s.a.s.) !..

                         Ebu Hureyre (r.a.)"dan.

                        Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                       “Her kim Allah"a ve O"nun Rasulüne iman eder de namaz kılar ve Ramazan"da oruç tutarsa, onu cennete koymak (sadık olan va"dı gereğince) Allah üzerine bir hak olur. O kimse, ister Allah yolunda hicret etsin, isterse içinde doğduğu toprağında otursun!” (13)

                         Önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)"in beyanından apaçık anlaşıldığı gibi muvahhid mü"min kul, katıksız iman ile yegâne Rabbi Allah"ın emirlerini yerine getirir, nehyettiklerinden korunursa, Rabbi Allah, onu bağışlayacak ve cennete koyacaktır!.. Yeter ki, ânın vâcibi olan vazifelerini yerine getirsin…

                      El- Hâris el-Eş"arî (r.a.)"dan,

                     Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                    “Ben size, Allah"ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum: Dinlemek, itaat, cihad, hicret ve cemaat! Zira her kim cemaatten bir karış mikdarı ayrılırsa, İslâm"n bağını boynundan çıkarmış olur, ancak (cemaate) dönmesi hâli müstesnâ!” (14)

                      Rabbimiz Allah Azze ve Celle, her sözünde ve her hâlinde vahye uyan, Allah"ın rızası ve muradına uygun davranan mü"min müslümanlar için en güzel örnek olan Rasulullah (s.a.s.) için şöyle buyurmaktadır:

                     “O (Rasul), hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

 

                       O (söyledikleri) yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” (15)

                      1- Rasulullah (s.a.s.), dinlemeyi emrediyor, çünkü Allah Teâlâ kullarına ayetleri okununca susup dinlemeyi buyurmaktadır:

                       “Kur"ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki, esirgenmiş olursunuz.” (16)

                       “Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah"a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.

 

                        Ki onlar, sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah"ın kedilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahibleridir.” (17)

                      2-   Rasulullah (s.a.s.), itaatı emrediyor, çünkü Allah kullarına, itaat etmelerini buyurmaktadır:

                      “Ey iman edenler, Allah"a itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de (itaat edin).” (18)

                     3-  Rasulullah (s.a.s.) cihad etmeyi emrediyor, çünkü Allah, kendi yolunda cihad etmelerini kullarına buyurmaktadır:

                       “Allah adına gerektiği gibi cihad edin.” (19)

                      “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” (20)

                   4-  Rasulullah (s.a.s.), hicret etmeyi emrediyor, çünkü bu emir Allah tarafından kullarına verilmiştir:

                     “Ey iman eden kullarım, şübhesiz Benim arzım geniştir. Artık yalnızca Bana ibadet edin.” (21)

                      “Melekler, kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerede idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (Mustaz"aflar) idik" derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah"ın arzı geniş değil miydi?" derler.” (22)

                     “Zulme uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, dünyada şübhesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz. Ahiret karşılığı ise, daha büyüktür. Bilmiş olsalardı.” (23)

                     5-  Rasulullah (s.a.s.), cemaat olmayı emretmekte, çünkü cemaat hâline gelmek Allah Teâlâ"nın emridir:

                      “Allah"ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” (24)

                      “Allah"a ve Rasulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şübhesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (25)

                     Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, neyi emretmişse Rasulullah (s.a.s.) onu yerine getirmiş ve ümmetine emretmiştir… Allah, neyi nehyetmiş ise, Rasulullah (s.a.s.) mutlaka ondan kaçınmış, korunmuş ve ümmetine nehyetmiştir… Bundan dolayı Rabbimiz Allah:

                     “Kim Rasule itaat ederse, gerçekte Allah"a itaat etmiş olur.” (26) buyrulmuştur.

                      Allah ve Rasulü (s.a.s.), mü"min müslümanlara cemaatleşmeyi ve cemaatten ayrılmamayı emretmiştir:

                      “Ey iman edenler, Allah"dan sakının (ittika edin) ve sadıklarla beraber olun.” (27)

                       “Mü"min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah"a ve Rasulüne iman ettiler, sonra hiçbir şübheye kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların tâ kendileridir.” (28)

                       Emiru"l- mü"minin İmam Ömer ibn"l- Hattab (r.a.)"ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                      “İslâm cemaatinden ayrılmayın, ayrılıklardan sakının! Çünkü şeytan, cemaate katılmayıp tek kalanlarla beraberdir, cemaatten olan iki kişiden uzaktır.

                      Kim cennetin en güzel yerlerinden köşk sahibi olmak isterse, İslâm cemaatinden ayrılmasın!” (29)

                        Şirkten Tevdid"e, küfürden imana, tağuttan İslâm"a, haramlardan helâllere, günahlardan tevbeye, dağınık yaşamaktan Cemaate hicret edenler ve hicretlerinde ihlâslı olup sabırlı davrananlar, kendilerine emrolunmuş kulluk vazifelerine yerine getiren mü"min müslüman kişilerdir… Diğer mü"min müslüman kardeşleriyle beraber olup “Allah"ın ipine sımsıkı sarılmış” cemaat şuuruyla birbirlerine kenetlenmiş, bütün zorluklara rağmen beraberliğe devam etmiş, bırakmamış, yılmamış ve asla dağılmamış olanlar, hem dünyada, hem de ahirette kurtulanlardan olmuşlardır…

                        Böyle bir hicretten sonra sabretmeyip geri dönenler ve bedevîleşenler, hem dünyada, hem de ahirette kaybedenlerden olmuşlardır… Dünyada izzetlerini yetirmiş ve zillete düşmüş oldukları gibi, ahirette ateşe düşmeyi hak etmişlerdir… Her mü"min müslüman kul , böyle bir durumdan Allah"a sığınmalıdır!..


 

               


 

1)      Enfal, 8/74.

2)      Bakara, 2/218.

3)      Nisa, 4/100.

4)      Sahih-i Müslim, Kitabu"l- İman, B.54, Hds. 192. İmam Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, çev. Rıfat Oral, Konya, 2003, C. 1, sh. 135, Hds. 56/98.

5)      İmam Hafız el- Munzirî, Hadislerle İslâm – Terğib ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, Vdğ. İst. T.Y. C.3, Sh. 193- 194, Hds.1 Bezzâr"dan.

                       Nûreddin el- Haytemî, Mecmau"z- Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2007, C.1, Sh. 269, Hds. 382.

                      El- Heysemî (rh.a.) şöyle der:

                    -Hadisi, Bezzâr rikayet etmiş olup senedinde yer alan Ömer b. Ebi Seleme"yi Şu"be ve başkaları zayıf görmüşken, Ebu Hatim, İbn Hıban ve başkaları güvenilir kabul etmişlerdir.

                     İmam Buhârî, Edebü"l- Müfred, B. 262, Hbr. 578.

                     İmam Suyutî, Câmiu"s- Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, vdğ. İst. 1996, C.3, Sh. 144- 145, Hds. 3065 (6450). Taberânî, Mu"cemu"l- Evsat, C.6, Sh.331, Hds. 5705. Ebu Saîd el-Hudrî (r.a.)"dan.

                                          Ayrıca bkz. El-Hindî, Kenzu"l- Ummal, C.3, Sh.216, Hds. 7798. Taberânî, Mu"cemu"l- Kebîr"de Sehl b. Ebi Heyseme"den.

                                          Deylemî, Müsnedu"l-  Firdevs, C.3, Sh.313, Hds. 4945. Ebu Hüreyre (r.a.)"dan.

                                         Mürâvî, Feyzu"l- Kadir, C.5, Sh.60, Hds. 6450.

6)      Sünen-i Neseî, Kitabu"z- Ziynet, B.25, Hbr. 5076.

7)      Sahih-i Buhârî Kitabu"l- Fiten, B. 14, Hbr. 37.

Sahih-i Müslim, Kitabu"l- İmâre, B.19, Hbr. 82.

Sünen-i Neseî, Kitabu"l- Biat, B. 23, Hbr. 4168.

8)      İbn Hacer el-Askalânî, Fethu"l- Bârî- Muhtasar, çev. Dr. İbrahim Tüfekçi, İst. 2008, C.14, Sh. 94.

9)      İmam Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, C.1, Sh. 87, Hds. 16/58. 

            Beyhakî, Kitabü"z- Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, Sh. 67, Hds. 55. 

           Nûreddin el- Heysemî, A.g.e. C.1, Sh. 153, Hds. 199. Taberânî, Mu"cemu"l-Kebîr"den.

          El-Hafız İbn Hacer el- Askalânî, Metâlibu"l-Âliye, çev. Halil İbrahim Kaçar- Adem Yerinde, İst. 2006, C.3, Sh.266-267, Hds. 2857. Ebu Ya"lâ, Müsned"den.

10)  Sünen-i Ebu Davud, Kitabu"l-Vitr, B. 12, Hds. 1449

Sünen-i Neseî, Kitabu"l- Biat, B. 12, Hds. 4148.

Sünen-i Dârimî, Kitanu"s- Salat, B. 135, Hds. 1431.

İmam Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, C.1, Sh. 115, Hds. 38/80.

El- Hafız İbn Hacer el- Askalânî, Metâlibu"l- Âliye, C.3, Sh.367, Hds. 2859. Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Müsned"den.

                                   İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er- Rûdânî, Büyük Hadis Külliyatı- Cemu"l- Fevâid, çev. Naim Erdoğan, İst. 2003, C.1, Sh. 34, Hds. 84. Taberânî, Mu"cemu"l- Kebir"den.

11)  İbn Hacer el- Askalânî, Fethu"l- Bârî- Muhtasar, C.1, Sh.72.

12)  Sahih-i Buhârî, Kitabu"l- İman, B. 3, Hds.3.

                                               Kitabu"r- Rikak, B.26, Hds.72.

                      Sünen-i Ebu Davud, Kitabu"l- Cihad, B.2, Hds. 2481.

                      Sünen-i Neseî, Kitabu"l- İman, B.9, Hds. 4963.

                      Sünen-i İbn Mace, Kitabu"l- Fiten, B.2, Hds. 3934.

                      İmam Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, C.1, Sh. 165-167, Hds.88/ 130-131.

                13)  Sahih-i Buhârî, Kitabu"t- Tevhid, B.20, Hds.51

  Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu"l- Cenne, B.4, Hds. 2650.      

        Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh.25, 27.

 14)  Sünen-i Tirmizî, Kitabu"l- Emsâl, B.3, Hds. 3022. 

  &nbs

 

vuslat

Bu yazı toplam 8330 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim