• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Konya 5 °C
  • Antalya 13 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum -2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Rize 7 °C

’Yüce Yargı’ mı, ülke ve halkımıza tuzaklar kuran bir ’fitne odağı’ mı?

Selâhaddin Çakırgil

İnternetlerde 1 ve 2 Eylûl günleri yayınlanan ve Yargıtay üyesi olan "yüksek hâkimler"e aid olduğu bildirilen kişilerin, referandum da dahil, nice entrikaların nasıl çevrilmesi gerektiğine dair dehşetli konuşmalarının yer aldığı bir  ses kaydının, iddia edildiği gibi gerçekten de Yargıtay üyelerine aidiyeti tartışılıyordu ki, Ertosun ve Aktan, o seslerin kendilerine aid olduğunu kabul ettiler..

Ses kayıdlarında, ana gündem referandum.. BDP'nin referandumu boykot kararını görüşmeler neticesinde aldığı bile konuşuluyor. Dahası, referandumda, "Evet"in fazla çıkması halinde, her şeyin mahvolacağı düşünelerek, bunun önlenebilmesi için, "bu süreçte Öcalan'a da çok ihtiyaç olduğu" konuşuluyor. TSK bünyesinden ele geçirilen belgelerden ve Ergenekon İddianamelerinde anlatılan konulardan hiç de geri değil..

Ses kayıdlarındaki kişilerin Yargıtay Üyeleri Hamdi Yâver Aktan (8. Ceza Dairesi"nden), Yusuf Uluç (8. Hukuk Dairesi Başkanı) ve Fatih Arkan (10. Hukuk Dairesi"nden) olduğu ileri sürülüyordu ki, Yâver Aktan, kendisine isnad olunan sesi sahiblendi,  "Bu, benim sesim.. Analiz ve günlük sohbet"  dedi..

O ses kaydında, Hamdi Yâver Aktan, öteki üyelerle Erzincan Başsavcısı Cihaner"in kurtarılmasıyla ilgili konuları da konuşuyor..

HSYK üyesi Ali Suad Ertosun"a aid olduğu ileri sürülen ses kaydını da Ertosun kabullenmekte.. Çünkü, "kıvırılamıyacak"  kadar ap-açık konu ve sözler.. Üstelik, başkasının o konuları bilmesi, konuşması neredeyse imkansız..

Onun için, kabullendiler.. Ama, bu kabulleniş,  "şecaat (yiğitlik) arzetmek isteyen hırsızın, sirqatini/ çaldıklarını söylemesi" gibi bir durum ortaya çıkarıyor.. Çünkü, bu sesler bize aid diyen insanların yapmaları gereken asıl davranış; derhal, istifalarını da açıklamak idi..  Lâkin, "yüce yargıç"(!)larımızda bu yönde hiçbir kıpırdama yok,  duvar gibiler âdeta..

Yargıtay Başkanı Gerçeker, bu konuşmaların içerik olarak kabul edilemez olduğunu ve gerekenin yapılacağını söyleyebildi, nihayet.. Ne ki, başında bulunduğu Yargıtay"daki bu gibi "yüksek yargıç"ların derhal istifa etmeleri çağrısında bulunamadı.. Böyle olunca da, gerekenin yapılacağı gibi sözlerin hiçbir önemi yok..  HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek ise, Gerçeker  kadar bile konuşamadı ve "içeriği kabul edilmese bile, bu konuşmaların iki kişi arasındaki özel konuşmalar olduğunu, bunların kanunsuz olarak dinlenmesinin suç teşkil ettiğini"   söyleyebildi..

Artık, bu kadar gözleri dönmüş ve çıldırmış durumdalar..

Çünkü, 12 Eylûl günü yapılacak olan referandum"dan "Evet" çıkarsa, hükümdarlıkları sona erecek.. Bunun için, direniyorlar ve saltanatlarını korumak için, kendilerine her yolun mubah olduğunu düşünüyorlar..

Esasen, bunu da açıkça dile getiriyorlar, o konuşmalarda..

Bu konuşmaların gizli dinlenmiş olması da, elbette önemli.. Çünkü, devlet yönetiminin en temel kurumlarında karar almaya yetkili kimselerin gizlice dinlenebilmesi önemsiz sayılamaz.. Ama, kim tarafından belirlenemiyen ve -gelişmiş teknoloji ile mümkün olan- bu gibi telefon ve alan dinleme tekniklerinin son derece gelişmiş olduğu düşünülürse, bunun mümkün olduğu ortada.. Ancak, asıl önemli olan, bu kanunsuz dinlemeler, "Yüksek Yargı"  kurumlarında çöreklenmiş zihniyetlerin ülke ve halkımız için nasıl korkunç oyunlar oynadıklarının ortaya bu kadar açık delillerle çıkmış olmasıdır.. Bu konuşmalar gizlice dinlenmeseydi, ortaya çıkamıyacaktı.. Bu yüzden, gizli kulaklara bile teşekkür etmek gerek..

Çünkü, asıl ihanet burada..

Bu dinlemeleri kim yapmıştır?

Bu ayrı bir mes"ele..

Geçen hafta, Gen. Kur. 2 . Başkanı Org. Arslan Güner"in yaptırdığı söylenen gizli dinlemeler medyaya yansımış ve bunun üzerine Genelkurmay, "İsrail"den teknik dinleme cihazları satın alındığını"  resmen açıklamış, bu cihazların, kanûnî sınırlar içinde kullanıldığına dikkat çekmişti..

Ama, BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) Başk. Tayfun Acarer,  4 Eylûl günü medyaya yansıyan açıklamalarında, "Genelkurmay'ın dinleme yetkisinin olmadığını, kanunun MİT, Jandarma ve Emniyet dışında hiçbir kuruluşa dinleme yetkisi vermediğini" söylüyor. O, "Genelkurmay bu cihazları Jandarma üzerinden mi aldı, bilemiyorum.. Ama, kanunda Genelkurmay demiyor. (…) Dinleme gerekçeleri, daha Türkiye için makro bazda problemleriyle ilgili. Kaçakçılık, ülke güvenliği gibi... Bunlarla ilgili ihtiyaç duyan birim, gerekçesiyle savcılık aracılığıyla mahkeme kararı çıkartıyor. Sonra bu karar İletişim Başkanlığı'na iletiliyor. İletişim Başkanlığı da buradaki gerekçeyle mevzuatı değerlendiriyor. Eğer uygunsa bu irtibatın teminini yapıyor. Burada TİB'de dinleme yapılmıyor, sadece, alınan kararın mevzuat açısından değerlendirilmesi ve ondan sonra da dinleme yapacak birimle dinlenecek kişinin irtibatını temin ediyor. Yapılan şey bu."  diyor ve "yasa dışı dinleme cihazlarının yurda sokulmasını önlemenin de mümkün olmadığını"  da ekliyordu..

Yani, bir daha anlaşılıyor ki, heryerde her zaman dinlebilir, takib edilebilir, düğme büyüklüğünde bir küçücük kamera ile izlenebiliriz.. O halde, herkes, her zaman, sahiblenebileceği söz ve tavırlar içinde olmalı..

*"Yargıçlar diktatoryası" / "Juristokrasi"..

"Yüksek Yargıç"ların şu konuşmalarına bakar mısınız.. (Ki, Hamdi Yâver Aktan, bu ses kaydının kendisine aid olduğunu kabul ediyor ve  'analiz ve günlük sohbet' olarak nitelendiriyor.. Yani, çok mâsum.. Bu mâsumluğa siz karar veriniz..)

(HYA):  "Dün Erzincan'la (Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner"le) ilgili,  burası ayın 20'sine doğru duruşma verecekti, sonra biz de hukukî yollarını öğrettik, fakat dün basına bir sızma yaptı! Bu bizim milletin ağzı durmuyor. Yani her şeyi ben yaptım diyecekler ya bu bizim . Ulan bu işi iki aydan beri biz oradayız. Ses çıkarmıyoruz hiç yok. (…) (Cihaner"in avukatı) Turgut Kazan geldi şunlarla görüştü falan; (…) Dosyaları istemiş hepsini ama Mayıs ayının bilmem neresine koymuş.
Yusuf ULUÇ (YU): Çok geç atmışlar ya.
HYA: Korktular. Ersan (ÜLKER) tamam da, öbürleri korktu.
YU: 11'deydi di mi?
HYA: Yol da gösteriyo. Ulan hangi hakim. Bi kere üst mahkemesin. Dosyayı fiziken iste, birleştir. Esasını kapat diye yazı yazarsın.
YU: Bitti, bu kadar!
HYA: Bitti. Ondan Sonra da oyala, oyala, oyala... Birinci başkanlığa adaysın dedim. Kadir (ÖZBEK) de aday, Abdurrahman (YALÇINKAYA) da aday. Üçünüz yarışacaksınız. Üçünüzün yapacakları işe bakarım dedim ben. (…)

YU: Fakat b.k etti. (…)

Yargı - PKK işbirliği!

HYA: Şimdi bu, BDP var ya, bu parti son derece önemli. Bunu geçende Turgut Kazan'la konuşuyoruz. Demirtaş'la görüştü: “Ulan KCK falan diye canınıza okuyacaklar”. Ondan sonra açıklama yaptılar “Biz yargıyı siyasallaştıracak şeyde yokuz" dediler. (…)
YU: Ben sana bişey söyleyeyim mi aslında BDP'nin elinden CHP'nin tutması lazım.
HYA: Tabii yaa..
YU: Yanına çekmesi lazım. Artık bunun şeyi yok yani. Korkulmasına da gerek yok. (….)
HYA: Turgut beye dedim sen görüşüyorsun. Bunlarla görüştü, gurubda falan gitti. Dedim bunu şey yapın. Referandum reddedilirse bu sayede reddedilir. Başka türlü olmaz dedim. Bu çok önemli dedim. Bundan geriye adım atılmaz.
YU: Evet, evet… Birlik beraberliği sağlamak zorunda. (…)
HYA: Buna ihtiyacımız var dedim yani. Başka türlü bu iş aşılmaz. Aksi halde tamamen teslim alır.  Bunları referandumda yeneceksin.
FA (Fatih Arkan) : Referanduma da çok güvenme abi, bu halk…
HYA: Yok canım, ben de güvenmiyorum. Kürdleri gözden geçirmek lazım, Kürdlere ihtiyaç var.
FA: Eeee, çok çabuk.
HYA: Abdullah Öcalan'a çok ihtiyaç var şimdi..
FA: Çok çabuk işbirliği içine giriyorlar ama. Sağolun pek…

"BİR KAOS OLSUN, BU KAOSTAN BİZ YARARLANIRIZ."

HYA: Şimdi bak, kürdler, istediklerini almak için diretecekler. Ulan batıyorlar ya, anayasaya, tam bir kaos olsun, bu kaostan ben yararlanırım.
FA: Yani sonunda eee, Cumhuriyetin içine gireceği her kaos..
HYA: Turgut Beye (Turgut Kazan) dedik ya, Demirtaş'la (BDP eşbaşkanı) görüştü, onlar da bir-iki açıklama yaptı. Ben birkaç yerde de söyledim, askerlere de söyledim; bunlara ihtiyacımız var. Yani, evet dediği anda gidiyor bu iş.

*

Bu arada, HSYK üyesi Ali Suad Ertosun"a aid olduğu ileri sürülen bir ses kaydı da internetlere düştü ve Ertosun da, "bu sesin kendisine aid olduğunu" kabul etti..

Ertosun, ses kaydının yasadışı yollardan elde edildiğini savunarak yaptığı açıklamada “Bu ortam dinlemesi HSYK"da yapılan görüşmelere ilişkin. Emine Hanım ile Fetih Sayın beni ziyaret ettiler. Odamızda toplandığımız sırada bu tür konuşmalar geçti, hatırlıyorum” diyordu..
İşte o konuşmadan bir kaç bölüm..
ERTOSUN: Şimdi arkadaşlar, geçen sene bizden Ömer Bey ile biz, bu konuları konuştuk. (Ömer Faruk Eminağaoğlu) Yani, yargıda yapabileceğimiz konular nelerse, bizlere bunları getirebilirsiniz. Geçen sene mesela biz 6-7 tane karar aldık. O kararlarda Ömer Bey"in ve YARSAV"ın çok büyük katkıları var. Bizim en büyük eksikliğimiz, bunu söyleyeyim, bir altyapının olmaması. Bize eeee böyle araştırma geliştirme konularında bilgi verecek bir desteğin olmaması. Biz ayrılmadan buradan, bunları gerçekleştirebiliriz.
TARHAN: Fiilen değil mi efendim.
ERTOSUN: ... Ama bir yerden başlamak lazım. O açıdan bizden talebiniz olursa. Geçen sene Ömer Bey güzel bir dosya hazırlamış, getirmişti.
SAYIN:Benim yakınen haberim var efendim, onu.
ERTOSUN: Onların bazıları oldu. Yani, benim şimdi kafamda bazı şeyler var. Yani, Akademide (Türkiye Adalet Akademisi) behemehal etkili olmak lazım.  (…) Siz anlayamazsınız bunları. Dosyalara bakarsanız bunlar çok başarılı. Bunlar militan, bir şey demiyorum. Bunlar okul notlarından, efendim dosyadaki açık sicilinden, terfilerinden falan anlayamazsınız. Hakikaten fevkalade. Başsavcıların sicillerine baktık fevkalade.. Ama, dediğim gibi, biraz soruşturunca, aha işte..."
Bir diğer ses kaydı ise, daha bir ilginç..

Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan, Org. Saldıray Berk'in avukatı ile görüşüyor.. Son zamanlarda "hırçın hukukçu"  kimliğiyle, tv. tartışmalarında diktkati çeken bir akademisyen de konuşmada yer alıyor.. 

HYA: Bu İstanbul'daki Ümit KOCASAKAL
Avukat: Fevkalade. Çok iyi hem.
HYA: amdi Yaver AKTAN: Yav O, konuşması da iyi ya, miting konuşmacısı
Avukat: Berrak da konuşuyor, net de konuşuyor.
HYA: "HALKIN KURTULUŞU' (isimli marksist grup)dan geliyor O.. (…) Cesaretli, çarpıcı lafları var.
Avukat: Güzel lafları var evet.
HYA: Polemiği de iyi yapıyor.
Avukat: İyi çok iyi yapıyor.
HYA: O tür adam gerekiyor. Polemik. Yaa birkaç hoca daha var da şeye çıkmıyorlar. (…) Ümit Kocasakal çok istikrarlı, çok cesaretli. Askerler de çok seviyor bildiğim kadarıyla. Dün çok iyiydi, televizyonda, Süheyl Batum'lan.. (…) Bütün askerlerin gözdesi şimdi...
*
Hamdi Yaver Aktan"ın, Sincan Ağır Ceza Mahk. Hakimi Osman Kaçmaz tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL'ün yargılanabileceğine dair verilen karar dosyasının temyiz incelemesini yapan 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker'e, dediğini yaptırabilmek için de büyük çaba sarfettiği anlaşılıyor.. Bu konuda üniversite hocalarından da mütalaa istiyor ve aleyhde görüş sahibi hocaları ise susturuyor. En büyük destekçisi ise yine Ümit Kocasakal..
Şöyle diyor HYA: Bunu şimdi Ersan'a anlattık, Ersan pek yanaşmadı. Şimdi bizim görüşümüze geldi. Sadece, ben dedim, Ümit Kocasakal'a dedim hayır, Köksal hocaya söyledim, (Köksal Bayraktar) Köksal Hoca "hayır ben böyle hiç düşünmedim" dedi. O zaman hocam, hiç demeç verme dedim. Nitekim 7-8 aydan bu yana bu konuda konuşmuyor.
Ümit Kocasakal, ben mütalaa yazarım dedi. İstanbul'a gidince 15-20 sayfa bir mütalaa yaz bana getir, dedim. Onu da heyete vereyim. Kurulu da elimize geçirelim şöyle, diye. Zaten Genel Kurul'a gelirse bu görüşü ileri süreceğim."

*

Evet, işte böyle.. "Yüce Yargı" diye kutsanmaya çalışılan "Yüksek Yargıç"lardan bir kesit.. Tam bir ihanet kumkuması, bir gözüdönmüş çaresizlik hali.. 100 yıla yaklaşan laik iktidarlarına, halk lehine bir takım küçük sınırlamalar getirileceğini bile kabullenemiyorlar ve saltanatlarını korumak için, yapamıyacakları bir şey yok..

Bu da, referandumda yargıyla ilgili değişikliklerin önemini daha bir anlatıyor..

Hatırlayalım, geçen ay da, HSYK Başkan Vekili K. Özbek ile . CHP"nin eski Adâlet Bakanlarından Seyfi Oktay arasındaki telefon konuşmalarının kaydı da yayınlanmıştı..

O konuşmalarda, Oktay, açıkça talimât veriyordu..

Ancak, konunun daha ilginç tarafı, Oktay ve Moğultay gibi CHP"li eski Adâlet Bakanları"nın "alevî dedesi" olarak nitelenmesiydi ve onlar, yargı içinde bu yönde bir yapılanma ve örgütlenmeye dikkat ediyorlardı.. Moğultay, bu yapılanmayı reddetmiyordu.. Onun bu yöndeki sözleri, yıllardır dillere pelesenk olmuştur.. 

CHP"nin İstanbul il Başkanı Berhan Şimşek ise, geçen hafta, "yargıda alevîsizleştirme çabalarının olduğu"ndan şikayet ediyordu.. Sanki, alevî olmayanlar diğer bütün memurlar ve yargıçlar ve diğer kamu personeli sünnî imişler ve sünnîler arası bir yapılanma ve gözetme varmış gibi..

*Yargı ve HSYK.. Con Ahmed"in devr-i daim makinası gibi..

Bu arada, Yargı ile HSYK arasındaki ilişkiye de kısaca değinmekte fayda var..

"Con Ahmed"in devr-i daim makinası" diye bir acaib mekanizmanın varlığından sözedilirdi, çocukluğumuzun hikayelerinde.. Hiçbir dış etkiye ihtiyaç duymadan, kendi kendine devamlı çalışan bin makine hayalini yansıtıyordu.. 

Yargı ve HSYK ilişkisi de işte öyle bir şey..

Yargıtay ve Danıştay üyeleri, HSYK"nın 5 üyesini seçerler, HSYK da Yargıtay ve Danıştay üyelerini.. Evet, tam da "Con Ahmed"in devr-i daim makinası" gibi bir şey..

Bir de Adâlet Bakanı ve onun Müsteşarı ile 7 kişilik bir hey"et.. Ancak, bu kurulun toplantılarının kanuna göre başlamış sayılabilmesi için, Bakan ile Müsteşar"ının toplantıya katılması gerekli.. Ve Bakan, bu kurulun Başkanı olarak gösteriliyor, kanunda.. Ama, toplantı devam ederken ayrılacak olursa, kurul, toplantısına devam edebiliyor ve kararlar alabiliyor ve bu kurulun kendi kendine aldığı karara göre, bu Kurul"un karar alabilmesi için, Başkan"ın imzası gerekmiyor.. Başkan"ın veya Musteşarı"nın bulunması şartı, sadece toplantının başlayabilmesi için gerekli görülmüş..

Bu Kurul"un çalışmalarına, bugünlerde, Adâlet Bakanı ve Müsteşarı"nın gelmemesi, o 5 kişilik ekibin, bir emr-i vâkı" ile kararlar almasının yolunu kesmek için..

İyi de yapıyorlar..

Çünkü, bu Kurul, hâkimlerin tayin, terfi veya azlinde, Yüksek Mahkeme durumundadır ve kararları kesindir ve kararlarına karşı itiraz yolu da yoktur.. Ve bu Kurul"un bu acaib yapısına "Şemdinli Dosyası"nda, -zamanın KKK. Org. Büyükanıt"ın da suçlandığı şekilde- iddianâme hazırlayan Ferhat Sarıkaya"nı, sadece yargı hizmetlerinden değil, hattâ bütün  kamu hizmetlerinden bile mahrum edilecek şekilde memuriyetlerden azli, bir örnektir..

*

Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada, HSYK"daki "Dedelerin talimâtı ile oluşan yapının değiştirilmesi gerektiği"ni sözkonusu edişyordu..

Buradaki "Dede" deyimiyle,  alevîlikteki bir sosyal kuruma işaret vardı.. Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay gibi, CHP"li eski iki Adâlet Bakanı"nın TC. yargısında nasıl bir tahakküm kurduklarına işaret vardı..

Tunceli m. vekili Kamer Genç isimli malûm kişi ise, Başbakan"ın bu sözüne karşı, "Yargı Dede"lerden kurtulacak, İmam"ların kontrolüne geçecek.." derken, önceki yapılanmayı teyid ediyordu.. Sonraki yapılanmasının "İmam yapılanması" olup olmayacağı ise, bir tahmin..

Önceki "Dede Yapılanması"  ise, bir vakıa..

Mehmet Moğultay"ın, 1993"lerde, "CHP"lileri almıyacağım da, MHP"lileri, RP"lileri mi alacaktım?" şeklindeki kadrolaşma çalışmasının bugüne kadar nasıl sürdüğü ortada.. Aynı şekilde, Seyfi Oktay"ın, HSYK"nun çalışmalarına hâlâ da müdahale ettiği, yol gösterdiği ap-açık belgeleriyle ortaya çıktı.. HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek, "Seyfi Oktay"la bir büyüğümüz olarak, bazı istişarelerde bulunmamızda, tavsiyelerini almamızda ne mahzur vardır ki?"  gibi açıklamalarda bulunmadı mı?

*

Kemalist-laik cenahın, işte bu yargıya güvenerek, ikide bir, "dokunulmazlıkların kaldırılması"nı sözkonusu ediyor.. Çünkü, bu dokunulmazlıklar kaldırılırsa, bu yargı kadroları, bir takım entipüften gerekçelerle, istedikleri gibi müdahale edebilirler.. AK Parti, "Bütün yüksek bürokratlar için de dokunulmazlık kaldırılsın.."  dediğinde, dünlerde Ahmet Necdet Sezer ve Baykal gibi, bugün de Kılıçdaroğlu yaklaşmıyor. "Sadece siyasetçiler için olsun.." diyorlar..

Çünkü, istemedikleri siyasetçileri bu gibi, "yüksek yargıç"lar eliyle bertaraf etmek isteyeceklerdir.

Kaldı ki, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, Parlamento"nun büyük bir kısmı tamamiyle safdışı olmuş ve haklarında soruşturma dosyaları bulunan yığınla m.vekilinin dokunulmazlığı kalkmıştı.. Ama, onlardan kimse mahkûm olmadı.. Hattâ Mesud Yılmaz bile, zamanaşımından faydalanarak paçasını kurtardı..  Buna rağmen CHP"nin ısrarla dokunulmazlıkların kaldırılmasından sözetmesi, işte bu acaib yargı mekanizmasına, bu juristokratik yapıya olan güvenlerinden kaynaklanmakta olduğu daha bir aşikar oluyor..

Referandumda (Evet) oyları (Hayır) oylarından fazla olursa, bu yapının değişmesiyle, elbette ki, milletin inanç değerlerine göre bir düzen kurulacak değildir..

Bu bakımdan bizi ilginendirmiyor denilebilir..

Ancak, müslüman halkımız, bu rejimin dişlileri arasında olduğuna ve günlük hayatını bu çarkın işleyişinine göre şekillendirdiğine ve bu ubozuk düzeni temelden bertaraf edecek bir kültürel, siyasî ve itiqadî çaba ve birikime da sahib olmadığına göre; yine de halkımızın biraz daha rahat nefes almasına yarıyacak düzenlemelere sıcak bakmakta bir aykırılık olmasa gerek..

haksöz

Bu yazı toplam 1452 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim