Ömer Muhtar'dan Kassam'a: Batı'nın 'sufizm' operasyonu ve gizlenen anti-emperyalist direniş

Malezya’daki konferansta sunulan analiz, Ömer Muhtar’dan İzzeddin el-Kassam’a uzanan gerçek Sufi geleneğin Batı ve İsrail hegemonyasına karşı direniş mayası olduğunu ortaya koydu.

Küresel emperyalizm ve Siyonist işgal ağı, on yıllardır Müslüman kitleleri pasifize etmek için dini kavramları tahrif ediyor. Malezya'daki konferansta Prof. Dr. Adnan Hüseyin tarafından sunulan analizde Batı'nın oryantalist laboratuvarlarında üretilen "dünyevi işlerden uzak, siyasete karışmayan, ruhani tasavvuf" algısının nasıl büyük bir kandırmaca olduğu ifade edilirken Müslümanların ortaya koyduğu birçok anti-emperyalist/kolonyalist direniş örneğinin mutasavvıf kişiler tarafından inşa edildiği vurgulandı.

Fanon ve Şeriati: "Alternatif İslam'dadır"

Analiz, sömürgecilik karşıtı ünlü Batılı düşünür Frantz Fanon ile İranlı aydın Dr. Ali Şeriati arasındaki tarihi etkileşime ve mektuplaşmalara dayanarak başlıyor. Fanon'un Şeriati'ye yazdığı belirtilen mektuptaki şu ifadeler, İslam'ın emperyalizme karşı taşıdığı potansiyeli ortaya koyuyor:

"İslam dünyası, Batı'ya ve sömürgeciliğe karşı tüm Asya ve Afrika'dan daha fazla savaşmıştır. İslam, Üçüncü Dünya'da —ya da sizin tabirinizle Yakın ve Orta Doğu'da— diğer tüm toplumsal güçlerden daha fazla ideolojik alternatif, sömürgecilik karşıtı bir kapasite ve Batı karşıtı bir karakter barındırmaktadır."

Fanon, sömürgeden kurtuluşun ve "yeni bir insanlığın, yeni bir medeniyetin" inşasının, Müslüman zihinlerde barınan bu muazzam kültürel ve toplumsal kaynakların kullanılmasıyla mümkün olabileceğini belirtiyor. Ancak bu birliğin önündeki en büyük engelin "mezhepçi zihniyetler" olduğu uyarısını da yapıyor.

Direniş Ekseni ve Şiiliğin Devrimci Dönüşümü

Sahadaki güncel jeopolitik tabloya değinilen analizde, Gazze'deki Filistinlilerin ve Direniş Ekseni'nin gücünü inançtan aldığı vurgulanıyor. Ayrıca 1979 İran İslam Devrimi’nden sonraki süreçte Şii teolojideki değişim şu sözlerle aktarılıyor:

"Eskiden Şiiliğin, zamanın sonunda Mehdi'nin gelmesini bekleyen pasifist bir yönelim olduğu düşünülürdü. Ancak 1979 İslam Devrimi ile bir şeyler değişti. Pasif 'İntizar'dan (bekleyiş), Mehdi'nin gelişine hazırlanmak için koşulları yaratmaya katıldığınız aktif bir İntizar'a geçtiler. Teolojilerinin pasif bir unsurunu aktif bir mücadele unsuruna dönüştürdüler."

Prof. Dr. Adnan Hüseyin’e göre bu devrimci teoloji, bugün milyonlarca insanın ABD ve İsrail bombardımanlarına rağmen geri adım atmamasını, İmam Hüseyin'in Kerbela'daki şehadet dilini güncel bir direniş formuna sokarak sağlıyor.

Batı'nın Projesi: Siyasete Karışmayan "İyi Müslüman"

Konuşmada, 19. yüzyılın sonlarıan doğru anti-emperyalist mücadelenin ana omurgasını oluşturan Sünni dünyanın bugün neden sessiz kaldığı sorusu da irdeleniyor. “Sünniler olarak bizler Filistinlilerle çok büyük bir dayanışma hissediyor olabiliriz. Ancak bu, etkili bir karşı duruşa ve yüzleşmeye yol açmamıştır.” tespitinde bulunan Prof. Hüseyin sorunun kaynağında mezhepçi, tekfirci ve modern İslami hareketlerde sufizme dayanan direniş geleneğinin gizlenmesi olarak üç temel unsur bulunduğunu söyledi.

Özellikle tasavvufun (Sufizmin) oryantalistler ve Batılı devletler tarafından kasıtlı olarak siyasallıktan arındırılma çabalarına dikkat çeken konuşmacı bu stratejik operasyonu şöyle anlatıyor:

"Batı, Küresel Terörle Savaş (Global War on Terror) döneminde 'iyi Müslüman' ile 'kötü Müslüman' ayrımını yarattığında şöyle düşündüler: 'Sufiler sessizdir. Onlar öte dünyalıdır. Siyasete dikkat etmezler, apolitiktirler. Bunlar iyi Müslümanlardır ve İslam'ın bu türünü destekleyip teşvik edeceğiz. çünkü bu Müslümanları depolitize edecektir.' Zira Batı açısından asıl büyük tehlike, 'siyasi bir özne olarak Müslüman'dır."

Bu krize bir çözüm arayışı olarak “Kendi Sünni geleneğimiz içinde sömürgecilik ile emperyalizme karşı bizi harekete geçirecek kaynaklar nerede yatmaktadır, buna bakmalıyız.” tavsiyesinde bulunan Prof. Hüseyin, “Benim önerim şudur ki; Fanon'un da işaret ettiği, "geçmişi sadece romantize etmeyin, o geleneği geleceğe ilham versin diye kullanın" ya da Şeriati'nin dediği "aradığımız o geleceğe ulaşmak için bu geleneği kullanın" şeklinde vurguladığı üzere, Sufizmi tarihteki potansiyel imkanlarına (historic possibilities) yeniden yönlendirmemiz gerekmektedir.” dedi.

Gerçek Tasavvuf: Tekkelerden Anti-Sömürgeci Cephelere

Batı'nın dayattığı bu apolitik çerçevenin aksine, tarihsel veriler Sufizmin aslında İslam'ın sınırlarını genişleten ve sömürgeciliğe karşı direnen en aktif yapı olduğunu kanıtlıyor. Analizde, erken dönem Sufi tabakat kitaplarında sufilerin "Ribat" adı verilen sınır karakollarında mücahit olarak savaştıklarına dair sayısız rapor olduğu belirtilerek, şu kritik örnekler sıralanıyor:

  • Altın Orda ve Balkanların Fethi: Orta Asya ve Doğu Avrupa'da İslam, uç beylerindeki Sufi dervişler ve gaziler tarafından yayıldı. Feridüddin Genc-i Şeker gibi Çişti şeyhleri Hint alt kıtasında, Bektaşiler ve diğer tarikatlar Balkanlar'da aktif rol oynadı.
  • Küçük Cihada Giden Yol: Safevi tarikatının ilk dönemlerinde şeyhlerin müritlerine kılıç ve kalkan yapmayı öğrettiği, eleştirilere ise "Bizler büyük cihadı (nefis tezkiyesini) tamamladığımız için, küçük cihada (silahlı mücadeleye) girmeye en hazır olanlarız" şeklinde cevap verdikleri aktarılıyor.
  • Kafkasya Direnişi: Rus İmparatorluğu'na karşı Dağıstan ve Çeçenistan'daki efsanevi direnişi Nakşibendi şeyhi İmam Şamil yönetti.
  • Cezayir Direnişi: Fransız işgaline karşı 10 yılı aşkın süre savaşan meşhur Emir Abdülkadir bir Sufi önderiydi. Onun sürgüne gönderilmesinden sonra direnişi devralan ve ribatları askeri karargâha çeviren kişi ise Rahmaniye tarikatından Lalla Fatma N'Soumer'di.
  • Batı Afrika ve Sudan: Fransız ve İngiliz sömürgeciliğine karşı Batı Afrika'da Osman Dan Fodio ve el-Hacı Ömer el-Tall'ın cihad hareketleri; Senegal'de Ahmadu Bamba'nın Müridiye tarikatı; Sudan'da ise Sufi bir altyapıya dayanan Mehdi hareketi destan yazdı.
  • Ömer Muhtar ve Senussiler: İtalyan işgaline karşı Libya direnişini sembolize eden Ömer Muhtar'ın mücadelesinin temelinde Senussi tarikatı bulunuyordu.
  • İzzeddin el-Kassam: Bugün Gazze'de İsrail'e kök söktüren Hamas'ın silahlı kanadı Kassam Tugayları'na adını veren İzzeddin el-Kassam, İngiliz mandasına karşı ayaklanan ve şehit edilen bir Sufi vaizdi.

Konuşmacı, bu zincirin sadece kendi topraklarında değil, Atlantik ötesinde de devam ettiğini vurguluyor. Amerika kıtasına (Brezilya, Karayipler) köle olarak götürülen Batı Afrikalı Müslümanların çıkardığı en büyük köle isyanlarının (örneğin 1830'lardaki Bahia isyanı) Sufi alimler tarafından yönetildiği ve direnişçilerin Sufi muskaları (Tavis/Gri-gri) taşıdıkları ifşa ediliyor.

Selefiliğin Emperyalizmle İşbirliği ve Yeni Hedef

Prof. Adnan Hüseyim, Sünni dünyadaki direniş potansiyelinin Selefi ideoloji tarafından dejenere edildiğini ifade ederek şu ifadeleri dile getiriyor:

"Selefiliğin, Vehhabiliğin sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı hiçbir direniş geleneği yoktur. Sahip oldukları tek şey, İngiliz sömürgecileriyle olan yoğun işbirliğidir. Bunu, ABD imparatorluğunun jeopolitik hedefleriyle işbirliği yaparak devam ettirdiler. Suriye'de sözde bir devrim yaşandı. Peki bunun Filistin davasına ne gibi bir katkısı oldu? Bu yeni Müslüman devlet (gruplar), topraklarını işgal edenlere (İsrail'e) karşı son bir buçuk yılda tek bir kurşun sıktı mı? Hayır."

Profesör konuşmasını “Eğer Sünni İslam'da otantik/sahici bir sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı gelenek arayacaksak, kendi manevi/irfani geleneklerimize bakmalı ve maneviyat ile siyasi olan arasındaki bu ayrımın, başka kaynaklardan beslenen yanlış ve Batılı bir temele dayandığını idrak etmeliyiz.” sözleriyle tamamladı.

İSLAMİ ANALİZ

İslam Haberleri

Kerbelâ’nın Kanlı Gömleği…
Şehadet yıldönümünde Şehid Dr. Mustafa Çamran
GADİR-İ HUM...
Şehid İmam Ebû Hanife'yi Rahmetle Anıyoruz