Her türlü saldırı ve katliamlarına rağmen Filistinlilerin kararlı direnişi karşısında çaresiz kalan siyonist İsrail rejimi, İsraillilerin morallerini de alt üst etti.
İsrail'deki Hebrew Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde öğretim görevlisi olan Profesör Gabi Sheffer'in İsrail gazetelerinden Yediot Ahranoth'da yayınlanan "Gazze’de Kazanamayız" başlıklı analiz yazısını Ozan Kemal SARIALİOĞLU'nun tercümesiyle sunuyoruz.
Gazze'de Kazanamayız..!
“İsrail ordusu son 30 yıldır hiçbir savaşı kazanamadı; Gazze’nin işgalinin zaferle sonuçlanacağı yalan”
İsrail Genel Kurmay Başkanı Gabi Eşkenazi, İsrail Ordusunun bütün gücüyle Gazze Şeridi’ne girmesi durumunda bu sefer İsrail devletinin ve ordusunun muzaffer olacağından hiç şüphesi bulunmadığını söyledi geçenlerde. Pek çok yorumcu, alelacele, bu açıklamanın bir önceki genel kurmay başkanının başarısızlığının altını çizmek amaçlı olduğunu, Eşkenazi’nin böylelikle halka, ordunun kendi komutasında Lübnan hezimetine benzer yeni bir felaketle karşılaşmayacağı sözünü verdiğini iddia ettiler.
Bu yorum doğru olabilir, mümkündür ki Eşkenazi de diğer pek çok politikacı ve general gibi kendisini yücelterek kamuoyunun sempatisini cezbetmek istemiş olsun. Yine de açık olan bir şey var ki, bütün bu ihtimaller ordu komutanının nasıl bu denli kendine güvenebildiğini açıklayamıyor tam olarak.
Komutanın bu açıklamayı yapmaktaki başka bir amacı da, bir önceki sonu kötü biten savaşla -İsrail-Hizbullah savaşına atıfta bulunuyor- mahcup olan askerlerine ve komutanlarına moral vermek olabilir. Bir başka akla gelen şey de, 2008 bütçe görüşmelerinde en yüksek ödeneği tahsis ettirebilmek orduya.
Tüm bunlarla birlikte, hiç de daha az önemli olmayan başka bir sebep de, genel kurmay başkanının başbakanı ve hükümeti İsrail ordusunu, Sederot’ta ve diğer yerlerdeki durumu düzeltmek ve Gazze’den fırlatılan füzelerin önüne geçmedeki aczinin üstünü örtmek için,Gazze’ye geniş ölçekli bir saldırı başlattırmaya ikna etmek.
Tam da ordunun yaptığı ve bazı yorumcuların da desteklediği deklerasyonlar gibi, Lübnan ve Suriye’deki olayların yenilediği İsrail caydırıcılığını göz önüne alırsak eğer, zaferden söz eden vaada geniş bir sızma harekatı da eşlik etmeliydi, Gazze şeridinde doğrudan bir İsrail varlığı ve kontrolünün yanında. Bütün bunlar her halukarda önemli sorunsallıklar içeriyorlar.
Birbiriyle bağlantılı olan iki meseleden söz ediyoruz aslında. Birinci temel hata, ”zafer” kavramından ne anladığımızı açıklığa kavuşturmamamız, özellikle Gazze’yi tekrar işgal etmemiz ve Ehud Barak’ın da dediği gibi orda bir yıl veya yıllar boyunca kalmak zorunda olacağımız düşünülürse.
Ciddi Siyasal ve Uluslar arası Sonuçlar
İsrail’in Gazze’yi çok kayıp vermeden işgal ettiğini bile düşünsek -ki bu görüş ordu içersinden ve dışardan pek çok kişi tarafından şiddetle reddediliyor- hatta İsrail ordusu Hamas ve Cihad’ın liderlerini, komutanlarını ve eylemcilerini öldürse veya tutuklasa bile, bizler böyle bir operasyonla direnişi tasfiye edemeyeceğiz. Ve bu operasyonu takip edecek düşük yoğunluklu savaş tarzındaki Filistin cevabıyla karşılaşacağız yeniden, üstelik sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da da. Böyle bir hareket Arap devletlerinin öfkesini yükseltecek yeniden, belki de İsrail’e saldırma azimlerini kamçılamış olacağız. Olası saldırının uluslar arası ve siyasi sonuçlarını detaylandırmaya gerek yok daha fazla.
Yapılan bir diğer hata da, İsrail’in son 30 yılda girdiği hiçbir savaşı, ister bu savaşı kendi başlatmış olsun ister saldırıya mazur kaldığı savaşlardan olsun, kazanamamış olduğunun unutulması. Bütün “tamı tamına” savaşlardan ve “düşük yoğunluklu” olanlarından, Gazze’den çekilmenin arefesinde veya Batı Şeria’daki dur duraksız mücadelelerde olduğu gibi, yenilerek; en hafif tabirle söyleyelim olmazsa “geri çekilerek” ayrıldık…
Tüm bu büyük problemler, Begin, İzak Rabin ve Ariel Şaron gibi politik figürler tarafından çok iyi kavranılmıştı. Öyle ki bu liderler komşu Arap devletleri, hatta Filistinlilerle bile uzlaşma amaçlı ciddi müzakerelerde bulunmuşlardı. Bu çabalarının bazıları barış anlaşmalarıyla sonuçlanmış, bazılarının sonucundaysa temel bazı Filistin kabulleri değişmişti; örneğin Arafat’ın İsrail’in varlığını tanımasını buna misal verebiliriz.
Dolayısıyla, Lübnan yenilgisinde payı olan şimdiki başbakan Olmert, diğer hükümet ortaklarıyla birlikte Gazze’de yeni bir savaş peşinde olan genel kurmay başkanını ve destekçilerini engellemeli ve Hamas dahil olmak üzere Filistinlilerle ve Suriye’yle anlaşma yoluna gitmeli. Müzakerelerde öncelikli olarak çatışma havasının yumuşatılması hedeflenmeli, sonra da Filistinliler, Suriye ve Lübnan’la olan sorunların halli yoluna gidilmeli.
velfecr