İsrail'in Amerikan Yardımına İhtiyacı

Filistin konusuyla ilgili çoğu çevrelerde İsrail'in Amerika'nın mali yardımına ihtiyacı olduğu ve Amerika'nın her yıl İsrail'e verdiği milyarlar...

Dr. Muhsin Salih*

Filistin konusuyla ilgili çoğu çevrelerde İsrail'in Amerika'nın mali yardımına ihtiyacı olduğu ve Amerika'nın her yıl İsrail'e verdiği milyarlar olmazsa Siyonist işgal devletinin yıkılıp gideceği düşüncesi hakimdir.

Fakat Amerika'nın İsrail'e yaptığı mali yardımlar üzerine son günlerde yapılan dikkatli incelemeler daha farklı bir sonuç ortaya koymakta ve büyük ölçüde mübalağa yapıldığına işaret etmektedir. Aynı zamanda doğrudan mali yardımla bağlantılı olması gerekmeyen ekonomik ve benzeri yardım şekillerine işaret etmektedir.

Öncelikle Amerika'nın İsrail'e yardımının onu hukukun üstünde bir devlet haline getiren siyasi desteği içerdiğini gözden kaçırmamak gerekir. Bu destek onu Birleşmiş Milletler'de, Güvenlik Konseyi'nde ve uluslararası kurumlarda hesaba çekilmekten korumaktadır. İsrail'e, Amerika'nın müttefiklerinin ve Amerika'nın ekseninde dönen ülkelerin desteğini sağlamaktadır.

Ayrıca askeri desteği içermektedir. Amerika, İsrail'e imha silahlarının en modernlerini ve en ölümcüllerini vermektedir. Arap ülkeleri ordularının hepsini bir arada yenilgiye uğratabilecek askeri üstünlüğü garanti etmektedir. İkiyüzlü aşkın nükleer bomba yapımını sağlayan nükleer programına destek olmaktadır. Bunların yanında, ekonomik ve medyatik destek de vermektedir.

İkincisi; Amerikan mali yardımı şüphesiz çok büyüktür. 1979'dan bu yana yıllık üç milyar doları aşmıştır. Bu da diğer devletlere oranla, Amerikan yardımları listesindeki en büyük yardımdır.

Kongre Araştırma Hizmetleri CRC'nin raporuna göre, Amerika'nın İsrail'e 1948'de kurulduğu günden 2009 yılı sonuna kadar yaptığı mali yardım toplamı 106 milyar 160 milyon doları bulmuştur.

Siyonist işgal devletinin kurulduğu ilk yirmi yılda (1949-1968) yapılan mali yardım toplam 1 milyar 327 milyon dolar olmuş, daha sonraki on yılda (1969-1978) ise yaklaşık 11 milyar 427 milyon dolara ulaşmıştır.

Bu yardım, İsrail'in Mısır'da Camp David Barış Anlaşması'nı imzalamasının ardından büyük bir sıçramaya şahit olmuştur. 1979-1988 arasında 29 milyar 934 milyon dolara ulaşmıştır. Bir sonraki on yılda (1989-1998) biraz daha artarak 31 milyar 552 milyon dolar olmuştur. Daha sonraki on bir yılda (1999-2009) ise yaklaşık aynı seviyeyi korumuş ve 31 milyar 922 milyon dolar olmuştur.

Üçüncüsü; Amerikan mali yardımı son otuz yılda aynı seviyeyi korusa da, İsrail'in Amerikan yardımına itimadı zamanla büyük oranda azaldı.

Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: İsrail'in gayrisafi milli hasılası (GNP), 1948-1972 yılları arasında her yıl yüzde 10 civarında artmıştır. Siyonistler bu yıllarda temelde el koydukları Filistinlilerin topraklarından ve mülklerinden, dünya Yahudilerinin işgal altındaki topraklara göçlerinden ve İkinci Dünya Savaşı'ndaki Yahudi savaş kurbanlarına Almanya'nın ödediği tazminatlardan yararlanmışlardır. Bu nedenle, Amerikan yardımı İsrail ekonomisinin yapısında belirleyici faktör olmamıştır.

1972-1985 arasındaki dönemde ise İsrail boğucu bir ekonomik krize şahit olmuştur. İsrailliler petrol fiyatlarının yükselmesinden ve sosyal hizmetlere harcanan yüksek miktarda paralardan, milli üretimin dörtte birini aşan (diğer bir ifadeyle İsrail bütçesinin üçte birinden daha çok olan) askeri harcamaların yükselmesinden etkilendiler.

Ayrıca İsrail ekonomisi, gayrisafi milli hasılasındaki artışın yıllık yüzde 10'dan yüzde 2'ye gerilemesinden etkilenmiştir. Ayrıca enflasyon oranı da 1978'de yüzde 51'e ve 1984'te yüzde 400'e yükselmiştir.

Bu nedenle, bu dönemde Amerikan mali yardımlarının 3 milyar 100 milyon dolara yükselmesi oldukça önemli ve neredeyse İsrail ekonomisi için belirleyici faktör olmuştur. Özellikle de İsrail gayrisafi milli hasılasının örneğin 1983 yılında 15.3 milyar dolar civarında olduğunu, yani Amerikan yardımının gayrisafi milli hasılanın yüzde 20'sinden fazla olduğunu İsrail'in o yılki bütçesinin yaklaşık yüzde 30'unu karşıladığını bilirsek bunu daha iyi anlarız.

1985 yılının başlarında ise durum bir felaketi ve bütünüyle mali bir yıkımı haber veriyordu ki, 1 milyar 500 milyon dolarlık Amerikan acil yardımı imdada yetişti. Daha sonra da İşçi ve Likud partileri tarafından ulusal birlik hükümeti kurulmuş ve resmi harcamaları ve ücretleri azaltan, yeni vergiler getiren bir ekonomik reform programı benimsenmiştir. Yine bu dönemde, daha kapitalist ve liberal politikalar benimsenmiştir.

1987 yılında patlak veren mübarek intifâdanın İsrail ekonomisine verdiği zararlara rağmen, İsrail hükümeti 1993 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü'yle ve 1994 yılında Ürdün ile imzaladığı barış anlaşmalarından, Sovyetler Birliği'nin ve Doğu Avrupa'da Komünist sistemlerin yıkılmasından (1988-1991) ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yönetiminde tek kutuplu yeni bir dünya sisteminin kurulmasından yararlanarak bu zararları telafi etti.

Bu durum İsraillilere yaklaşık elli ülkeyle yeni diplomatik ilişkiler ve Çin, Hindistan ve Rusya gibi büyük devletlerle gün geçtikçe güçlenen ve genişleyen ekonomik ilişkiler kurma yolunu açtı.

Ayrıca İsrail, Komünist rejimlerin çökmesinin hemen ardından gelen dönemde (1989-2000) yaklaşık bir milyon Yahudi'nin İsrail'e göç etmesinden ve bu göçün taşıdığı on binlerce yetişmiş insandan, bilim adamından ve deneyimlerden yararlandı.

Bu nedenle, İsrail gayrisafi milli hasılası 2000 yılında 1983 yılına oranla yaklaşık yedi kat artarak 110 milyar dolar civarına ulaştı. İsrail ekonomisinin Amerikan yardımına itimadı da milli gelirin yüzde 3'ünden az hale geldi. Sonra bu meblağ bir kez daha katlanarak 2008 ve 2009 yıllarında 200 milyar dolara ulaştı. Dolayısıyla Amerikan yardımının payı da yüzde 1.5'ten aşağıya düştü. Bu da, İsrail ekonomisinin fiili olarak Amerikan mali yardımına dayanmaktan kurtulduğu anlamına gelmektedir.

Dördüncüsü; İsrail, dev gelir kaynakları yaratmada ve ticari gelirlerindeki açığı kapatmada Amerika ile ticari alışverişinden büyük oranda yararlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'in birinci ticari ortağıdır. İsrail'in Amerika'ya ihracatı, genelde toplam ihracatının üçte birini aşmaktadır. Yani, 2006 yılında yüzde 38.4'lük oranla 18 milyar dolara ve 2009 yılında yüzde 35'lik oranla 16.7 milyar dolara ulaşmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, ithalatta da İsrail'in en büyük ortağıdır. İsrail'in Amerika'dan ithalatı 2009 yılında yaklaşık 5 milyar 848 milyon dolara yani 47 milyar 367 milyon dolarlık toplam ithalatının yüzde11.6'sına ulaşmıştır.

Bu da, ithalat-ihracat dengesinin yaklaşık 11 milyar dolar civarında İsrail'in lehine olması anlamına gelmektedir. Geçen dört yılda da yaklaşık bu oran korunmuştur.

Bu şekilde İsrail, diğer dünya devletleriyle olan ticaretindeki açığı kapatabilmektedir. Bu durum olmasa, 2006-2009 döneminde İsrail'in yıllık dış ticaret açığı yüzde 19.5 ile yüzde 25.7 arasında değişecekti.

Beşincisi; İsrail'in ekonomik durumu Oslo Anlaşması'ndan birkaç sene sonra Batı Avrupa ülkelerinin seviyesine yükselecek kadar iyileşmesine rağmen; İspanya'da, Portekiz'de, Yunanistan ve Suudi Arabistan'daki örneklerinden çok daha fazla olmasına, kişi başına düşen gelir miktarı 2000 yılında 19 bin dolara ve 2008 yılında 28 bin dolara yükselmesine rağmen İsrail'in Amerika'dan aldığı mali yardımları gerekçelendirmek zorlaşmıştır.

Bu nedenle işgal devleti 1998 yılında Amerika Birleşik Devletleri'yle yardımlarının (1 milyar 200 milyon dolara ulaşan) ekonomik şıkkını (1 milyar 800 milyon dolar) askeri şıkkın lehine olacak şekilde tedrici olarak azaltması üzerine anlaşmaya varmıştır. Buna göre, yardımın ekonomi şıkkı yıllık 120 milyon dolar azaltılacak, karşılığında ise askeri şıkkı yıllık 60 milyon dolar artırılacak, bu aşamalı değişim 2000 yılından başlamak üzere on yıl içerisinde gerçekleştirilecek ve askeri yardım yıllık 2 milyar 400 milyon dolar seviyesine çıkacaktır.

Bu dönemin bitmesinden hemen önce, Amerika Birleşik Devletleri Ağustos 2007'de İsrail'e yaptığı askeri yardımı takip eden on yılda altı milyar dolar artıracağını ve 2018 yılında İsrail'e yapılan Amerikan askeri yardımının üç milyar dolara ulaşacağını ilan etti. Bu da, Amerikan yardımlarının ekonomi şıkkının tasfiyesiyle birlikte askeri yardıma dönüştüğü anlamına geliyordu.

Bu, Amerikalı mükelleflerin vergilerinin niçin zengin ve ileri bir devlete yardım olarak verildiğini sorgulamasından kaçış olduğu kadar Amerika'nın ve İsrail'in barış istediği iddiası etrafında da soru işaretlerine yol açmıştır. Aynı şekilde egemenliğini ve gücünü zorla kabul ettirme zihniyetini ve barış sağlansa bile İsrail'in bölgedeki kalın sopası ve polisi olmaya devam edeceğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Altıncısı; İsrail devleti, süper güçlerin ve Batılı devletlerin siyasi, stratejik ve ekonomik çıkarları ışığında kendini ifade eden Siyonist proje olagelmiştir. Bu devletin ve gücünün bekası, onun desteklenmesi o ülkelerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bölge ülkelerinin güçsüz ve dağınık kalmasının garantisi de onların kalkınmasını engellemekte ve başkasına bağımlı olarak kalmasını ve yine onların Batı ürünleri için büyük bir pazar olarak kalmasını sağlamaktadır.

Bu nedenle İsrailliler, Amerikan yardımını sundukları hizmete karşılık çok az bir bedel olarak görmektedirler.

İsrailli bakan Ya'akov Meridor bir radyo konuşmasında, İsrail'in on Amerikan uçak gemisi yerini tuttuğunu, bu uçak gemilerinin yapımının 50 milyar doları bulduğunu, Amerika'nın bu uçak gemilerine harcayacağı paranın yüzde 10'unu vermesi halinde bu paranın 5 milyar olacağını söylemiştir. (Askerlerin ve bakımın külfeti ile o uçak gemilerinin varlığından doğacak siyasi sıkıntılardan kaçınma konusu ise buna dahil edilmemiştir.)

Amerika'nın İsrail'e yardımı ise bu meblağdan yaklaşık iki milyar dolar daha azdır. Meridor, konuşmasının sonunda alaycı bir ifade ile "Öyleyse paranın geri kalanı nerede?" diye sormuştur.

Ariel Şaron'un bizzat kendisi de yaklaşık 23 yıl önce, İsrail'in Amerika'ya sunduğu hizmetlerin 100 milyar doları aştığını, oysa Amerikan yardımlarının 30 milyarı aşmadığını söylemiş ve "Birleşik Devletler hâlâ bize 70 milyar dolar borçlu" demiştir.

Yedincisi; Amerika'nın İsrail ile ekonomik işbirliğinin değeri, mali yardımın ötesine geçerek paha biçilmez değerde yönlere ulaşmaktadır. Örneğin askeri sanayi alanları, bilim ve gelişmiş teknoloji alanları, deneyim ve bilgi değişimi gibi. Böylece İsrail sanayi imkanlarını çok büyük bir şekilde geliştirebilme, on binlerce iş fırsatı yaratma ve özellikle silah, bilgisayar ve petrokimya ihracında dünya piyasalarında rekabet edebilme imkanına sahip olmuştur.

İsrail, yıllardan beri silah ihracatında Amerika, Rusya ve Fransa'nın ardından dördüncü veya beşinci sırada gelmekte ve yıllık silah satışı 4-5 milyar dolara ulaşmaktadır.

Sekizincisi; Amerika'dan gelen mali yardım, sadece resmi yardım değildir. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail için bağış toplanan ve yardım senetleri satılan en önemli ve en belirgin ülkedir. İsrail için her yıl yaklaşık bir milyar dolar yardım toplanmakta ve bir milyar dolar da yardım senedi satılmaktadır ve bu meblağın büyük bölümü Amerika'dan gelmektedir.

Dokuzuncusu; İsrail, Amerika'nın birçok ülkeye uyguladığı siyasi ve ekonomik baskılardan yararlanmıştır. Çünkü Amerika, kendisiyle iyi ilişkiler kurmak isteyenlere İsrail ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini normalleştirmesini şart koşmaktadır.

Birçok devlet, Amerika'nın rızasını kazanmanın yolunun İsrail kapısından geçtiğinin farkına varmıştır. Bu da, çıkarlarına pragmatik bir bakış açısıyla bakanları İsrail ile ekonomik ilişkiler kurmaya sevk etmiştir.

Özetle söylemek gerekirse, araştırmacıların ve konuyla ilgilenenlerin İsrail'in mali olarak Amerika'ya dayandığından bahsederken İsrail gayrisafi milli hasılasına ve gelir seviyelerine oranla bu yardımın son yıllarda büyük oranda azaldığına dikkat etmeleri gerekmektedir.

Fakat İsrailliler, hâlâ can alıcı bir şekilde diğer yardımlara, karşılıklı alışverişe ve ticari işbirliğine itimat etmektedir. Bu da onların bütçelerindeki açığı kapatmalarına katkı sağlamaktadır. Teknolojik ve askeri yönden ilerlemelerine imkan vermektedir. İsrail ihraç ürünlerine geniş pazarlar açmaktadır.

* Ez-Zeytune Araştırma Merkezi Genel Müdürü




fiem

Filistin Haberleri