Birkaç gün önce işgal rejimi İsrail ordusunda dikkat çeken bir hadise meydana geldi. Yaklaşık 100 asker, silah bırakarak bulundukları askeri üsten ayrıldılar. El-Meyadin gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında Muhammed Halse, yaşanan olayla ilgili arka plan okuması yaptı. Halse askerlerin isyanını basit bir olay olarak okumanın hata olacağını; hadisenin bağlamıyla birlikte okunduğunda Siyonist ordudaki genel duruma işaret ettiğini ifade etti.
Bahsi geçen yazı şu şekilde:
İbrani medyası, İsrail "ordusunda" Givati Tugayı'na bağlı "Tzabar" taburundan yüz askerin isyan etmesini büyük bir endişeyle ele aldı ve durumu "ordu literatüründe yeri olmayan" tehlikeli bir vaka olarak nitelendirdi. Bu olayın arka planını ve gerekçelerini tartışan açıklamalar ile yazılar, isyanı, askerlerin savaştan sonra komutanın kendilerine yönelik kaba muamelesine karşı bir protesto olarak değerlendirmeye odaklandı. Askerlerin "savaş cehenneminden günlük yaşam rutinine" geçişi kabullenmekte zorlandıkları vurgulandı. Ayrıca isyanın, "aşırı katılık ve tabur komutanının kendilerine karşı duyarsızlığına" yönelik bir tepki olduğu da belirtildi.
Mart 2007 İsyanına Benziyor
Analistler, savaşın "askerin yeterlilik temellerini zayıflattığı, operasyonel gerçeklikten kaynaklanan yeni standartlar ve davranış kalıpları yarattığı" yönündeki anlatılarını desteklemek için yirmi yıl önce yaşanan benzer bir olayı örnek gösterdi. Mart 2007'de patlak veren bir isyanda, İkinci Lübnan Savaşı'nın hemen ardından 51. Tabur'a mensup onlarca "ordu" askeri, güneydeki Necef (Negev) Çölü'nde bulunan Tze'elim üssünü terk etmişti. O dönemde isyanın nedeninin, Bint Cibeyl muharebesinin 51. Tabur'a verdirdiği ağır kayıplar olduğu belirtilmişti. Zira muharebelerden dönen askerler, sadece fiziksel yaralarını değil, birçoğunun travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı farklı bir psikolojik gerçekliği de beraberinde getirmişti.
Geçtiğimiz perşembe günü yaşanan isyan olayına ilişkin özellikle İsrailli askeri çevrelerin yaptığı yoruma göre, 1983 yılında kurulan "Tzabar" taburu da kendini benzer bir krizin içinde buldu. Tabur komutanı, askerleri rutinlerine ve disiplinlerine geri döndürmeye çalıştı ancak yaklaşımında hatalı hareket edince askerler kırmızı çizgiyi aştı. Analistlere göre bu durum bir günde ortaya çıkmadı. Çok daha önce başladı. Bir analistin ifadesiyle bu durum, "sanki tek bir askeri emir, üç yıllık bir savaşı silmeye yetermiş gibi" ele alındı.
Askerlerin isyanının nedenlerini anlamaya çalışan İsrailli analistler, olayın "Tzabar" taburunun güney Lübnan'daki muharebe görevlerini tamamlamasının ardından patlak verdiğine odaklandı. Taburun teçhizat denetiminin bir parçası olarak komutan, eski ve yeni askerler arasındaki ilişkileri simgeleyen fotoğraf ve objelerin bulunduğu bazı konteynerleri denetlemek istedi. Taburda "ordudaki kıdeme ağırlık ve statü" kazandıran bir kültür hâkimdi, ancak taburdaki eski (kıdemli) askerler konteynerlerin açılmasına izin vermeyi reddetti.
İsyana Sebebiyet Veren Olay
Yaklaşık beş ay önce göreve gelen tabur komutanı konteynerleri açmakta ısrar etti. İçinden "ordu değerleriyle bağdaşmadığını" söylediği semboller ve işaretler çıkararak bazılarını parçaladı. Bunun sonucunda yüzü aşkın asker, adı İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'nden getirilen Filistinli esirlere yönelik fiziksel ve cinsel şiddetiyle anılan kötü şöhretli Sde Teiman hapishanesindeki askeri üssü terk etme kararı aldı.
Askerler silahlarını üste bırakarak protesto amacıyla ayrıldılar. İbrani medyasının olayı "deneyimsiz genç askerlerin fevri davranışları" olarak pazarlamaya çalışmasının aksine, İbrani kaynaklar "deneyimli kıdemli" askerlerin de gençleri isyan hareketine katılmaya teşvik ettiğini bildirdi. İsyan olayından saatler sonra askerlerin neredeyse tamamı üsse geri döndü; ancak "tehlikeli ve benzeri görülmemiş" olarak nitelendirilen bu olayın yansımaları devam ediyor ve "ordu" ile İsrail toplumu üzerinde ağır bir gölge bırakıyor.
İsyanın Gösterdikleri
Gerçekte bu isyan; derin bir liderlik krizini, aşırı tükenmişliği ve emir-komuta zincirine yönelik güven kaybını gözler önüne seriyor. Bu durum, olayı saflarındaki ağır savaşçı kayıpları ve Givati Tugayı komutanlığı da dahil olmak üzere "ordunun" genelinde disiplinin zayıflaması gibi çeşitli faktörlerin birleşimine bağlayan "ordu" içinde son derece ciddi bir kriz olarak değerlendiriliyor. Olayın vahameti göz önüne alındığında, askeri komuta kademesi bir dizi cezai yaptırım kararı aldı. Bunlardan biri taburdan en az 17 askerin 30 gün süreyle hapse gönderilmesiydi. Yayınlanan haberlere göre, isyanın gelecekte "ordudaki" diğer muharip birliklere sıçrayacak bir emsal teşkil etmemesi ve "İsrail'in" düşmanları için bir propaganda malzemesine dönüşmemesi adına, üst komuta kademesi tüm "Tzabar" taburunu lağvetme yoluna dahi gidebilir.
Disiplin ihlali veya komutanların otoritesine karşı isyan, daha önce de belirtildiği gibi olayı hizmet süresinin uzunluğu ve biriken yorgunlukla gerekçelendiren askeri komuta kademesinde büyük endişe yaratıyor. Bu durum yaşananların bağlamının önemli bir parçası olsa da, İsraillilerin deyimiyle "İsrail'in uyum ve birliğini simgeleyen halk ordusundaki" tabur askerlerinin davranışlarını yönlendiren daha derin diğer motivasyonları göz ardı ediyor.
İsyan olayı, İsrail toplumunda "orduyu" yol ayrımına getiren ve hem kendi içinde hem de "ordu" ile hükümet koalisyonunun bazı kesimleri arasında çatışmaların sürmesine yol açabilecek daha geniş çaplı bir tartışma durumunu yansıtıyor gibi görünüyor. Nitekim Bakanlar Ben-Gvir ve Smotrich daha önce "ordu" komutanlığına sert eleştiriler yöneltmiş, eski Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ile mevcut Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'u defalarca hedef alarak, onları gevşeklikle ve hükümetin düşmanlarına karşı benimsediği "katı saldırgan" yaklaşımı uygulamamakla suçlamışlardı.
Bu gerilim hali, geçtiğimiz üç yıl boyunca bir yanda Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Katz ve bazı Knesset üyeleri, diğer yanda ise "ordu" komutanlığı arasındaki ilişkileri krize soktu. Kutuplaşma doğrudan sosyal medya platformlarına da sıçradı. Öyle ki sağcı İsrailli sosyal medya kullanıcıları "ordunun" üst komuta kademesine hakaretler yağdırarak onları ihmalkârlık ve tavizkârlıkla suçladı.
Bazı İsrailli analistler ve siyasetçiler, bu gerilimin ve eleştirilerin "İsrail'de" bir yanda "ordu" diğer yanda siyasetçiler arasında veya bizzat "ordu" içinde derin bir çatlak yaratmasından duydukları korkuyu dile getirdi. Öyle ki, ordunun dağılma tehlikesi İsrail toplumunda artık açıkça konuşulur hale geldi. Bazıları ise siyasetin "orduya" sızması konusunda uyarılarda bulunarak, bunun onu "halkın yarısının ordusuna" dönüştürebileceğini ifade etti.
Ordunun "değerlerine" İsrail hükümeti üyeleri tarafından saldırılması, komutanların kararlarına yönelik siyasi müdahaleler ve "ordunun" siyasi bir ajandayı teşvik etmek için kullanılması, bazı siyasetçilerin benimsediği bir yaklaşım haline geldi. Mesela Ben-Gvir "orduya karşı bir tür siyasi zorbalık" sergilediğinde, hem "ordunun" hem de İsrail toplumunun değerlerini tehdit etmektedir.
"Ordu" komutanları, kendilerini İsrail sağının ve özellikle de liderlerinin "ordu değerlerini ve sembollerini" meşruiyetsizleştirme savunucuları olduğu bir durumda bulacaklarını hiç hayal etmemişlerdi. Kuruluşundan bu yana "İsrail'de" uzlaşının sembolü olan "ordunun" fiilen bir yol ayrımına yaklaştığı açıktı. Nitekim büyük çoğunluğu bu tür isyankar davranışları destekleyen kamuoyunun etkisiyle karşı karşıya kalan askerler arasında, özellikle de "orduya" saldırma ve meşruiyetini zayıflatma eğiliminin güçlendiği İsrail sağının etkisiyle isyan belirtileri artıyor.
Daha da önemlisi, İsrailli askerler kendi siyasi liderlerinin İsrail Yüksek Mahkemesi'nin kararlarına uymayı reddettiğini, yargıya, medyaya ve derin devletin tüm kurumlarına saldırarak onlara isyan ettiğini görüp duyduklarında, hiç şüphesiz bu durum, askeri komutanların talimatları kendi değerleriyle çatıştığında askerlerin de komutanlarına karşı isyan etmeleri için bir teşvik unsuru oluşturmaktadır.
İsrail Ordusunun Gerçek Yüzü
Gerçek şu ki, çok sayıda işgal askerinin "ordu" ile ilgili konulardaki tutumu Smotrich ve Ben-Gvir'in pozisyonlarına daha yakındır. Hatta bugün askerlerin büyük bir kısmı, Filistinlilere ateş açmayı ve İsrailli muhalifleri susturmayı kolaylaştıran bu isyankar tutumla tamamen hemfikirdir.
Bazı İsrailli uzmanlar, bu durumu 1980'lerden bu yana "ordu" içinde yaşananlara bağlayarak açıklama yoluna gidiyor. Buna göre, İsrail toplumundaki "nüfuzlu kesimlere" mensup aileler, çocuklarının askerlik hizmeti bittikten sonraki gelecekleriyle bağlantılı ekonomik çıkarlar nedeniyle, onları idari, teknik, teknolojik veya siber görevler gibi hayati tehlike taşımayan askeri pozisyonlara gönderiyorlar.
Bu uzmanlar, "ordudaki" muharip görevlerde oluşan boşluğun, büyük çoğunluğu Dini Siyonizm destekçisi olan ve geçmişte "orduda" marjinalize edilmiş gruplar tarafından doldurulduğuna inanıyor. Bu kesimler, en büyük muharip yükü kendilerinin sırtladığını gördüklerinde; ister Filistinlilere yönelik ateş açma kurallarında olsun ister askerlere yönelik cezalandırma politikalarında olsun, pazarlık yapma, isyan etme ve "ordudan" kültürünü ve değerlerini kendi değerlerini yansıtacak şekilde yeniden şekillendirmesini talep etme gücüne sahip olduklarını fark ediyorlar.
Açıktır ki bu isyan olayı, "ordunun" kendi iç ilişkileri ile devlet ve toplumla olan daha geniş kapsamlı ilişkilerinde bir başka dönüm noktasından ibarettir. Gadi Eisenkot, daha önce Ben-Gvir'e Ulusal Güvenlik Bakanı sıfatıyla geniş ve benzeri görülmemiş yetkiler verilmesini ve askerleri sürekli olarak subayların talimatlarına karşı gelmeye kışkırtmasını şu sözlerle özetlemişti:
"Ben-Gvir'in aldığı bu unvan, koalisyonun tutumu yüzünden yaşadığımız ve orduyu dağılmaya götürebilecek olan saçmalığın boyutunu gösteriyor."
islami analiz
Yazıda yer alan ifadeler yazarına aittir. Tevhid Haber’in yayın politikasını yansıtmayabilir.