Brezilyalı jeopolitik analisti Patricia Marins yayımladığı değerlendirmede, İran’ın ateşkes sürecini yalnızca savaşta zarar gören hava savunma sistemlerini yeniden kurmak için değil, aynı zamanda daha gelişmiş bir savunma mimarisi inşa etmek için kullandığı belirtildi.
Analizde, ABD’nin bugün itibarıyla ateşkes döneminde yeniden şekillendirilen İran hava savunmasının gerçek kapasitesine ilişkin doğru bir değerlendirmeye sahip olmadığı ifade edildi.
“İran, savaş boyunca ABD uçuş modellerini analiz etti”
Analizde, son günlerde basına yansıyan bilgiler doğrultusunda İran’ın yaklaşık 40 gün süren savaş boyunca Amerikan savaş uçaklarının uçuş düzenlerini incelediği bildirildi. İran’ın, bu süreçte elde ettiği veriler ışığında yeni hava savunma birliklerini farklı bir taktik anlayış doğrultusunda konuşlandırdığı kaydedildi.
Bunun, savaş sırasında çok sayıda savaş uçağının düşürülmesiyle birlikte değerlendirildiğinde, ABD askeri taktiklerinin “aşırı derecede öngörülebilir hale geldiğini” gösterdiği belirtildi. Analizde, bu durumun İran’a gelecekte çok daha yüksek verimlilik sağlayabileceği ifade edildi.
Araştırmacı, İran’ın geliştirdiği yeni sensör kuşağının artık yalnızca hava sahasını kapsamadığını, aynı zamanda Amerikan pilotlarının davranış kalıplarını da tahmin etmeye başladığını belirtti.
Bu kapsamda sistemin; “standart giriş ve çıkış güzergâhlarını, operasyon irtifalarını, havada yakıt ikmali zamanlamalarını ve elektronik karıştırma düzenlerini” analiz edebildiği ifade edildi.
“İran yalnızca sistemlerini onarmadı”
Analizde, İran’ın yalnızca savaş sırasında imha edilen sistemleri yeniden inşa etmediği, aynı zamanda modernize edilmiş ve kapsamı genişletilmiş yeni bir hava savunma ağı oluşturduğu belirtildi.
Bu ağın fiber optik altyapı, kuantum dirençli şifreleme sistemleri ve merkezi olmayan haberleşme yapılarıyla desteklendiği ifade edildi. Böylece sistemin elektronik harp saldırılarına karşı daha dirençli hale geldiği öne sürüldü.
Kriyojenik sensörler ve yüksek irtifa avantajı
Analizde İran’ın konuşlandırdığı uzun menzilli IRST sistemlerine de yer verildi.
Bu sistemlerin kriyojenik olarak soğutulan sensörler kullandığı ve yüksek irtifa avantajından faydalandığı kaydedildi. Sensörlerin aşırı düşük sıcaklıklarda çalıştırılmasıyla cihazların kendi termal gürültüsünün azaltıldığı, bunun da çok daha uzak mesafelerden küçük ısı değişimlerini algılamaya imkan verdiği belirtildi.
Araştırmacı, yaklaşık 15 kilometrelik temel tespit menziline sahip sistemlerin dağ zirvelerine yerleştirildiğinde 50 kilometrenin üzerinde tespit kapasitesine ulaşabildiğini ifade etti.
Bunun sebebinin EO/IR sensörlerinin yüzeye yakın yoğun kirlilik, nem ve toz katmanlarının üzerine yerleştirilmesi olduğu belirtildi. Böylece yoğun sis ve ağır bulut örtüsü gibi hava koşullarının sistem üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltıldığı ifade edildi.
“Radar değil, termal göz”
Analizde İran’ın yeni ağının büyük bölümünün radar sistemlerinden oluşmadığı vurgulandı.
Bunun yerine sistemin, “termal göz” olarak tanımlanan IRST sensörleriyle çalıştığı ifade edildi. Bu sensörlerin gökyüzünü sürekli tarayarak motorlardan ya da hava aracı gövdelerinin sürtünmesinden kaynaklanan ısı izlerini takip ettiği kaydedildi.
Analizde özellikle düşük görünürlüklü savaş uçaklarının tespitinde bu sistemlerin yüksek verim sunduğu belirtildi.
EO sensörlerinin ise yüksek çözünürlüklü kameralar gibi çalıştığı ve IRST tarafından tespit edilen hedefler üzerinde optik yakınlaştırma yaparak görsel tanımlama gerçekleştirdiği ifade edildi.
Bu sistem sayesinde operatörlerin hedefin düşman İHA’sı, savaş uçağı ya da sivil hava aracı olup olmadığını ayırt edebildiği, böylece dost ateşi riskinin azaltıldığı aktarıldı.
Lazer sistemleri ve “cerrahi hassasiyet”
Analize göre, entegre sistemin üçüncü unsurunu lazer mesafe ölçerler oluşturuyor.
Bu sistemin, görünmez bir lazer ışınını çok kısa süreli göndererek hedefin tam uzaklığını ölçtüğü belirtildi. Böylece füze atışlarının “cerrahi hassasiyetle” gerçekleştirilebildiği ifade edildi.
Araştırmacı, İran’ın bütün bu bileşenleri “Sepehr varyantları” adı verilen bir izleme ağına dönüştürdüğünü kaydetti.
Bu ağın kuleler veya mobil platformlar şeklinde çalışan elektro-optik ve kızılötesi takip istasyonlarından oluştuğu bildirildi. Söz konusu sistemlerin onlarca kilometre uzaklıktaki uçak ve insansız hava araçlarının ısı izlerini pasif şekilde tespit edebildiği ifade edildi.
Analizde son olarak, bu çok spektrumlu gözetleme ağının onlarca sabit ve mobil istasyondan oluştuğu ve özellikle Körfez kıyıları ile İsfahan çevresinde hızlı şekilde genişletildiği belirtildi.(YDH)