Riyad Halid El-Eşkar
Esirler Yılı 2010 sona erdi. Esirler konusuna yeniden öncelik kazandırmak ve hak ettiği yeri almasını sağlamak için çalışıldı. 2010 yılı içinde Filistin dahilinde ve haricinde yüzlerce etkinlik gerçekleştirildi. Geçen yılın esirler davasına tahsis edilmesinin meyvelerinden biri de samimi insanların esirlerle dayanışma konusunda rol almaları ve iz bırakmalarıdır. Onlar, esirlerin davasını ön plana çıkararak kısık seslerini dünyanın her yanına ulaştırdılar. Umulur ki, esirlerin serbest bırakılmasını veya en azından sıkıntılarının hafifletilmesini sağlayacak şekilde yaklaşımlarda ve tavırlarda bir değişiklik olur. Avrupa'da Yaşayan Filistinliler Konferansı, 2010 yılını esirlere tahsis etti. Sonra Arap ve İslam ülkelerinde; Kahire'de, Şam'da, Beyrut'ta, Malezya'da ve Türkiye'de etkinlikler yapıldı. Ardından Gazze'de Uluslararası Filistin Esirleri Konferansı düzenlendi. Sonra da, Cezayir'de Uluslararası Arap Buluşması gerçekleştirildi.
Esirler sorununun uzun yıllar boyunca şahit olmadığı resmi, sivil ve kurumsal etkinlikler yapıldı. Fakat önemli soru şu: Sonrasında ne olacak? Bütün bunlar Esirler Yılı'nın bitmesiyle sona mı erecek? Esirleri sadece bir yıl hatırlayıp diğer yıllarda unutacak mıyız? Birkaç ay esirlere destek verip sonra onları kendi başlarına bırakıp kindar cellatlarıyla tek başlarına mücadeleye mi terk edeceğiz?
Bugüne kadar yapılanlar gerçekten önemli. Fakat en önemlisi bunların devam etmesi ve durmaması. Çünkü esirlerin ve ailelerinin çektiği sıkıntılar 2010 yılının bitmesiyle sona ermedi ve hâlâ artmaya devam ediyor. Esirler davasıyla ilgili konferanslarda ve toplantılarda hukuk ve medya alanlarında ve parasal konularla ilgili alınan tavsiye kararlarını mutlaka takip etmemiz gerekir. Öyle tavsiyelerde bulunuldu ki, takip edilip hepsi değil sadece bir kısmı dahi gerçekleştirilebilse süslü kelimelerden ve sloganlardan uzakta esirlerin kötü halini değiştirebilmiş ve pratikte bir şey yapabilmiş oluruz. Gerçek sınav şimdi, 2010 yılının bitmesiyle başlıyor. Çünkü bayram günlerinde herkes sevdiklerini ve akrabalarını ziyaret eder. Fakat o mübarek günler bitince aynı şekilde ziyaretleri sürdüren çok az olur.
Esirlere özgürlükten bahseden onları kaçırmaz!
Ramallah'taki fetih yönetiminden bir yetkilinin ellerini kollarını sallayarak ve sesini yükselterek işgal zindanlarındaki esirlerden bahsettiğini, serbest bırakılmalarını istediğini ve esirleri korumak üzere insan hakları örgütlerini göreve çağırdığını görünce şaşırıyorum. Başta Mahmud Abbas, ardından Selam Feyyad ve son olarak İsa Karakı'. İsa Karakı' maalesef kendisi de aynı acıyı tatmıştı fakat anlaşılan koltuğun sıcaklığı ve makamın tadı ona esaretin ve işkencenin acısını unutturdu. İşgal zindanlarından serbest bırakılan eski esirlere Batı Yaka'da yapılanlar karşısında hiçbir şey yapmadı. Oysa o da onlarla birlikte yıllarca aynı zindanlarda yaşamıştı. Aynı kırbaçla kırbaçlandılar, aynı sandalyede işkence gördüler ve işgal zindanlarında aynı kelepçelerle kelepçelendiler.
Oysa bugün zindan ve işkence arkadaşlarına ihanet ediyor. Onlar Batı Yaka'daki güvenlik birimlerinin zindanlarında işkence ve şiddete maruz kalırken, sanki başka bir gezegenden gelmişler gibi kılını dahi kıpırdatmıyor.
Feyyad, medyaya yaptığı açıklamada "Özgürlük esirleri davasına vefa, herkesin ulusal sorumluluk seviyesine çıkmasını gerektirmektedir" dedi. Anlaşılan Selam Feyyad'ın bahsettiği ulusal sorumluluk, esirlerin Amerikalı generaller tarafından eğitilen güvenlik birimleri elemanları tarafından kaçırılmak ve en kötü işkencelere maruz kalmak üzere işgal zindanlarından serbest bırakılmalarını gerektiriyor. Feyyad'a göre ulusal sorumluluk ayrıca hâlâ işgal zindanlarında yatmakta olan esirlerin askeri mahkemelerde yargılanmalarını, ailelerine tehdit mesajları göndermeyi ve evlerine baskın düzenlemeyi gerektiriyor.
Her türlü insani ve ulusal değerden soyutlanmış bu kimselerin davranışları garip ve çelişkili. Onlar gibilerin esirlerin sıkıntıları konusundan bahsetmeye ve onların serbest bırakılmasını istemeye hakları yoktur. Çünkü onlar, bu adil davaya ilk kötülük eden kimselerdir. Çünkü onlar esirin özgürlüğüne kavuştuğu günü sevinç ve mutluluk günü yerine üzüntü ve keder gününe dönüştüren kimselerdir. Çünkü esir o gün bir zindandan diğerine, bir işkenceden daha kötü ve daha ağır diğer bir işkenceye çıkmaktadır.
fiem