"İngiliz emperyalizmi ile Siyonist hareket uzun yıllar Ortadoğu’da benzer jeopolitik hedeflerde buluştu. Körfez’de Batı destekli monarşik yapıların korunması, İsrail’in bölgesel güvenliği açısından önemli görüldü."
Ortadoğu’da son yıllarda İsrail’le en hızlı yakınlaşan ülkelerden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri, özellikle Gazze saldırıları sürecindeki tutumu nedeniyle İslam dünyasında yoğun eleştirilerin hedefi oldu. Petrol zenginliği, küresel finans ilişkileri ve Batı’yla kurduğu stratejik bağlar sebebiyle “Körfez’in vitrini” olarak sunulan BAE’nin tarihsel arka planı ise çoğu zaman yeterince konuşulmuyor.
Peki Birleşik Arap Emirlikleri nasıl kuruldu? Bu yapı gerçekten doğal bir Arap birliği miydi, yoksa İngiliz jeopolitiğinin Körfez’de bıraktığı bir miras mıydı? Ve bugün İsrail’le kurduğu yakın ilişki, kuruluş kodlarıyla bağlantılı okunabilir mi?
İngiliz himayesinde şekillenen Körfez
Bugünkü BAE toprakları, 19. yüzyıldan itibaren İngilizlerin “Trucial States” yani “Ateşkes Sahilleri” adıyla kontrol ettiği bölgelerden oluşuyordu. İngiltere’nin temel amacı; Hindistan deniz yolunu korumak, Körfez ticaretini denetlemek ve Osmanlı etkisini sınırlamaktı.
Bu süreçte İngilizler, bölgedeki şeyhliklerle ayrı ayrı anlaşmalar yaptı. Böylece yerel hanedanlar korunurken dış politika ve güvenlik büyük ölçüde Londra’nın kontrolüne geçti. Yani bölge, klasik bir sömürge modeliyle değil; “yerel emirlikler üzerinden dolaylı yönetim” sistemiyle şekillendirildi.
Bugün BAE’yi oluşturan Abu Dabi, Dubai, Şarika, Acman, Füceyre, Umm el-Kayveyn ve Resü’l-Hayme emirlikleri de bu İngiliz koruma sistemi altında büyüdü.
Petrol sonrası yeni dizayn
1960’lı yıllara gelindiğinde Körfez’de petrolün stratejik değeri hızla arttı. İngiltere ise ekonomik yükler nedeniyle bölgeden çekilmeye hazırlanıyordu. Ancak çekilirken geride tamamen bağımsız ve kontrolsüz yapılar bırakmak istemedi.
İşte tam bu noktada “federasyon modeli” gündeme geldi.
1971 yılında Zayed bin Sultan Al Nahyan öncülüğünde Birleşik Arap Emirlikleri kuruldu. Dubai Emiri Raşid bin Said El Mektum da bu yapının en önemli ortaklarından biri oldu.
Resmî anlatıda bu kuruluş, “Arap birliği ve dayanışması” olarak sunuldu. Ancak birçok araştırmacı, BAE’nin kuruluş sürecinin İngiltere’nin güvenlik çıkarlarından bağımsız okunamayacağını ifade ediyor. Çünkü federasyon modeli, Körfez’de Batı’ya entegre, istikrarlı ve kontrol edilebilir bir yapı ortaya çıkardı.
“İngiliz Projesi” iddiası ne kadar doğru?
BAE’nin doğrudan “İngilizler tarafından kurulduğunu” söylemek tarihsel olarak eksik kalır. Çünkü yerel hanedanların ciddi iradesi ve çıkar birlikteliği vardı. Ancak şu gerçek de göz ardı edilemez:
İngiltere, Körfez’de kendisine bağlı ekonomik ve güvenlik düzeninin devamını sağlayacak bir sistem kurdu ve BAE bu sistemin en başarılı örneklerinden biri hâline geldi.
Dolayısıyla BAE’nin kuruluşunda:
- İngiliz stratejik planlamasının,
- Körfez monarşilerinin güvenlik kaygılarının,
- Petrol merkezli küresel ekonomik çıkarların,
- Batı eksenli düzen arayışının
birlikte etkili olduğu söylenebilir.
İsrail’le yakınlaşma tesadüf mü?
2020 yılında İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail’le normalleşen ilk Körfez ülkelerinden biri BAE oldu. Bu süreç, sadece diplomatik bir yakınlaşma değil; aynı zamanda güvenlik, teknoloji, istihbarat ve sermaye ortaklığı anlamına geliyordu.
Bugün Abu Dabi yönetimi, bölgede İran karşıtı blokta yer alırken İsrail’le ilişkilerini stratejik seviyeye taşımış durumda. Gazze saldırıları sürecinde sert bir karşı duruş sergilememesi de bu nedenle dikkat çekiyor.
Eleştiriler ise tam burada yoğunlaşıyor:
BAE’nin kuruluşundan itibaren Batı güvenlik mimarisine bağlı gelişmesi, bugün İsrail merkezli yeni Ortadoğu düzenine daha kolay entegre olmasını sağladı mı?
Bu soru, artık sadece siyasi değil; aynı zamanda tarihî bir tartışma hâline gelmiş durumda.
Siyonizm bağlantısı kurulabilir mi?
Doğrudan “BAE Siyonizm tarafından kuruldu” şeklinde bir iddia, tarihsel verilerle net biçimde kanıtlanamaz. Böyle bir yaklaşım komplo teorisi seviyesine düşebilir. Ancak şu bağlantılar analiz düzeyinde tartışılabilir:
- İngiliz emperyalizmi ile Siyonist hareket uzun yıllar Ortadoğu’da benzer jeopolitik hedeflerde buluştu.
- Körfez’de Batı destekli monarşik yapıların korunması, İsrail’in bölgesel güvenliği açısından önemli görüldü.
- BAE’nin son yıllarda İsrail’le geliştirdiği ilişkiler, kuruluşundan gelen Batı merkezli stratejik çizgiyle uyumlu ilerledi.
Dolayısıyla meseleye “gizli bir kuruluş komplosu”ndan ziyade; Batı eksenli bölgesel düzenin tarihsel devamlılığı olarak bakmak daha sağlıklı görünüyor.
Sonuç
Birleşik Arap Emirlikleri, sadece petrol zengini bir Körfez ülkesi değil; aynı zamanda İngiliz sonrası Ortadoğu düzeninin en dikkat çekici projelerinden biridir. Kuruluşunda yerel hanedanların iradesi bulunsa da, İngiliz jeopolitiğinin belirleyici etkisi inkâr edilemez.
Bugün İsrail’le kurduğu yakın ilişki de birçok gözlemciye göre tesadüf değil; kuruluşundan beri taşıdığı Batı merkezli güvenlik anlayışının doğal sonucu olarak değerlendiriliyor.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, BAE’nin sadece ekonomik bir güç değil; aynı zamanda yeni bölgesel düzenin stratejik aktörlerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.(Mirat)