ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalesinin başlamasından bu yana operasyonun açıklanan hedefleri gerçekleşmedi. Batılı yetkililer ve ABD medyasına göre, saldırganlara stratejik çıkmaz ile saha ve siyasi yenilgiler dayatıldı. Masum öğrenciler dahil sivillerin hedef alındığı geniş saldırılarla başlayan savaş, hızla geniş insani, güvenlik ve ekonomik boyutlar kazandı ve uluslararası medyada farklı tepkilere yol açtı.
Dünya medyası, kendi yaklaşımlarıyla savaşın anlatısını şekillendirmeye çalıştı. Bu yansımaların incelenmesi, savaşın gerçek durumu ve geleceğine ilişkin daha net bir tablo sunabilir.
İngilizce Medya
Chatham House’ta Mohsen Milani imzalı analizde, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşının rejim değişikliği ile İran’ın füze ve nükleer kapasitesinin yok edilmesi gibi açıklanan hedeflerine ulaşamasa da Körfez’deki “Amerikan barışı”nın temellerini sarstığı belirtildi. Analize göre Tahran, “devlet dayanıklılığı, elit uyumu ve dış saldırıdan kaynaklanan milliyetçilik dalgasına” dayanarak savaşı bölgeselleştirdi ve Hürmüz Boğazı’nı kapatarak savaş alanını küresel ekonomiye taşıdı.
Rapora göre Washington ve Tel Aviv; bölgesel geri çekilmeleri stratejik çöküş, iç hoşnutsuzluğu rejim değişikliği desteği, hava savunmasının zayıflatılmasını ise etkili yanıt verememe ile karıştırdı. İran, Hürmüz’ü kapatıp Körfez enerji altyapısına saldırarak “füze cephaneliğinden daha büyük bir kaldıraca” ulaştı.
Chatham House’a göre yeni Körfez düzeni “çok taraflılık” ile şekilleniyor. Suudi Arabistan, Mekke savunma anlaşmasıyla Pakistan ve Türkiye’den yeni güvenlik ortakları arıyor; BAE, ABD, İsrail ve Hindistan’la işbirliğini derinleştiriyor; Katar ve Umman ise Tahran’la etkileşime geçiyor. Dış güçler arasında en çok Çin’in kazançlı çıkacağı, İran’ın da konumunu güçlendirerek Hürmüz’ün yönetiminde kendisi ve Umman’ın rolünü kurumsallaştırmaya ve transit ücreti almaya yöneleceği ifade ediliyor. Analiz, bölgede kalıcı güvenliğin ancak Washington ile Tahran arasında “stratejik anlayış” ve İran’ın Arap komşularıyla “barış içinde bir arada yaşaması” ile mümkün olacağını savunuyor.
CBS, Pentagon Başmüfettişi’ne dayandırdığı haberinde ABD’nin İran’la maliyetli savaş sonucu mühimmat sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını bildirdi. Kongre’ye sunulan ilk zorunlu raporda, “Epik Öfke” operasyonunun 28 Şubat-30 Haziran arasındaki maliyetinin yaklaşık 33,4 milyar dolar olduğu, bunun 22,3 milyar dolarının kullanılan mühimmata gittiği belirtildi. Raporda, “Mühimmat tüketimi stoklarda stratejik eksikliklere ve ikmal için sanayi üssünde darboğazlara yol açtı.” denildi.
Habere göre hasarlar arasında dört F-15’in imhası, bir F-35’in hasar görmesi, yedi KC-135 yakıt uçağının zarar görmesi ve 30’a kadar MQ-9 Reaper insansız hava aracının yok edilmesi yer alıyor. İran’ın saldırıları Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE, Suudi Arabistan, Irak, Umman ve Ürdün’deki ABD üslerinde yüzlerce bina ve yapıya zarar verdi. Olağanüstü duruma yanıt maliyeti kapsamında personel tahliyesi için 79,2 milyon dolar, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’deki ABD diplomatik tesislerine verilen zarar için yaklaşık 184 milyon dolar hesaplandı.
CBS’e konuşan Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Mark Cancian, “İran’la savaş için cevap evet. Sorun Çin’le savaş. Bir ay için yeterli mühimmatımız olabilir, ancak ikinci veya üçüncü ay büyük bir zorluk.” uyarısında bulundu. Trump ise ABD’nin “neredeyse sınırsız mühimmat”ı olduğunu iddia ediyor.
Guardian’da Arwa Mahdavi imzalı yazıda, Trump yönetiminin İran’da yaşananların “savaş” olmadığında ısrar ettiği, ancak sahadaki gerçeklerin aksini söylediği belirtildi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, “Ben buna savaş demiyorum. Şu anda aktif çatışma yok.” demişti. Mahdavi, İran’ın güneyinde bir düğün törenine düzenlenen ve aralarında dört yaşında bir çocuğun da bulunduğu dört sivilin hayatını kaybettiği füze saldırısı dahil ölümcül patlamalara işaret ederek bu iddiayı reddediyor. Vance’in İran devlet medyasına “çok şüpheli” yaklaştığını söylemesine karşın New York Times’ın görsel analizi ve silah uzmanlarının bombanın ABD yapımı olduğunu doğruladığı kaydediliyor.
Mahdavi, Trump’ın kendisinin de durumu defalarca “savaş” olarak adlandırdığını, “savaş” kelimesini kullanmama nedenini ise şöyle açıkladığını aktarıyor: “Savaş kelimesini kullanırsanız onay almanız gerektiğini söylüyorlar. Bu yüzden askeri operasyon ifadesini kullanıyorum.” Yazıya göre bu dil oyunu, öldürülen askerlerin ailelerinin haklarını da etkiledi. ABD askeri eşi Libby Kleiner, Hava Kuvvetleri’nin resmi savaş ilan edilmediği için çocuklarının bazı yardımlardan yararlanamayacağını söylediğini belirtti. Mahdavi, enerji için 100 milyar dolarlık maliyet ve Trump’ın popülerliğine etkilerine işaret ederek “Trump yönetimi bu savaşa ne isterse diyebilir, ancak gelecek nesiller bunu kendini beğenmişliğin felaket getiren bir eylemi olarak tanımlayacak.” sonucuna varıyor.
Time dergisinde H. A. Hellyer imzalı analizde, İran savaşının Körfez Arap ülkelerini güvenlik mimarilerini kökten gözden geçirmeye zorladığı belirtildi. Ayetullah Hamaney’in cenaze törenine BAE, Kuveyt ve Bahreyn’in katılmamasına karşılık Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın katılması, Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki iç yarığa işaret ediyor. Bu ülkeler, ABD güvenlik şemsiyesinin artık güvenilir olmadığını ve İsrail’in “bölgesel üstünlük” iddiasının yeni bir zorluk oluşturduğunu kabul ediyor.
Time’a göre savaş, bu ülkelerin kırılganlığını ortaya çıkardı; Aramco ve Ras Laffan tesislerine saldırılar, savaş sigortası maliyetlerinin artması ve Washington’ın sonuçları yönetememesi Arap ülkelerini Tahran’la gerilimi azaltmaya itti. Ancak analiz, “aktif savunmalarla desteklenen caydırıcılığın, kırılganlıktan kaynaklanan caydırıcılıktan farklı olduğunu” kabul ediyor. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki Mekke Paktı ile gizli güvenlik işbirliklerine işaret eden rapor, Körfez’in İran’la “huzursuz bir bir arada yaşama”ya yöneldiği sonucuna varıyor. Tahran, Hürmüz kaldıracına dayanarak yalnızca rejim değişikliği çabalarını engellemekle kalmadı, belirleyici bir aktör haline geldi. Time, Körfez’in entegre hava savunması, istihbarat paylaşımı ve deniz güvenliği için kolektif mekanizmalara ihtiyaç duyduğunu, çünkü “koordinasyonun kolektif güvenliğin yerini almayacağını” vurguluyor.
Arap Medyası
El-Cezire, Trump’ın Yemen’deki Ensarullah ve Bab-el-Mendeb’e ilişkin son tutumlarının ABD’nin Körfez’deki güvenlik taahhüdünün azaldığının işareti olduğunu yazdı. Trump’ın Husilerin ABD ile çatışma istemediğini ve daha fazla geminin geçişine izin verdiğini vurgulayarak doğrudan müdahaleden kaçındığı belirtildi. Washington’ın İran ve Hürmüz’e odaklanması, askeri yorgunluk ve Kongre seçimlerinden kaynaklanan siyasi sınırlamalar bu yaklaşımın faktörleri arasında sayıldı.
Yazıya göre bu durum, ABD ile Körfez ülkeleri arasındaki geleneksel “petrol karşılığı güvenlik” denklemini zayıflatarak sınırlı ve koşullu bir desteğe dönüştürdü. Suudi Arabistan, ABD’ye bağımlılığı azaltmak için savunma kapasitesini güçlendirmeye, Türkiye ve Pakistan’la işbirliğine ve çok uluslu bir deniz koalisyonu kurmaya yöneldi. Makale, çok kutuplu bir güvenlik sisteminin ve artan kolektif sorumluluğun oluştuğunu, Suudi Arabistan-Mısır işbirliğinin Kızıldeniz ve Bab-el-Mendeb güvenliğinde merkezi rol oynadığını savunuyor.
El-Meyadin, Sana güçlerinin Yemen’in batı kıyısında Hays’tan Bab-el-Mendeb’e ilerleyişini önemli bir jeopolitik ve stratejik gelişme olarak değerlendirdi. Suudi Arabistan’ın yıllar boyunca bu bölgeyi “tampon bölge” ve güvenlik kuşağına dönüştürmeye çalıştığı, ancak Sana’nın “Wallahu Eşeddü be’sen ve eşeddü tenkîlen” operasyonuyla bu planı boşa çıkardığı belirtildi.
Makaleye göre 3-10 Eylül arasında yürütülen operasyonla bir hafta içinde Suudi destekli güçler altı kıyı ilçesinden çıkarıldı ve 5.400 kilometrekareden fazla alan Sana’nın kontrolüne geçti. Bunun yalnızca askeri bir kazanım olmadığı, esirlerin serbest bırakılması, kıyı sakinleri üzerindeki baskının azalması ve Taiz-Hudeyde arası yolların açılması gibi insani ve sosyal sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
El-Meyadin’e göre en önemli stratejik sonuç, Sana için savunma derinliği oluşması ve Bab-el-Mendeb ile Kızıldeniz’in güneyi üzerindeki nüfuzun artması. İki senaryo öne çıkıyor: Müzakerelerin artması ve Sana’nın göz ardı edilemez bir güç olarak kabul edilmesi; ya da ona karşı yeni deniz koalisyonlarının kurulması. İkinci senaryo, yüksek maliyetler nedeniyle güçlü olasılık olarak görülmüyor. Makale, gelişmelerin Sana’nın askeri ve pazarlık gücünü önemli ölçüde artırdığı sonucuna varıyor.
Ra’y al-Yevm, siyasi işaretlerin bölgedeki gerilim dalgasının hâlâ şiddetli olduğunu ve önümüzdeki aylarda artabileceğini gösterdiğini yazdı. ABD’nin direniş cephesini zayıflatmak ve hegemonyasını geri getirmek için savaşa girdiği, ancak İran’ın direnişi ile Yemen ve Irak’taki gelişmelerin Washington’ın konumunu zayıflattığı belirtildi. İsrail’in üç yıllık savaştan sonra temel hedeflerine ulaşamadığı, ABD’nin varlığını azaltması veya tutum değiştirmesi olasılığının Tel Aviv’in endişelerini artırdığı ifade edildi.
Makalede ABD ile müttefikleri arasındaki uçurumun büyümesi, Avrupa’nın İsrail’e yaklaşımının değişmesi ve ABD’de ara seçimler öncesi iç gelişmelere dikkat çekildi. Yazar, bölgenin belirleyici bir noktaya geldiğini savunuyor: Ya kapsamlı bir anlaşma yapılacak ya da büyük bir patlama yaşanacak. Yemen, Lübnan veya ABD-İsrail’in İran’la daha doğrudan çatışması gibi askeri tırmanma olasılığını daha yüksek gören yazar, direnişin bütünlüğünü koruyup ayakta kalarak küresel dengeyi değiştirdiğini ve ABD hegemonyası çağını sona erdirdiğini savunuyor.
Rusya ve Çin Medyası
Xinhua, “Yıllarca süren savaştan sonra İsrailliler Yahudi Yeni Yılı için huzur diliyor” başlıklı haberinde, Yahudi Yeni Yılı’nın başlamasıyla İsraillilerin günlük yaşamına odaklandı. Yaklaşık üç yıllık savaşın ardından normal hayata dönüşün hâlâ güvensizlik, ekonomik baskı ve İran’la yeni bir savaş endişesiyle birlikte sürdüğü belirtildi.
Xinhua’ya göre Kudüs ve Tel Aviv’deki pazarlarda insanlar Yeni Yıl törenleri için alışveriş yapıyor, ancak fiyat artışları vatandaşları harcamalarında daha temkinli olmaya itiyor. Ekonomik baskılara rağmen aileler Yeni Yıl merasimlerini eskisi gibi düzenlemeye çalışıyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana savaşın birçok kez durduğu ve yeniden başladığı, İsrail’in askeri operasyonlarının Gazze, Lübnan, Suriye ve Yemen’e yayıldığı, ardından bölgesel çatışmanın bir yanda İsrail ve ABD, diğer yanda İran arasında doğrudan savaşa dönüştüğü aktarıldı.
Habere göre savaşın etkileri cepheyle sınırlı kalmadı ve İsraillilerin günlük hayatının parçası oldu. Vatandaşlar sirenleri duyunca sığınaklara gidiyor, tehlike sona erdiğinde işlerine, üniversitelerine, mağazalara ve kafelere dönüyor. Yedek askerler cephe ile normal hayat arasında gidip geliyor ve yeniden çağrılma olasılığı bulunuyor. Son üç yılda 230 gün yedek hizmette bulunan bir İsrailli genç, Xinhua’ya İsrail’in hâlâ normale dönmediğini ve İran’la yeni savaş konuşmalarının sürdüğünü söyledi. Xinhua, 27 Ekim’de yapılacak İsrail parlamento seçimlerine işaret ederek siyasi ve güvenlik atmosferini belirsiz olarak tanımladı; birçok İsrailli için yeni yılın en basit dileğinin “daha sakin bir yıl” olduğunu yazdı.
RT, “Kızıldeniz Boğazı’nda yeni bir kriz şekilleniyor” başlıklı haberinde, Yemen’deki Ensarullah’ın batı kıyısı boyunca ilerlemesi ve stratejik Bab-el-Mendeb Boğazı’na yaklaşmasının, dünyanın en önemli deniz yollarından birinin güvenliğini yeniden gündeme taşıdığını bildirdi.
Habere göre Ensarullah, Bab-el-Mendeb’in kuzeyindeki önemli Mokha Limanı’nı ele geçirdi, ardından Zebab ve Bab-el-Mendeb’in tam içinde yer alan Mayyun (Perim) Adası’na doğru ilerledi. Ensarullah ayrıca Haniş Adaları çevresindeki varlığını güçlendirdi. RT, bu gelişmelerin öneminin yalnızca Ensarullah’ın Yemen’de kontrol ettiği alanın genişlemesiyle sınırlı olmadığını, hareketin Orta Doğu’nun en önemli deniz boğazlarından birine yaklaştığını vurguladı. Ensarullah’ın hedefinin uluslararası denizcilik olmadığını ve Kızıldeniz ile Bab-el-Mendeb’de ticaretin sürdüğünü açıkladığı hatırlatıldı.
RT’ye göre asıl soru, Ensarullah’ın Bab-el-Mendeb’i tamamen kapatma kabiliyeti değil; siyasi ve askeri koşullara göre ticari denizcilik için risk seviyesini artırma veya azaltma imkânı. 2023’ten bu yana yaşanan saldırılar, boğaz tamamen kapatılmasa bile risk ve sigorta maliyetlerinin artmasının denizcilik şirketlerini rota değiştirmeye zorlayabileceğini gösterdi.
RT, Bab-el-Mendeb’deki gelişmeleri Hürmüz Boğazı’ndaki durumla birlikte değerlendirdi. Arap Yarımadası’nın iki yakasında eş zamanlı istikrarsızlığın Asya ile Avrupa arasındaki enerji ve ticaret akışını etkileyebileceği belirtildi. Hürmüz’ün Körfez petrolünün önemli bölümünün ana taşıma yolu, Bab-el-Mendeb’in ise Kızıldeniz’i Hint Okyanusu ve Süveyş Kanalı’na bağladığı ifade edildi.
RT’ye göre Ensarullah yalnızca İran’a tabi bir aktör değil; Tahran’ın ABD üzerindeki baskıyı artırmak için asker göndermesine veya Bab-el-Mendeb’i kapatma emri vermesine gerek yok. Bu yolda istikrarsızlık olasılığı bile Washington’ı denizciliği korumak için daha fazla askeri kaynak ayırmaya zorlayabilir. Suudi Arabistan için durum hassas; çünkü Riyad yıllardır Yemen’de doğrudan savaştan uzak durmaya çalışıyor. Bab-el-Mendeb ve Suudi enerji altyapısına yönelik tehdidin artması, ülkeyi yeniden maliyetli bir çatışmaya maruz bırakabilir.
Raporun sonunda, Hürmüz ve Bab-el-Mendeb’in giderek ABD ve müttefiklerinin stratejik maliyetlerini artırmak için birbiriyle bağlantılı iki kaldıraç haline gelebileceği; birindeki istikrarsızlığın diğerinin önemini ve kırılganlığını artıracağı değerlendirmesi yapıldı.
ON4HABER