Antiemperyalist farkındalık bilincinin en düşük düzeyde olduğu, İslam dünyası ulus-devletlerinin Gazze Soykırımı, Amerika-İsrail/İran savaşı sırasında, Amerikan emperyalizmi ile işbirliğini ve dostluğu seçen patolojik tutumları, bu ülkelerin siyasal hiçliğe teslim olduklarını, siyasal hiçlikle İslami bir geleceğe gidilemeyeceğini bilmek gerekir. İslam ülkesi olarak anılmayı asla hak etmeyen İslam dünyası ulus-devletlerinin, sözünü ettiğimiz tutum ve tercihleriyle, varoluşsal kurucu ilkelerin ve varoluşsal bilincin yolunu kaybettikleri, aziz İslamı sadece politik bir istismar aracı olarak kullandıkları tuhaf bir dönemde yaşıyoruz. Ahlaki ve entelektüel yetkinliğe/niteliğe ihtiyaç duymayan oportünist muhafazakarlık, oportünist dindarlık, bugün İslama ihaneti sıradanlaştıran politik zihniyette bir "keramet" ariyor. Dini hayatı, ilahiyat hayatını bir teknisyenlik faaliyetine indirgeyen, oportünist muhafazakarlık, İslam toplumlarının içerisinde bulunduğu derin yabancılaşmalarla, derin ihanetlerle hiç bir şekilde ilgilenmiyor.
Oportünist muhafazakarlığın, oportünist dindarlığın, oportünist milliyetçiliğin eşi ve benzeri görülmemiş derin yüzsüzlüğü, derin utanmazlığı, Amerikan Haçlı emperyalizmiyle, Siyonist emperyalizmin İran'a, Filistin ve Lübnan'a karşı yürüttüğü haçlı seferleri sırasında Amerikan çıkarlarının yanında hizalanmaları, Müslüman halkları, alçaltıcı bir edilgenliğe, alçaltıcı bir teslimiyetçiliğe mahkum eden, konformist din algısıyla yakından ilgilidir. Aziz İslamın varoluşsal dinamizmini, bilinçli üretkenliğini yitirdiği günden bu yana, Müslüman halklar sözünü ettiğimiz konformist/kaderci din algısına zincirlenmiş olarak yaşıyor.
İslam dünyası toplumları/halkları/kültürleri, bilgi'den çok duygularla/duygusallıklarla/menkıbelerle, taşralı bir siyasal kültürle ele geçirilebildiği için, bu durumda dezenformasyon kullanışlı bir araç olarak hayata geçirilebiliyor. İslam dünyası toplumları, maruz kaldıkları dayanılmaz taşralılıklar, kültürsüzlükler, akılsızlıklar sebebiyle, edilgenlik ve teslimiyetçiliği bir hayat tarzına dönüştürebiliyor. Toplumlarımızda, iktidarların, kötülük yaparak, politik rakiplerini hapse atarak iktidarlarını sürdürüyor olmaları, bu iktidarların sağduyuya ve ortak insanlık durumuna yabancılaştıklarını gösterir. Edilgenlik, teslimiyetçilik ve akılsızlık, İslam toplumlarında, karizmatik dini ve politik figürlerin hayata geçirdiği, dini içerikli etkili propaganda söylemi tarafından, kitleler/toplum kolaylıkla ele geçirilebiliyor. Dayanılmaz taşralılıklar, kültürsüzlükler ve akılsızlıklarla malul toplumların, sömürgeleştirilmeye çok elverişli toplumlar olduğunu, bir ingiliz ticaret şirketinin Hindistan'ı, bir Hollanda ticaret şirketinin Endonezya'yı nasıl kolaylıkla sömürgeleştirebildiklerini tarihsel bir uyarı-ders olarak değerlendirmek gerekir.
Cumhuriyet Türkiyesinde seküler siyaset, ontolojik-epistemolojik kimlik/aidiyet/onur kaybı pahasına, Batılılaşmayı, Aydınlanma kavram ve değerleri doğrultusunda bir dünya görüşü/hayat tarzı inşasını, toplumu bu doğrultuda yapılandırmayı, konumlandırmayı seçmiş, ancak, bu çizgide verilen bütün ödünlere rağmen, ne Batı'ya dahil olabilmiş, ne de toplumu, biçimsel/yüzeysel Batılılaşma dışında, Batılılaştırabilmiştir. Türkiyede, muhafazakar/dindar/yerli-milli siyaset ise, Ortadoğu'nun, İsrail-Siyonist çıkarlar doğrultusunda, dönüştürülmesini esas alan, Büyük Ortadoğu projesine, toplumun, anti emperyalist duyarlılığını yok etme sonucunu doğurabilecek şekilde katılmış, bu suretle, yerli-milli, sağcı/muhafazakar/pasif, evrensel İslami bilinçle hiç bir şekilde ilgisi olmayan, resmi bir din icat ederek, Amerikan emperyalizminin vesayetine yaslanarak, siyasal edilgenliği-bağımlılığı toplumsallaştırmıştır. Türkiyede, seküler siyasetlerin, sağcı/yerli-milli/muhafazakar siyasetlerin hiç bir zaman, hiç bir şekilde Batısızlaşma ya da Amerikasızlaşma gibi, siyasal bir arayışları/tercihleri olmamıştır. Bağımsız yeniden yapılanma yönünde bir siyasal çözümleme üzerinde çalışılmamıştır. Bütün bunların yapılabilmesi için, İslami düşünce/kültür/edebiyat/ilahiyat hayatının, eğitim hayatının/akademik hayatın, her şeyden önce, toplumu radikal bir şekilde dönüştürebilecek, ontolojik/epistemolojik bir bağımsızlığı kazanması, ontolojik/epistemolojik bağımsız bir eğitim ve kültür hayatını gerçekleştirebilmesi gerekirdi. Bu doğrultuda, hiç bir zaman, münferit kimi çalışmalar dışında, sistematik bir çalışma yapılmadı. Bu tür varoluşsal çalışmalar/yoğunluklar yerine, Türkiyede, bir dönem muhafazakar-dindar kesimlerin bastırılması, bir başka dönemde ise, seküler-sol muhalefetin bastırılması yönünde, asimilasyon politikaları ve biyopolitik yeniden yapılandırma politikaları hayata geçirildi.
Biyopolitik yeniden yapılandırma uygulamaları, bugün, kimlerin korunması gerektiğini, kimlerin, mutlak bir şekilde dışlanmaları gerektiğini belirlemeye çalışıyor. Otoriterlik, popülizm ve sansasyon söylemiyle bütünleşen oportünist muhafazakarlık/dindarlık, bugün, biz-onlar retoriğiyle, toplumu, mutlak anlamda kutuplaştırmaya çalışıyor. Bugün, içerisinde yaşadığımız toplumda, rekabet eden düşünceler-fikirler yok, rekabet eden klişeler/sloganlar/popülizmler/güç gösterileri var.
Popülist propagandacı taşralılığın sınırlarını aşamayan, aşmak istemeyen, içerisinde yaşadığımız toplumda, ırkçı/sömürgeci epistemolojiyi eleştirel sorgulamalara tabi tutarak reddedebilecek, bağımsız İslami epistemolojiyi inşa edebilecek, entelektüel kadrolara, aktivist-eleştirel akademik kadrolara sahip olmadığımız için, sadece, otoriter popülizm üretiyor, bilgi, anlam, bilgelik, kültür üretmiyoruz. İçerisinde yaşadığımız toplumda görülebileceği üzere, bir toplumun, popülist propaganda söylemi tarafından nesneleştirilebilmesi asla kabul edilemez. Otoriter politik popülizm bugün, toplumun, bütün varoluşsal yoksulluklarını/yoksunlukları/eksikliklerini yabancılaşmalarını açıkça, bilinçli olarak maskeliyor, örtbas etmeye çalışıyor. Entelektüel/kültürel/felsefi/estetik dünyada bir varlık ve hayatiyet ortaya koyamayan toplum, hamaset söylemiyle günü/vaziyeti kurtarmaya çalışıyor.
Siyasal varoluşlarını/mevcudiyetlerini/etkinliklerini, sömürgeci tahakküm sisteminin beklentileri/sınırları/çıkarları/dayatmaları içerisinde, İslama ihanet pahasına sürdüren İslam dünyası ulus-devletleri, günümüzde, İslami izzetin sorumluluğunu üstlenme iradesi gösteremiyor. Siyasal/kültürel/ekonomik varoluşunu İslami dünya görüşü, hayat tarzı üzerinde inşa etmeye çalışan İran, ontolojik ve epistemik bağımsızlığını ele geçirmeye çalıştığı için, İslami üniversiteleri, Amerikan-İsrail haçlı seferlerinin ağır bombardımanlarıyla ağır bir yıkıma uğratılıyor. Sömürgeci tahakküm sistemi dışında kendi inançları, dünya görüşleri doğrultusunda var olmak, eylemde bulunmak isteyen ülkelerin, İran örneğinde de görülebileceği üzere, bağımsız bilgi üretme hakkı tanınmıyor. Ontolojik ve epistemolojik emperyalizme maruz kalan İslam toplumlarının hiç bir zaman gerçek anlamda düşünemeyecekleri, bilgi-kültür-medeniyet üretemeyecekleri, bilgi/kültür/medeniyet üretme yetenekleri olmadığı küstahça iddia edilebiliyor. İslam toplumlarında, bilgi/kültür üretme yeteneği-ufku-birikimine sahip olmayan eğitim hayatı, Türkiyede de tecrübe edildiği üzere, geçmişe özgü menkıbelerle, kahramanlık öyküleriyle şekillendiriliyor. Yirmi birinci yüzyıl gerçekliğiyle yüzleşebilecek bir eğitim modeline sahip bulunmuyoruz. İçerisinde yaşadığımız toplumda, bağımsız/eleştirel/entelektüel liderlik ve kadrolara sahip olmadığımız için, popülist politik fosilleşme toplumsallaşıyor. Sözünü ettiğimiz politik fosilleşme içeriden sömürgeleştirilmeyi kolaylaştırıyor. Toplumun bir kesimi, Batılı seküler zihin dünyasında ikamet ederken, bir diğer kesimi de, duygusal/muhafazakar, bireysel anlamda dindar, ancak İslami olmayan bir zihin dünyasında ikamet ediyor. Her iki kesimin de, varoluş bilincinin ve bilgi'nin bağımsızlaşması konusunda her hangi bir çabaları bulunmuyor. Politik popülist fosilleşme sebebiyle bugün, siyaset/iktidar, çıkarlarının/ihtiraslarının ve güç ideolojisinin baştan çıkarıcılığına kapılarak, İslam medeniyetinin temel ilkelerine, onur ve sorumluluğuna yabancılaşarak, muhalif politik ve entelektüel çevrelere, onların ailelerine onur kırıcı muameleler uyguluyor.
Kendilerini yalnızca sahip oldukları çıkarlara/ayrıcalıklara adayan, bu çıkar ve ayrıcalıkları muhafaza mücadelesi veren, bu nedenle de, hiç bir varoluşsal/temel/ilkesel İslami değere ihtiyaç duymayan, oportünist muhafazakarlık, oportünist dindarlık ve siyaset, içerisinde yaşadığımız toplumda var olagelen anti emperyalist toplumsal/kültürel duyarlılığı/bilinci bütünüyle yok ederek, Amerikan emperyalizminin çıkarlarına hizmeti şiar edinen politik figürlerin, bizim bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz, çok önemli bir misyona sahip olduklarına dair uçuk menkıbeler üretiyor. Hangi toplumda olursa olsun, bir toplumda, büyük ve derin çöküş, ilgili toplumun ahlaki-psikolojik dayanıklılığını yitirmesiyle teslimiyetçiliğin bir hayat tarzına dönüşmesiyle başlar.
Emperyalist dayatmalara karşı bir direniş iradesi ortaya koyamayan siyasetin geleceği olamaz. Emperyalist siyasete bağımlılığı sıradanlaştırmak, hiçliği, ahlaki ve manevi ölümü sıradanlaştırmak demektir. Ahlaki anlamda ortadan kaybolan bir toplumda, içerisinde yaşadığımız toplumda da görülebileceği üzere, anlam/bilgelik/estetik iklimine hiçbir şekilde bir katkıda bulunulamıyor. Politik entrikalar ve mistik yanılsamalar üreten toplum, bir türlü gerçekliğe ulaşamıyor. Büyüleyici yerli-milli masallar'la hayatını sürdüren toplum, emperyalist bağımlılığı farkedemiyor. Küresel çapta Apartheid rejimi uygulamalarının ve biyoırkçılığın yeniden bütün boyutlarıyla somutlaştığı bir dönemde kendilerini, evrensel İslami bilince ve sorumluluğa adayan kadroların, çok yoğun, çok kapsamlı bir şekilde farkındalık üretmeleri gerekiyor. İslam toplumlarında, yerel/geleneksel/ mistik aidiyet-mensubiyet asabiyeti ile, politik ya da dini liderin aklının vesayetine mahkum olmak, Müslüman halkları mümkün bütün ufuklara yabancılaştırıyor, bütün ufukları görünmez kılıyor. Politik ya da dini liderin aklının vesayetine mahkum olan bireylerden, nesnelerden, şeylerden oluşan cemaatlerde/partilerde, bu vesayet sebebiyle, hiç bir şekilde, bu liderlerin, haçlı emperyalizmiyle dostluk ilişkileri de dahil olmak üzere, hiç bir tercihleri ya da ihanetleri sorgulama konusu yapılamıyor. Sözünü ettiğimiz bu vesayet sebebiyle, muhafazakar/dindar cemaatlerde, partilerde, ahlaki/entelektüel özgürlük sahibi tek bir kişi bile barınamıyor. Tek ufkun, tek aklın vesayetini mutlaklaştıran zihin dünyası, politik dünya, farklı düşünen kesimleri, muhalif ve eleştirel hareketleri, şiddetle susturulmaları gereken unsurlar olarak görüyor. Ötekileştirilenlerin sesini/kalbini ve acılarını duymamak barbarlıkla ilgilidir. Kalpsiz/ruhsuz siyaseti şiar edinen politik kadroların, İslami aidiyet iddiasında bulunmaları, bulunabilmeleri, İslamı araçsallaştırmaları, sömürgeleştirmeleri, toplum'da kalpsiz/merhametsiz bir İslam algısı oluşturuyor.
Modern zamanlar boyunca, Müslüman halkların karşı karşıya geldikleri en büyük siyasal felaket, sınırsız/ölçüsüz bir şekilde büyük kötülükler, vahşet/soykırım/gangsterlik üreten Amerikan emperyalizmi tarafından belirlenen, onaylanan, araçsallaştırılan siyasal yöneticilere maruz kalmalarıdır. Bu nedenledir ki, bugün, İslam toplumları çok derin bir entelektüel/akademik yoksulluk içerisinde yaşarlarken, hayatlarını bir toplama kampında geçirir gibi, resmi sloganları tekrar ederek/kutsayarak vakit öldürüyor.
Günümüzde, Makyavelist muhafazakarlıklar, Makyavelist dindarlıklar ve Makyavelist siyasetler, Haçlı emperyalizmiyle işbirliğini ve dostluğu meşrulaştırırken, anti emperyalist aydınları/aktivistleri, anti emperyalist bilinç ve sorumluluk sahiplerini, anlaşılabilir hiç bir gerekçe olmaksızın hapishanelere kapatabiliyor. Makyavelist muhafazakarlığın, Makyavelist dindarlığın ve Makyavelist-gösterişçi-propagandacı siyasetin belirleyici olduğu bir toplum, İslam toplumu olarak tanımlanamaz. Bütün bu gelişmeler karşısında, emperyalist dayatmalar, anti emperyalist bilinç sahiplerine yönelik zulümler karşısında, İslami düşünce/kültür/edebiyat/ilahiyat vb. hayatının çok derin sessizliği, çok derin tepkisizliği, çok derin teslimiyetçiliği, bu utanç verici gelişmelerle ilgili olarak en ufak İslami bir bilinç kırıntısına sahip olmaması ürküntü vericidir.
İnsan zihnini, bilincini, ruhunu kirleten/bayağılaştıran politik propaganda manipülasyonlarıyla, manipülatif çıkarcı bilgiler, çok derin ve somut bir çöküş manzarası ile karşı karşıya bulunduğumuzu gösteriyor. Bu büyük çöküş manzarası karşısında, ahlaki/entelektüel bağımsızlığa ihtiyaç duymayan, bu gelişmeleri sorgulama ihtiyacı duymayan, sadece çıkar ve ayrıcalıklara ihtiyaç duyan Makyavelist muhafazakar, Makyavelist dindar nesneler/sürüler, sorgulayan akıl/bilinç ve kültüre sahip oluncaya kadar yerli-milli masallarla büyülenmeye devam ederler. Haçlı emperyalizminin sınırsız bir megalomani, sınırsız bir küstahlıkla malul, müptezel politik lideriyle dostluk ilişkisi içerisinde bulunduklarını iftiharla sık sık açıklama ihtiyacı duyan İslam dünyası politik liderleri, bu açıklamalarıyla aynı zamanda patolojik bir yanılsama içerisinde olduklarını da açıklamış oluyor. Zira emperyalist güç/tahakküm ilişkilerinden "dostluk" ilişkisi çıkarılamaz. Bu ilişkiler teslimiyetçi ilişkilerdir. Haçlı emperyalizmiyle, emperyalist şeytaniliklerle dostluk ilişkisi içerisinde bulunduklarını iddia eden politik figürler, Haçlı emperyalizminin, Haçlı şeytaniliklerin bugün, İran, Filistin ve Lübnan'dan başlayarak, bütün bir insanlığa barbarca ve ısrarla hakaret ettiğini her nasılsa hatırlamak istemiyor. (islamianaliz)