Üç deneyimin ayrıntılarına geçmeden önce karşılaştırma kavramını doğru biçimde çerçevelemek gerekir. İran’dan söz edilirken Irak ve Afganistan deneyimlerinin gündeme getirilmesi, İran’ın bu iki ülkeye benzetildiği anlamına gelmemektedir. Bu deneyimler, olası bir kara işgalinin karşılaşacağı güçlükleri değerlendirmek ve Tahran’ın Washington açısından daha karmaşık engeller barındıran farklı bir model oluşturup oluşturmadığını araştırmak için referans noktaları olarak kullanılmaktadır.
Bunun yanında, özellikle bu iki deneyimin hatırlatılması daha az önemli olmayan bir soruyu da gündeme getirmektedir: İran’dan söz edilirken neden başka örnekler değil de Irak ve Afganistan deneyimleri öne çıkarılmaktadır?
Cevap kısaca şudur: Bu iki ülke, İran’a yönelik geniş çaplı muhtemel bir Amerikan kara işgali tartışılırken karşılaştırma yapılabilecek en yakın iki tarihî örneği oluşturmaktadır. ABD, 2003’te Irak’ı ve 2001’de Afganistan’ı işgal etmesinden bu yana, askerî ve stratejik karmaşıklık bakımından benzer bir bölgesel devlete karşı kapsamlı bir kara işgali gerçekleştirmedi.
Bu nedenle söz konusu senaryo her gündeme geldiğinde Irak ve Afganistan deneyimleri yeniden hatırlanmaktadır. Çünkü bu iki savaş; coğrafya, ihtiyaç duyulacak asker sayısı ve uzun vadeli maliyetler bakımından Washington’ın karşılaşabileceği zorlukları gözler önüne sermektedir. Her iki savaş da Amerikan askerî literatüründe öne çıkan birer “yıpratma savaşı” örneğine dönüşmüştür.
Bu senaryonun Amerikan kamuoyundaki tartışmalarda hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteren en belirgin örneklerden biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarıdır. Trump, Truth Social platformundaki bir paylaşımında ABD’nin farklı savaşlarda verdiği insan kayıplarını karşılaştırırken Afganistan ve Irak deneyimlerini hatırlattı. Bu da söz konusu iki savaşın, Washington’ın muhtemel yeni bir kara çatışmasına yaklaşımını etkilemeye devam ettiğini göstermektedir.
Trump’ın İran’a kara müdahalesi ihtimalini tekrar tekrar ima ettiği bir ortamda temel soru şudur: ABD, İran’a yönelik bir kara müdahalesinde bulunursa karşılaşacağı başlıca askerî zorluklar neler olacaktır?
Birinci boyut: Coğrafya
İran’ın coğrafyası kara operasyonlarını nasıl zorlaştırıyor?
İran coğrafyasının oluşturduğu zorluklar üç ana başlık altında değerlendirilebilir: Ülkenin yüzölçümü, arazi yapısı ve büyük şehirleri. Çünkü coğrafya, herhangi bir kara savaşında birliklerin hareketini, ilerleme hızını, ikmal kabiliyetini ve kontrol sağlama kapasitesini doğrudan etkileyen belirleyici bir unsurdur.
İlk zorluk, İran’ın yaklaşık 1,65 milyon kilometrekarelik geniş yüzölçümüdür. İran, Irak’tan yaklaşık dört kat, Afganistan’dan ise iki kattan fazla büyüktür. Bir ülkenin yüzölçümü büyüdükçe saldıran kuvvetlerin katetmesi gereken mesafeler uzamakta; geniş alanları kontrol etmek ve güvenliğini sağlamak için daha fazla askere, araca, yakıta ve mühimmata ihtiyaç duyulmaktadır.
İran’da Zagros ve Elburz başta olmak üzere engebeli dağ sıraları, platolar, çöller ve uzun kıyı şeritleri bulunmaktadır. Bu durum, saldıran birlikleri farklı operasyonel gereksinimlere sahip çeşitli ortamlarda savaşmaya zorlayacaktır. Dağlık alanlar ayrıca tankların ve zırhlı araçların ilerlemesini yavaşlatacak, onları kolaylıkla hedef alınabilecek belirli geçitleri kullanmaya mecbur bırakacaktır.
Tahran, Meşhed, İsfahan, Şiraz ve Tebriz gibi büyük şehirlerin bulunması da durumu daha karmaşık hâle getirmektedir. Yoğun yapılaşma ve dar sokaklar nedeniyle şehir savaşları, kara muharebelerinin en zor türlerinden biri kabul edilmektedir. Bu ortam tankların ve hava kuvvetlerinin üstünlüğünü sınırlandırırken, mahallelerin ve stratejik merkezlerin kontrolü için daha fazla asker ve zamana ihtiyaç duyulmasına yol açmaktadır.
Bütün bu unsurlar ikmal hatlarını da doğrudan etkileyecektir. Birlikler İran topraklarının iç kesimlerine doğru ilerledikçe arka üsleriyle aralarındaki mesafe artacak; yakıt, mühimmat ve diğer malzemelerin ulaştırılması zorlaşacaktır. İkmal konvoyları da saldırılara karşı daha savunmasız hâle gelecektir.
Dolayısıyla temel askerî sorun, böylesine karmaşık bir coğrafyada yalnızca ilerlemek değil, ilerleyişin hızını korumak ve ele geçirilen bölgelerde denetimi sürdürebilmektir.
Hürmüz Boğazı’nın kontrolü
Irak, bölgesel konumuna rağmen küresel enerji hareketliliğini etkileyebilecek benzer bir jeopolitik koza sahip değildi. Afganistan’ın ise denize kıyısı bulunmamaktadır. İran ise coğrafi derinliğiyle Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kapasitesini bir arada bulundurmaktadır.
Bu nedenle saldırıya katılan Amerikan kuvvetleri, kara operasyonlarının yanı sıra eş zamanlı olarak deniz ve lojistik sorunlarla da uğraşmak zorunda kalacaktır. İkmal hatlarının korunması, askerlerin ve teçhizatın güvenli biçimde taşınması gerekecektir. Bu durum, işgal sürecinde Washington’ın yaşayacağı yıpranmayı daha da artıracaktır.
İkinci boyut: İhtiyaç duyulacak asker sayısı
İran’ın kara yoluyla işgal edilmesi, Irak ve Afganistan’da kullanılanlardan çok daha büyük bir askerî güç mü gerektirir?
Coğrafya konusu, ihtiyaç duyulacak asker sayısının karşılaştırılmasını da gündeme getirmektedir. Muhtemel bir kara işgalinden söz edildiğinde yalnızca ülkeye girmek için gereken asker sayısı değil, ilerlemeyi ve kontrolü sürdürebilecek kuvvetlerin büyüklüğü de dikkate alınmalıdır.
İran, önemli merkezleri kısa sürede kontrol altına alınabilecek küçük bir ülke değildir. Bu nedenle saldıran tarafın çok daha büyük kuvvetlere ihtiyaç duyması muhtemeldir. Nüfus arttıkça ve şehirlerin yapısı karmaşıklaştıkça sahadaki kontrol de zorlaşmaktadır.
İran ayrıca büyük bir nüfusa, yüksek seferberlik kapasitesine, konvansiyonel olmayan savaş araçlarına, gelişmiş füze sistemlerine ve hava savunma kabiliyetlerine sahiptir.
ABD, 2003’te Irak’a büyük bir askerî güçle saldırmasına rağmen ilk aşamada rejimi devirmeye ve stratejik merkezleri kontrol etmeye odaklandı. Afganistan’da ise Washington son derece zorlu bir coğrafyayla karşı karşıya kaldı. ABD ve onu destekleyen ülkelerin orduları büyük maddi kayıplar verdi ve çok sayıda askerini kaybetti. Afganistan Savaşı, o dönemde ABD tarihinin en uzun savaşı hâline geldi.
Brown Üniversitesi bünyesindeki “Savaşın Maliyetleri Projesi”nin 2021 yılında yayımladığı güncellenmiş analizlere göre Afganistan Savaşı, Amerikan hazinesine en az 2,261 trilyon dolara mal oldu.
İran ise önceki iki örnekte aynı anda bulunmayan unsurları bir arada barındırmaktadır. Daha geniş bir yüzölçümüne, daha büyük bir nüfusa ve düzenli ordunun yanı sıra Devrim Muhafızları gibi kurumsallaşmış askerî yapılara sahiptir.
Bu nedenle muhtemel bir kara operasyonunda, kontrol sağlansa bile bu kontrolü coğrafi, askerî ve örgütsel açıdan son derece geniş bir alanda sürdürebilmek için çok daha büyük bir kuvvete ihtiyaç duyulacaktır.
Üçüncü boyut: Nüfus ve seferberlik kapasitesi
İran’ın nüfusu olası bir kara müdahalesini nasıl zorlaştırabilir?
Demografik açıdan bakıldığında İran, Irak ve Afganistan’dan çok daha büyük bir nüfusa sahiptir. ABD’nin 2003’teki işgali öncesinde Irak’ın nüfusu yaklaşık 25 milyondu. Aynı dönemde Afganistan’ın nüfusunun da 20-25 milyon arasında olduğu tahmin ediliyordu. İran’ın bugünkü nüfusu ise 90 milyonu aşmaktadır.
Bu durum, Tahran’a hem düzenli kuvvetler hem de yardımcı askerî kurumlar aracılığıyla daha geniş bir insan kaynağını harekete geçirme imkânı vermektedir. İran, büyük nüfusu, insan gücünü seferber etme kapasitesi ve örgütlü askerî kurumlarıyla öne çıkmaktadır.
Yüksek nüfus, kara işgaline karşı mücadelede “geniş bir asker toplama tabanı” sağlamaktadır. Aynı zamanda uzun süreli halk direnişinin oluşturulmasına ve saldıran ordunun kaynaklarının tüketilmesine imkân tanımaktadır.
Bu durum, özellikle düşmana karşı direniş ve İslam Devrimi’nin ilkelerine bağlılık düşüncesi etrafında birleşen ideolojik, kurumsal, güvenlik ve halk yapılanmalarına sahip İran İslam Cumhuriyeti açısından önem taşımaktadır.
Dördüncü boyut: Savaş araçları ve gelişmiş askerî sistemler
İran’ın askerî kapasitesi, onu önceki deneyimlerden nasıl farklılaştırıyor?
ABD, 2003’te Irak’ta uzun yıllar süren yaptırımlar ve askerî yıpranma sonucunda zayıflamış düzenli bir orduyla karşılaştı. Afganistan’da ise temel zorlukları gerilla savaşı ve ülkenin coğrafi yapısı oluşturdu.
İran ise örgütlü askerî kurumlarla uzak mesafelerdeki hedefleri vurabilecek füze ve İHA kabiliyetlerini bir arada bulundurmaktadır.
İran’ın ABD’nin art arda işlediği suçlara verdiği karşılıklar da bu durumu ortaya koymaktadır. Amerikan New York Times gazetesi, Tahran’ın bölgedeki Amerikan hedeflerine karşı düzenlediği operasyonların, İran’ın belirlenen hedeflere hassas biçimde zarar verme kabiliyetini koruduğunu gösterdiğini yazdı.
İngiliz Telegraph gazetesi ise Amerikan açıklamalarının aksine İran’ın füze kapasitesinin gerilemediğini ve füzelerin hâlâ hedeflerine ulaşabildiğini belirtti. Gazeteye göre Tahran her saldırıdan yeni dersler çıkarıyor. Bu sayede füze rampalarının yeniden faaliyete geçirilme süresi yaklaşık 15 saatten 30 dakikaya kadar düşürüldü ve karşılık verme hızı artırıldı.
Amerikalı yetkililer ayrıca İran’ın yüksek hızlı gelişmiş füzeler kullandığını, bu füzelerin savaş başlıklarının hedefe ulaşmadan önceki son 30-40 kilometrede yön değiştirebildiğini belirtti.
Dolayısıyla İran deneyimi yalnızca ülkenin Irak ve Afganistan’dan daha büyük bir yüzölçümüne ve nüfusa sahip olması nedeniyle farklı değildir. İran, saldıran kuvvetlere kara hâkimiyeti aşamasına ulaşmadan önce zarar verebilecek araçlara da sahiptir. Bu durum, Washington’ın İran’ın savunma ve füze sistemleriyle savaş kabiliyetlerini yok etmeye yönelik devam eden girişimlerine rağmen geçerliliğini korumaktadır.
Amerikalı yetkililer de İran’ın füze kapasitesinin, bölgedeki ABD hava savunma sistemlerini aşmasına imkân sağlayacak şekilde geliştiğini kabul etti. Yetkililer, “İran’ın Amerikan füze savunma sistemlerini aşmak için yöntemlerini geliştirdiğini” ve saldırılarında dikkat çekici bir isabet oranı bulunduğunu ifade etti.
Washington yeni bir yıpratma savaşının maliyetini karşılayabilir mi?
Washington’ın yeni bir yıpratma savaşının maliyetini karşılayıp karşılayamayacağına ilişkin değerlendirme yalnızca bir tahmin değildir. Bu sonuç, yukarıda belirtilen unsurların yanı sıra Amerikan kamuoyundaki itiraflardan ve ABD basınında yayımlanan değerlendirmelerden çıkarılmaktadır.
Trump hâlâ Irak ve Afganistan savaşlarını ve ülkesinin bu savaşlarda verdiği kayıpları hatırlatmakta, buradan yeni savaşlara girerken kullanabileceği dersler çıkarmaya çalışmaktadır.
İran ise coğrafya, askerî kabiliyet, jeopolitik konum ve demografik güç bakımından bu iki örnekten daha büyük imkânlara sahiptir. Bu nedenle muhtemel bir kara işgali, Washington’ı çok daha ağır bir yıpratma savaşıyla karşı karşıya bırakacaktır.
Böyle bir durumda asıl zorluk işgali başlatmak değil, onu nasıl sona erdireceğini belirlemek olacaktır.
Irak ve Afganistan deneyimleriyle yapılan karşılaştırma, Washington’ın kara harekâtına girişmesi hâlinde çok daha ağır bir yıpratma savaşına sürüklenebileceğini göstermektedir.
İran’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilciliğinin açıklamasına göre:
“ABD, son olarak Afganistan ve Irak savaşlarına sürüklendiğinde 7 trilyon dolardan fazla para harcadı ve 7 binden fazla Amerikalıyı kaybetti.”
Washington’ın kara işgali kararına ilişkin endişeleri ve karşılaşacağı zorluklar üç temel başlıkta özetlenebilir:
Birincisi, Irak ve Afganistan savaşlarının ABD’ye ağır insani ve mali kayıplar yaşatması, Amerikan kapasitesini yıpratması ve yeni kara müdahalelerine karşı geniş bir iç kamuoyu muhalefeti oluşturmasıdır.
İkincisi, İran’ın sahip olduğu geniş füze ve İHA cephaneliğiyle bölgesel ittifak ağlarıdır.
Üçüncüsü ise İran İslam Cumhuriyeti’nin coğrafi yapısı, jeopolitik konumu ve demografik özellikleridir.
Bütün bu unsurlar, muhtemel bir kara savaşını ABD açısından son derece maliyetli ve sonucu belirsiz bir hâle getirmektedir. Üstelik Washington, geçmişte girdiği savaşların hiçbirinde sonucu tam anlamıyla garanti altına alamamıştır.
Heba Dahini-Almayadeen.
Makalede yer alan görüşler yazarına aittir; Tevhid Haber’in yayın politikasını yansıtmayabilir.