Abbas'ın Zindanlarındaki İşkenceyi Anlattı

Mahmud Abbas’a bağlı milislerin kontrolündeki zindanlardan kurtulan eski esir, İslami Direniş Hareketi (Hamas) mensuplarının ve direniş...

Mahmud Abbas'a bağlı milislerin kontrolündeki zindanlardan kurtulan eski esir, İslami Direniş Hareketi (Hamas) mensuplarının ve direniş taraftarlarının Batı Yaka'daki zindanlarda Ramallah Yönetimi cellatları elinde ağır işkencelere maruz kaldıklarını anlattı.

Yeniden tutuklanıp ağır işkencelere uğramaktan çekindiği için ismini vermekten kaçınan eski esir, alimlere gönderdiği mektupta zindanda kendisine zorla yaptırılan bazı fiiller için fetva istedi.

Esir, Filistin Enformasyon Merkezi'ne de ulaşan mektubunda, kaçırılışının ilk haftasında sürekli bir şekilde sorgulandığını ve bu sorgulamalar sırasında kendisinden zorla itiraf alabilmek için sayılamayacak kadar çok ağır işkenceye maruz kaldığını söyledi.

İşkencecilerin kendisinden zorla almak istedikleri gerçek dışı itiraflarla direnişin simge isimlerini ve Hamas liderlerini kamuoyuna kötü göstermek istediklerini kaydeden eski esir, sorgulamanın ilk haftasında birkaç lokma dışında hiçbir şey yemediğini bildirdi.

Sandalyeye bağladılar

Sorgulamanın ikinci haftasında gördüğü işkencelerden bazılarını anlatan eski esir, ikinci haftada kendisine yeni bir dizi işkencenin uygulandığını belirterek şöyle dedi: "Beni bir sandalyeye bağladılar ve başıma da bir torba geçirdiler. Sorgucu zalimlerden biri, üç günden önce beni o sandalyeden çözmeyeceğine dair yeminler ediyordu."

Sonra şöyle dedi: "O günü oruçlu geçirdim. İlk gün ellerim sandalyeye arkadan bağlı olarak geçti. Sandalyenin ayakları kısaydı ve yere sabitlenmişti. Ayaklarım da duvardan uzak bir yere konulan bu sandalyeye bağlanmıştı. Bu durumda yapabildiğim bazı hareketlerle teyemmüm yapıyor ve imâ ile namaz kılıyordum."

Tuvalete gitmek yasak

Eski esir, Abbas'a bağlı milislerin yönetimindeki zindanlarda gördüğü işkenceleri anlatmaya devam ederek şöyle dedi: "Birinci gün böyle geçti. İkinci günün ortalarında karnımda, tam olarak mesane bölgesinde bir ağrı hissetmeye başladım. Tuvalete gitmem gerekiyordu. Sesleniyordum fakat kimse cevap vermiyordu. Büyük bir salonun ortasındaydım ve yanımda hiç kimse yoktu. Sadece kendi sesim yankılanıp tekrar bana geliyordu ve hâlâ hayatta olduğumu bana haber veriyordu.

Sandalyeye bağlanmamın ikinci gününün ortasında bu vaziyetteydim ve kaçırılmamın üzerinden bir hafta geçmişti. Askerlerden veya subaylardan biri geldi. Elinde içinde ne olduğunu bilmediğim bir tabak vardı. Çünkü kafama çok pis kokan bir torba geçirildiği için gözlerim kapalıydı. Bana, "Torbanın birazını kaldıracağım ve yemeği ağzına koyacağım, tek kelime etmeden çabucak yemelisin" dedi. "Tuvalete gitmem lazım, karnım patlamak üzere" dedim. Bana, "Yasak" Olduğun yere yap. Tıpkı sen küçükken yaptığı gibi annen gelip temizleyecek!" dedi.

Yemeği başından aşağı döktü

Eski esir, Abbas milisleri elinde gördüğü işkenceleri anlatmaya devam ederek şöyle dedi: "Ona, "Yemek istemiyorum" dedim. Yemek tabağını başımdan aşağı boşalttı. Kokusundan, üzerime dökülenin makarna olduğunu anladım. Hamdolsun ki namaz kılmama engel değildi."

Olağanüstü şartlarda namaz

"Vakit böyle geçiyordu. "Yâ Latif, yâ Latif" diye Allah'a yalvarmaktan başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu. İkindi namazını kıldım. Karnım fena halde acı veriyordu. Zamanı tahminen belirliyordum. Sadece bazı zamanlar ezan sesi işitiyordum. Akşam ezanı okununca teyemmüm yaptım. Başımı salladım, makarnanın kalan son parçaları yere düştü. Karnımda dayanılmaz bir ağrı hissediyordum. O an karar verdim. Namazı kılıp, olduğum yerde altıma yapıp bu ağrıya son verecektim."

Eski esir, anlatmaya devam ederek şöyle dedi: "Birinci rekatta Asr Suresi'ni okudum. İçinde "sabır" kelimesi geçen ayeti okuduktan sonra rüku ve secde yaptım. Ellerim, ayaklarım ve gözlerim bağlıydı. İkinci rekatta Fatiha Suresi'nden sonra Mesed Suresi'ni okudum. Üçüncü rekatta artık karnımın ağrısına dayanamıyordum. Selam vermeden önce, tam olarak sağa selam verdikten sonra, yani iki selam arasında altıma kaçırdım. O an gözlerimden boşanan yaşlar, iki gün boyunca vücudumda biriken idrardan daha az değildi."

Sınırsız aşağılamalar ve hakaretler... Eski esir, sonrasını şöyle anlattı: "Karnımdaki ağrı gittikten sonra kendimi toparlamaya çalıştım fakat saatlerce akan gözyaşlarıma hakim olamadım. O saatlerde hep eski hatıralarım aklıma geldi. Kare kare hepsi gözümün önünden geçti. Kendi kendime sordum; acaba Bilal ibni Rabah da diri diri toprağa gömüldüğünde altına kaçırmış mıydı?"

Eski esir, anlatmaya devam ederek şöyle dedi: "Ertesi gün Ebu Leheb geldi ve dalga geçerek "Ayıp, çok ayıp; fare cebine işemiş" dedi. Bunu tekrar tekrar söylemeye başladı. Karşılık vermemeye karar verdim. Bazen susmak en etkili cevaptır. Daha doğrusu, daha az eziyet çekmeme yarayan bir üsluptu. Ayağıyla dürterek, "Ayıp değil mi, kocaman adamsın ve altına ediyorsun?" dedi. Cevap vermedim. "Yarın gidip cemaatine bizim sana yemek vermediğimizi, namaz kılmaktan ve tuvalete gitmekten alıkoyduğumuzu söyleyeceksin, değil mi?" dedi. Yine cevap vermedim. Bunun üzerine, "Ben üç günden önce çözülmeyeceğine dair üç talak ile yemin ettim, bu üç gün yenilenebilir de" dedi."

Bu söz üzerine eski esir "Hasbiyallahu ve nimel-vekil" (Allah bana yeter ve O ne güzel vekildir) dediğini belirterek sonrasını şöyle anlattı: "Ben böyle deyince, askerlere ve subaylara bağırıp çağırmaya başladı. "Dinleyin bakın, Hamaslı Allah'a sövüyor. Bakın, Tahran'ın Şii çocuğu ne diyor, Allah'a nasıl sövüyor" dedi. Askerler başıma toplandı. Allah'a söven bir mürtetmişim gibi bana vurmaya başladılar. "Yâ Cebbar, yâ Cebbar" demekten başka bir şey yapamadım. Hatta içlerinden biri bana vururken hem dinime küfrediyor hem de "Allah'a mı söversin ey kafir" diyordu. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim."

Tuvalette uyku, zaman ve mekan kavramının kaybolması

Eski esir anlatmaya devam ederek şöyle dedi: "Onlar çekip gittikten sonra şehit Seyyid Kutub'un idam edilmeden önce gelip kendisine kelime-i şehadeti telkin edene söylediği sözleri hatırladım. Benimle Fizilâl'in yazarı arasındaki büyük farkla birlikte Seyyid Kutub rahimehullah'ın sözlerini hatırladım. Kendi kendime, "Düşmanlarımız ne kadar büyük olursa olsun, nefislerimiz yüce kalacak" dedim.

Maneviyatımı yükseltmeye başladım. Ebu Ratib'den marşlar söylüyordum. "Yürüyorum, yolumu ve hedefimi biliyorum" marşını ve daha birçok marşı hatırladım. O gün öncekilerden daha hızlı geçti. Kustuğum yemek artıklarına karışan idrarım da tutulduğum Eriha Cezaevi'ndeki aşırı sıcak nedeniyle çabucak kurudu. Üçüncü günün akşamında bağlarımı çözdüler ve beni çok pis kokuların geldiği bir tuvalete koydular. Biraz su içtim ve ıslak zeminde uyudum. Uzun süre sonra uyanabildim. Zaman ve mekan kavramını kaybetmiş ve namaz vakitlerini unutmuştum."

Kırbaç... Said Sıyam ve Nizar Reyyan'a küfür

Eski esir, Abbas milislerinin zindanlarında gördüklerini, duyduklarını ve yaşadıklarını anlatmayı sürdürerek şöyle dedi: "Bu süre içerisinde teyp kablosuyla dövüldüm. Kablo sırtıma indikçe bilinçsizce çığlık atıyordum. Vücuduma soğuk su döküldü. Said Sıyam ve Nizar Reyyan'a sövdüler. Mahmud Zehhar'a söylemedik kötü söz bırakmadılar. Şeyhlere; Vail Ez-Zerad, El-Estal ve El-Beytavi'ye niye sövdüklerini anlamadım. Gazze'de öldürme ve işkence fetvasını onların verdiklerini söylüyorlardı.

Gördüğüm çeşitli işkencelere rağmen hepsini yazmak istemiyorum. Zindandan çıktım fakat kafamda tek bir soru takılı kaldı: "Son selamı veremeden altıma işediğim namazım oldu mu, yoksa onu iade mi etmeliyim?" Eşime sordum, "Belki de o senin için en çok sevap yazılan namazındır" dedi.

Eski esir, mektubumu şu cümlelerle noktalar: "Hayır, dedim. Ez-Zerad, El-Estal ve El-Beytavi'nin yerine fetva vermeye mi kalkışıyorsun? " O zaman onlara sor, sana benim verdiğim cevabı verecekler" dedi. Bu nedenle ben de size sormaya karar verdim. Ey değerli hocalarım! Allah sizi korusun; bana bu konudaki fetvanızı bildirin."

 

fiem 

Filistin Haberleri