Uyuşturucu İle Mücadele'de Bir Adım

Uyuşturucu İle Mücadele'de Bir Adım

İstanbul Güngören’de faaliyet yürüten bir Sivil Toplum Kuruluşu, uyuşturucu...

Uyuşturuyla mücadelede 2. kitap çalışmasını yayımlayan STK'nın uyuşturucu ile mücadelede atmış olduğu adımlar takdirle karşılanıyor.

İstanbul’da Uyuşturucuyla Mücadelede Yeni Bir Adım

İstanbul Güngören’de faaliyet yürüten bir Sivil Toplum Kuruluşu, uyuşturucu kullanımının çok küçük yaşlara indiğini ve sosyal felaketlerle sonuçlandığını vurguluyor.

Uyuşturucuyla mücadele alanında başarılı faaliyetler yürüten HİSADER, yayımladığı bildiriyle uyuşturucu yüzünden ailesiyle bağları kopan gençlere yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

 

Bismillahirrahmanirrahim.

Din’imizden uzaklaşarak kültürümüz ve ahlak yapımızın bozulması ile ortaya çıkan felaketler;

Bulunduğumuz zaman da toplum olabildiğince bozulmuş, Dünya olabildiğince karışık bir döneme girmiştir. Ufacık sebeplerden çıkan kavgalar yüzünden rejimlerin sarsıldığı, halkların cepheleştiği, toplu katliamların yapıldığı kirli ve karanlık bir dönem… Bu zaman aslında İslam ümmetinin Din’inin terk etmesinden dolayı düştüğü korkunç çöküşün finalidir. ''Siyonist-Haçlı'' ittifakının ümmeti sınırlara ayırıp sonra içten saldırılarla nesilleri uyuşturucu-Batı özentiliği hamleleriyle bizleri ele geçirmesinin esaretidir. Bizler de uyuşturucu ile mücadele etmeyi kendine hedef belirlemiş bir sivil toplum kuruluşuyuz. Uyuşturucunun topluma verdiği zararlara ve gençlerimizi götürdüğü uçuruma dikkatleri çekmeye çalışırken, uyuşturucu zararlıdır deyip kısa açıklamaların uyandırıcı olduğunu düşünmüyoruz. Uyuşturucunun vücuda zararlarından ötelere inmek, kişiye zararından önce topluma ve gelecek nesillere olan zararlarına değinmek istiyoruz ve bunun bir ‘’işgal’’ olduğunun ciddiyetini bildirmek istiyoruz.

Uyuşturucu ‘’Kimyasal silahtır.’’ Ve Topraklarımız Siyonist-Haçlı tarafından ‘’İşgal’’ edilmiştir.

Bu çarkta kime hizmet edildiğinin ve bunun nelere mal olduğunun farkında olunması gerekir. Kısacası uyuşturucuyu topluma sokan, satan herkes mesuldür. Bu ‘’İslam Din’ine ve ümmetine bir ihanettir’’. Konuyu bu şekilde açmamız muhakkak ki bazı kesimlere rahatsızlık verecektir ama konuyu derinlemesine açmak ve dikkate sunmak gerektiğine inanıyoruz ki felaketin farkına varılsın ve vazgeçilsin. ‘’Kimyasal silah’’ (uyuşturucu) tacirliği yapan insanlara şöyle bir soru sorsak ve desek ki, siz Allah’a ve Rasulüne düşman mısınız? Muhakkak ki düşman olmadığını söyleyeceklerdir. Bizde zaten bilinçli bir düşmanlıkları olmadığının kanaatindeyiz , amacımız tacirleri uyandırmak ve düşündürmek, en azından kimlere hizmet edildiğinin altını çizebilmek. Şunu önemle hatırlatıyoruz ki yaptığınız işler ‘’Siyonist-Haçlı ittifakına yardım, İslam ümmetine ihanettir.’’ Bakınız Allah Yahudiler için nasıl buyuruyor;

‘’Yahudiler, "Allah'ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen (Kur’an-ı Kerim), onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.’’ (Maide - 64)

 

Bozgunculuklarıyla Kur’an-ı Kerim de kendileri için böyle bahsedilen bir kavmin hizmetkarlığınımaalesef Anadolu’nun bağrından kopan bir nesil yapmaktadır. Toplumun bozulmasında rol alan kirli tacirler, kime hizmet ettiklerini bir görsünler de utanmayı tekrar hatırlasınlar.

Bir de bugün ki refahınız ve gücünüz sizi aldatmasın, fesat tacirliğinin getirisi yüksek paralar sizin bekanızı korumayacaktır. Unutmayın, güç ve kuvvetin asıl sahibi Allah subhanehu ve teala’dır. Bugün sokaklarda ALLAH’a ve PEYGAMBER’e küfür ediliyor ve televizyonlar vasıtasıyla bütün Türkiye bu olaya şahit oluyor. Şu zaman da hangi açık elbiseli bayanın İslam Din’inin kapalılık kurallarına uymadığı için tartaklandığına ve yuhalandığına şahit oldunuz? Bunu kesinlikle uygun görmeyiz ve desteklemeyiz. Ama ne yazık ki başörtülülerin ve kapalı bayanların dışlandığı ve çocuğunun yanında tartaklanarak ağır hakaretlere maruz kaldığı ve örtüsünden dolayı taciz edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Ne oluyor, hani burası Müslümanların ülkesiydi, nerede İslam’ın ve ahlakın savunucuları? Nerede Fatih’in ve Selahuddin’in torunları? İşte bunlar toplumun içine düştüğü halin ne kadar acı olduğunun bir göstergesidir. Halinizi görün ve bu bozulmada sizlerde pay sahibi olduğunuzu bilin. Mahşer gününde bunun ağır bir bedeli olduğunun, Dünya da ise musibetlerin ve bereketsizliğin yakanızı bırakmayacağının şuurunda olun. Biz çevremizdeki bütün ‘’Kimyasal Silah’’ tacirlerine ve bütün kötülüklerin sahiplerine sesleniyoruz. Sizler bu toprakların insanlarısınız, toplumun bozulmasında, ''Siyonist-Haçlı'' ittifakının ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Toplumun bozulmasında almış olduğunuz rolleri terk etmeli ve özünüze geri dönmelisiniz. Unutmayın bizim bizden başka dostumuz yok. Bizler bugün örnek şahsiyetler olmalıyız ki, gelecek nesillere iyilikleri miras bırakalım. Tövbe kapıları ardına kadar açık ve Allah bağışlayanların en hayırlısıdır. Gözünüzün önünde niceleri tövbe etmiştir ve sizlerde buna muhakkak şahit olmuşsunuzdur. Ey Rabbimiz bizleri düzelt ve aramızdaki dirliği kuvvetlendir. Hatalarımızın düzelmesini ve birbirimize kenetlenmemizi nasip eyle. Bizleri güzel İslam ahlakı ve öğretisi üzere birleştir. Davamızı ve derdimizi tarihimizde olduğu gibi tekrar İSLAM eyle ve bizleri bağışla.

‘’ Sen onların inanç sistemlerine uymadıkça, ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden memnun olmayacaklar. De ki: Dinleyin! Asıl doğru yol Allah'ın yoludur. Sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve isteklerine uyacak olursan Allah'a karşı seni koruyacak ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.’’ (Bakara - 120)

Tarihimize bir bakalım… Türk-Kürt ayrımı ile aramıza sokulan kavgayı anlayalım ve Türk’lerinde İslam’ın sancaktarlığı yaptığını, Kürt’lerinde aynen İslam’ın sancaktarlığını yaptığını hatırlayalım. Ey Türk olmasıyla övünen kişi, senin ecdadın İstanbul’un Fatihi Sultan Mehmet Han değil miydi? İstanbul’a adaleti ve güveni getiren… Ey Kürt olduğunu iddia eden kişi, senin ecdadın Kudüs’ün Fatih’i Selahuddin El Eyyubi değil miydi? Kudüs fetih edilene kadar hiç gülmeyen ve İslam’ın sancağını taşıyan?

Tarihi dolu ve aydınlık olan Anadolu insanının, ordularla yenilmeyen ve belde-belde sancak taşıyan ecdadların torunlarının ne hale düştüğünü ve ordularla yıkılmayan esir edilemeyen bir tarihin nasıl olup ta çöktüğüne hepimiz şahidiz. İzzet ve şerefin timsali Ata’larımızı unutmuşuz ve özenilecek, örnek alınacak başka örnekler bulmuşuz. Birde aramızda bölünmüş ve Batı tarafından bizlere biçilen ideolojilere sarılmış karşı karşıya geçmişiz ve bir anlamsız kavganın tarafı olmuşuz ki bu kavganın bize ne Dünya da ne de Ahirette hiçbir faydası olmayacaktır. Sokaklarda uyuşturucu ve namus pazarlıklarının yapıldığı, küçücük çocukların istismar edildiği bir dönemdeyiz. Uyuşturucu üzerine kurulan hayat ve arkadaşlıkların olduğu ve sonucunda bozuk bir nesil ve ölümlerin alışıldığı bir zamandayız. Orduların yıkamadığı ecdadın torunlarını Batı Dünyası kendine özendirerek ve birde biz buna ‘’Kimyasal Silah’’ diyoruz, uyuşturucu silahıyla vurduğu ve parçalara ayırdığı bir yüzyıldayız.

Anadolu insanının Din’i İslam’dır. Din’ine sarıldıkça bela ve musibetlerden uzaklaşacaktır, eğer bizler bataklığı kurutmak istiyorsak Din’imizi ve tarihimizi tekrar hatırlamalı ve tatbik etmeliyiz. Manevi değerlerin güçlendirilmesi birçok musibetin kökünden kesilmesine vesile olacaktır. Sadece uyuşturucu değil, genel olarak ahlak yozlaşmasının önüne geçecektir.

İslam Ümmeti, Allah'ın kendisine bahşettiği büyük bir nimetle başka milletler gibi Şeytan'ın peşinden gitmek yerine Aziz ve Hakim olan Allah'a itaat eder. Allah'ın uyulmasını emrettikleri, onlar için mutlak itaat edilmesi gereken hayat nizamı iken yasaklayıp uzak durulmasını emrettiği işler de ötesi ateş olan bir uçurum kenarıdır ki geçenin Allah'tan başka yardımcısı da yoktur.

Şeytan, dostlarını dünyada ve ahirette sefillik ve zillete çağırırken İslam, insanları karanlıklardan nura çıkararak izzetlendirir ve müntesibleriniDar'üs Selam olan Cennet yurduna davet eder.

"İzzet, Allah'ın, Resulünün ve müminlerindir. Ne var ki münafıklar bunu bilmezler." (Münafikun 8)

Batı toplumları, Rönesans diye adlandırılan yenilenme hareketiyle aslında yenilenmeyip eski hallerine dönmüşlerdi. Eski Yunan felsefesinde yer alan çok tanrılı inanç ya da Pagan kültürüyle İsevilikten vaz geçen Avrupa, dinin kendilerini kısıtlayan ve geri bırakan bir kurallar zinciri ve dar bir saha olduğuna karar vererek bu değişimle bir çağı kapatıp yenisini açtıklarını söylediler. Dünya ve içindekileri tek gaye edinen Batı, aradığı mutluluğu bulamayınca kendisini uyuşmanın sessiz ama yavaş-yavaş tüketen kollarına terk etti.

Bir çağı kapatıp diğerini açmanın tek örneği tabi ki Batı medeniyeti değildi ve olmayacaktı da...

Fatih Sultan Mehmed Han, abdestsiz süt içirilmemiş, çocukluğu devrin büyük alimlerinin eğitimiyle geçmiş ve henüz gençliğinin ilk yıllarına adım atmışken Dünya'nın gelmiş geçmiş en önemli ve en güzel şehri kabul edilen İstanbul'u fethetmiş bir yiğit komutan...

Sultan Fatih'i diğerlerinden ayıran özellik, onun İslam'ın güzel ahlakıyla ahlaklanması ve insanların tekrar diriltileceği güne olan şüphesiz inancıdır. Mekke'yi yüksek terbiye ve şahsiyetiyle fetheden bir inancın takipçisi Fatih için İstanbul olduğu gibi aynı yolun yolcusu Salahuddin Eyyubi için de Kudüs bir menzildi.

Bir Cuma namazında imamın güler yüzlü olmanın özellikle de liderlerin güler yüzlü olmasının önemine vurgu yapması üzerine ayağa kalkan ve "imam efendi, biliyorum ki sözlerin banadır, fakat Peygamberimizin ilk mescidi olan Mescid-i Aksa işgal altındayken benim yüzüm nasıl gülebilir?" diyen Salahuddin Eyyubi...

Bu derdin kendisini büyük bir fethin komutanı yapmasının ardından Mescid-i Aksa'yı işgal altındayken kafirlerinnecis elleri değdi' diyerek baştan sona gül suyuyla yıkayan Fatih Salahuddin El Eyyubi...

Osmanlı Hilafetinin yıkılmasının ardından Avrupa'da tertip edilen güzellik yarışmasında Türkiye'den katılan yarışmacıya birincilik ödülü verilmiş ve programı düzenleyenler tarafından şu sözler sarf edilmişti: "Biz biliyoruz ki ödülü verdiğimiz aday, birinciliği hak edecek bir güzelliğe sahip değil fakat yüz yıllarca başımızı kaldırmamıza izin vermeyen Osmanlı'nın soyu bugün şu halde önümüze gelmiştir. Bunun keyfini çıkarın."

Anadolu'nun Salahuddin'in evladları olan Kürt ve Fatih'in torunları olan Türk gençlerinin dünyadan kurtulmak için intihar eden ve kendisini uyuşturmakla yetinmeyip bütün kötü huyları dünyaya ihrac eden Pagan Batı medeniyetinin karşısında uyuşmuşluğa yelken açması hiç olacak şey midir?

İslam Ümmeti'nin kendisine ait olmadığını pekala bildiği uyuşturucu, fuhuş ve dünyaperestlik esaretinden kurtulup eski şanlı günlerine dönmesi şüphesiz ki bizi biz yapan İslami değerlerimize tekrar sarılmakla mümkün olacaktır.

Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir. (Nisa 139)

Davetimiz fitne yeryüzünden kalkıp Din Yalnız Allah’ın oluncaya kadar devam edecektir. Bunu bir bayrak yarışı olarak görüyor ve yarışı tamamlayamasak bile bayrağın yere düşmeyeceğini bildiğimiz için ve hedef Alemleri yoktan yaratan Allah subhanehu ve tealanın rızasını kazanmak olduğu için rahat ve mutmainlik içindeyiz. Rabbimiz olan Allah’tan bizi ve sizi bağışlamasını diliyoruz ve tebliğimizin ulaşmasını istiyoruz. Ulaştıracak olan Rabbimizdir ve yine başarı O’ndan dır. Bize bu hayır işinde yardımcı olan bütün dostlarımıza teşekkürü bir borç biliriz. Rabbimiz sizlerden razı olsun ve ecirlerini zayi etmesin. Bu mücadelemizde kalbinde merhameti tükenmeyen, gelecek nesilleri ve evlatlarını düşünen insanlardan mücadelede bizlere yardımcı olmalarını temenni ederiz. Yıkılan yuvaların bedduası ve annelerin akan göz yaşları adına, kundakta ki yavruların hatırına ellerini taşın altına sokmalarını ve bu mücadeleyi bir heves olarak görmemelerini, bu mübarek mücadelede kararlı ve istikrarlı olmalarını isteriz. Gelin el ele verelim ve bataklığı birlikte kurutalım.

HİSADER YÖNETİM KURULU