• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Konya -3 °C
  • Antalya 5 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Erzurum -16 °C
  • İzmir 7 °C
  • Rize 2 °C

Sn.Gül, ’İsrail’in varlığını korumak’, bizim mi vazifemiz?

Selâhaddin Çakırgil

Emperyalist dünyanın en önemli dış politika dergilerinden sayılan Foreign Affairs"in Ocak/Şubat 2013 sayısında C.Başkanı Abdullah Gül"le yapılmış bir röportaj yayınladı. Bu röportaj, Ekim-2012 Ankara"da yapılmış..

“Turkey"s Moment” (Türkiye"nin ânı) başlıklı röportajda, Gül"ün birçok konudaki görüşlerini aktarılıyordu. Bunların pek çoğu zâten biliniyordu.. Bazılarının ise, uluslararası zeminlerde sözkonusu edilmesi daha bir dikkat çekiciydi..

foreign-affairs.jpgRöportajda, 2007 yılından beri Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül"ün sofu ve geleneksel bir müslüman olduğuna, Türkiye"nin "Müslüman" kimliğine ve Doğu dünyası ile ilişkilerin güçlendirilmesine vurgu yaptığı kadar, Avrupa"yla entegrasyonun savunucusu olmaya da özen gösterdiğine dikkat çekiliyordu..

Bu uzuuun röportajdan bazı bölümleri aktarmakla birlikte, üzerinde asıl durulması gereken, yadırgatıcı bir hususa dikkat çekilmesi gerekiyor..

-Dışarıdan bakan birçok kişi Türkiye"nin son dönemde kendi bölgesine yönelmesinin Türkiye"nin Batı"dan uzaklaşması anlamına geldiğinden endişe ediyor. Siz geleceğinizi Avrupa"da görüyor musunuz?

*Bu, âdil olmayan bir eleştiri. (…) bölgemizde daha aktif hale geldiğimiz, bölgesel meselelerle uğraştığımız gerçeği Türkiye"nin yönünün değiştiği ve Avrupa"dan uzaklaştığı şeklinde yorumlanmamalı. Sürekli olarak Avrupa standartlarını benimsiyoruz. Ben böyle yorumları sığ ve dayanaksız görüyorum ve AB"deki dostlarımızın Türkiye"nin üyeliği konusundaki sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmak için bunları bir bahane olarak kullanıp kullanmadığını merak ediyorum. (…)

-ABD ve NATO"nun Suriye"de yardım etmek için özellikle askerî açıdan daha fazla şey yapmıyor oluşu sizi hayal kırıklığına uğrattı mı?

*Maalesef, Suriye"den ateşlenen top mermileri sonucu Türk vatandaşları hayatlarını kaybetti. Ancak biz (…)Suriye"yle savaşta değiliz..(…) Libya"daki gibi açık bir dış müdahaleyi doğru görmeyiz. (…)

-Türkiye şu an Suudî Arabistan ve Qatar"la birlikte Suriyeli isyancıların silahlandırılmasına yardım ediyor mu?

*Hayır. Biz bir komşu ülke olduğumuz için kapılarımız Suriye halkına açık. Onları kucaklıyoruz ve gerekli insanî ihtiyaçlarını karşılıyoruz. (…)

-Şu an Ortadoğu"daki yeni Arab demokrasileri nezdinde oynadığınız rol?

*Biz Arab dünyasında bir rol üstlenmiyoruz. Eğer diğerleri bizi örnek alır ya da bizden ilham alırlarsa, bu onların kararıdır. Biz onlarla işbirliği halinde hareket ediyoruz. Çünkü, her ulus zaman içinde yükselişler ve düşüşler yaşar. Önemli olan zayıflıkla mücadele edenle dayanışma göstermek. Bütün ülkeler eşittir ve bütün ulusların kendi onuru vardır ve hiç kimse bir senaryo yazıp diğer ülkelere roller biçemez. Öncelikleri belirleyemezsiniz, patronluk taslayamazsınız.

-Ama Türkiye Mısır, Tunus ve Libya gibi ülkeler için iyi bir model değil mi?

*Elbette, Müslüman bir ülke, bir demokrasi ve bir ekonomik başarı öyküsü olarak örnek alınmaktan dolayı çok mutluyuz. Onlar da aynı şeyi yapabileceklerine inanıyor. Bir dayanışma işareti olarak biz onlara yardım ediyoruz ve başarımızın ardındaki nedenleri onlarla paylaşıyoruz. Ama, kimsenin ağabeyi gibi hareket etme niyetimiz yok.

*

Evet, Abdullah Gül Bey"in bu görüşleri genel olarak bilinmeyen bir husus içermiyor. Ama, bizim bu röportajda Gül tarafından İsrail rejimi konusunda dile getirilen görüşler üzerinde durmamız ve bu sözleri teessüfle karşılamamız gerekiyor.

Buyrunuz, röportajın o bölümüne :

Gül"ün en çarpıcı sözleri İsrail konusunda..

-İsrail ve Türkiye arasındaki ilişki iyiyken her iki ülke de bundan fayda sağlıyor gibi görünüyordu. Şimdi bu ilişki o kadar da iyi değil ve her iki ülke de bundan zarar görüyor gibi görünüyor. Ancak yine de Türkiye"nin İsrail"le ilişkilerin düzeltilmesi için koyduğu şartlar, özellikle de Gazze ablukasının kaldırılması çıtayı aşırı yükseğe çekmiş gibi görünüyor. İsrail"le uzlaşma adına gelecekte ne görüyorsunuz?

*Birincisi, Türkiye ile İsrail arasındaki durum, İsrail"in kendi tercihlerinin ve onların yaptığı hataların bir sonucudur. (…). İkincisi, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki durum bizim askerî seçeneklerimizi ya da silahlı kuvvetlerimizi etkilemedi. Geçmişte onlardan insansız hava araçları aldığımız ve bu araçların bazılarının hâlâ elimizde olduğu doğrudur. Diğerleri ya ibtal edildi, ya da alınmadı. Ancak ben herkesin, Türk Silahlı Kuvvetleri"nin o açıdan, ya da başka açılardan İsrail"e bağımlı olmadığını açıkça bilmesini isterim. (…)

Ancak şunun altını çizmeme izin verin: Ülkemiz, Türkiye, ve Türkiye"nin Cumhurbaşkanı olarak şahsım adına biz İsraillilerle Arablar arasında barış sürecine katkıda bulunmak için çok çalışıyor ve her türlü çabayı gösteriyorduk. Ancak, İsrail yönetiminin stratejik duruşu ileriyi göremiyor. Bizim İsraillilerden istediğimiz Türkiye"nin dostluğunun kıymetini bilmeleri..

(Bu görüşler diplomatüik çerçeve içinde değerlendirilebilir. Onun için üzerinde fazla durmaya gerek yok.. Devam edelim:)

-Ortadoğu"da nükleer silahsızlanma için çağrıda bulundunuz ancak Türkiye İran"ın nükleer programı konusunda bölgedeki diğer ülkeler ve Batılı ülkeler kadar kaygılanıyor gibi görünmüyor. Bunun sebebi nedir?

*Türkiye hiçbir komşusunun nükleer silaha sahip olduğunu görmek istemiyor. Türkiye bölgesindeki hiçbir ülkenin kendisinde olmayan silahlara sahib olmasını kabul edemez. Bu durumu hiçbir şekilde küçümsemiyoruz.

Ancak biz daha gerçekçiyiz ve ihtiyacımız, mes"eleye daha kapsamlı bir çözüm ve yaklaşım getirilmesi. Burada önemli olan İsrail"in bölgedeki güvenliğinin garantilenmesi. Bu garanti verildikten sonra atılacak ilk adım bütün bu silahların bölgeden temizlenmesidir. Bu, sadece barışla olabilir.(…)

-Peki bu, İran"ın nükleer programını nasıl değerlendirecek?

*Burada önemli olan kendinizi İran"ın yerine koyup İranlıların dış tehdidi nasıl algıladığını düşünmek..

-Dolayısıyla İran"ın nükleer programını durdurmanın anahtarının İsrail"in silahsızlanması olduğunu mu söylüyorsunuz? İmânız bu mudur?

*Ben böyle görüyorum. Çünkü bu yol bize tüm dünyayı etkileyen Ortadoğu"daki temel problemleri çözmekte yardımcı olacaktır. (…)

*

Evet, Abdullah Gül Bey"in, üzerinde durulması gereken asıl sözleri sionist İsrail rejimiyle ilgili olan kısım..

*

Bu konuya değinmeden önce, şu hususu bir daha gözönüne getirmeliyiz..

Osmanlı"nın hele de son 80-85 yılı, 1839"da, "Duvel-i Muazzama /Büyük Devletler" denilen Avrupa"nın güçlerinin dayatması ile ilan olunan Gülhane Hatt-ı Humayûnu ve Tanzimat döneminden itibaren ve de Osmanlı"nın tarihin labirentlerine atılmasından sonra, onun enkazı üzerinde oluşan yığınla rejimlerden, hele de onun mîrasını ve vs. uluslararası hukuk açısından objektif bağ oluşturan bütün muktesebatını da üstlenmiş olan Türkiye Cumhûriyeti"nin 90 yıla varan ve toplamda ise, 200 yıla varan bir süre, dışsiyasettte temel, yazık ki, Avrupa ile, Batı dünyasıyla birlikte hareket etmek çerçevesine göre şekillenmiştir. Bu durum, hele de anadolu"da yeni bir rejimini şekillenmesinin genel çerçevesini oluşturan Temmuz -1923"deki Lozan Andlaşması"ndan ve keza, İkinci Dünya Savaşı"ndan bu yana da NATO dünyasının güvenlik sahası içinde yer almaktadır.

T.C."nin bu genel çerçevenin dışına çıkabilmesi, kendisini kuşatan bu muhasara duvarlarını yıkabilmesi kolay değildir ve ancak, inqılab çapında bir kesin kararlılıkla olabilir.

Ve siyonist İsrail rejimi de, 1948"de devlet olarak varlığını ilan ettikten beri, bütün emperyalist güçlerin ve en başta da Batı dünyasının garantisi altındadır ve bu rejim, NATO üyesi olmadığı halde, NATO üstü bir statüye sahib olduğu ve NATO"nun bütün askerî sırlarına vâkıf olduğu bizzat Amerikan emperyalizmi tarafından çok net olarak defalarca belirtilmiştir.

Dolayısiyle, Türkiye de Batı dünyasının stratejik çerçevesi dışında hareket edemiyecek bir statüde bulunduğundan, İsrail rejimiyle temelden bir zıdlaşmayı göze alamaz.

Buna rağmen, Türkiye güçlendikçe, en azından, Ortadoğu bölgesinde, kendi halkının yaklaşık 500 yıl diğer bölge halklarıyla aynı devlet yönetiminin hâkimiyeti altında birlikte yaşadığı, inanç ve kültür birliğine sahib olduğu halklarla birlikteliğinin gereklerini de, eline geçen fırsatları dikkatlice değerlendirerek, siyonist İsrail rejimine belli bir tavır geliştirmeye çalıştığı görülmektedir.

Bu gerçekler açısından bakıldığında, Abdullah Bey"in "Burada önemli olan, İsrail"in bölgedeki güvenliğinin garantilenmesi.. Bu garanti verildikten sonra atılacak ilk adım, bütün bu silahların bölgeden temizlenmesidir.." şeklindeki sözlerinin te"vil edilecek bir tarafı yoktur.

Dahası, bu ifadelerle, İsrail"in halihazırda karşı karşıya bulunduğu tehdidler sebebiyle nükleer, vs. silahlara sahib olması kabul ediliyor, mâzur gösterilmiş oluyor.

Filistin topraklarını işgal ve gasbederek orada tesis edilmiş bir sionist silahlı haydutlar çetesinin güvenliğinin sağlanmasından sözetmek, Abdullah Bey"in hakkı da değildir, yetkisinde de değildir.

Abdullah Bey, müslüman bir halkın, bir cumhurun cumhurbaşkanı olarak, bunu söylememeliydi.

Fiilî durum (de facto) hali, bir vakıa / realité olarak görülse bile, bu durumun bir (de jure) hukukî durum, bir hakikat / verité olarak kabulü nasıl düşünülebilir?

Yarınlarda, Allah"ın izniyle, bu fiilî durum ortadan kaldırıldığı zaman, Abdullah Bey"e ve başında bulunduğu rejime, bu sözler utançtan başka bir mîras bırakmaz.

Bununla, Abdullah Bey"in tam da bizim gönlümüzde olanı söylemesini beklediğimiz sanılmasın. Onun da bir manevra alanı olacaktır, elbette siyasetinde.. Ama, birilerini memnun eden o sözleri telaffuz etmiyerek, asıl, halkımızı ve bütün müslümanları memnun edeceğini düşünmeliydi.

Sionist yahudilerin, "arz-ı mev"ûd / va"dolunmuş topraklar" inancına ve iki bin yıl öncelerdeki iddialara dayanan bir işgal ve gasb sonucunda Filistin müslüman coğrafyasında emperyalist güçler desteğiyle çadırını dikmesiyle, bu vakıa, bu fiîlî durum, mutlaka kabul edilmesi gereken bir hakikate, hukukî duruma dönüşecek değildir. Ve, sionist rejimin bu çadırı, bir fırtına ile, berhava olacak, uçup gidecektir, inşaallah.. O zaman, böyle bir haksızlık ve zulüm düzeninin güvenliğinin sağlanmasından, onun nükleer silahlarının anlayışla karşılanabileceğinden söz edenler herhalde Allah huzurunda da, hakkı sahiblenmek ve yüceltmek hassasiyetine sahib bugününkü ve gelecek nesiller karşısında da çok güç durumda kalacaklardır.

Müslüman bir halkın, cumhûrun başkanı sıfatıyla, müslüman coğrafyası üzerinde bir işgal ve gasbla, zorbalıkla kurulan bir hsionist hayduutlar çetesinin güvenliğinin garanti altına alınmasının dile getirilmiş olması, Abdullah Gül"ün kendi şahsiyetine, kendi gönül dünyasına da kesinlikle aykırı bir durumdur.. Ve bunun, onun sözünü ettiği gerçekçi siyasetle de ilgisi yoktur..

Yani, o talihsiz cümleyi, Abdullah Bey"in söylememesi, susması gerekirdi. Kişi söylemediğinden dolayı, susmaktan dolayı hesaba çekilemez.

Bu bakımdan, Abdullah Gül"ün İsrail"in varlığının garanti edilmesi şartına karşı dile getirilen itirazlara katılmamak mümkün değil..

Ancak, ilginç olan, özellikle (parası devlet tarafından karşılanan) İran resmî medyasının, Abdullah Bey"in bu röportajında kullandığı başka cümlelere takılması, ilginç..

Abdullah Bey"in, "Ortadoğu"da nükleer silahsızlanma için çağrıda bulundunuz ancak Türkiye İran"ın nükleer programı konusunda bölgedeki diğer ülkeler ve Batılı ülkeler kadar kaygılanıyor gibi görünmüyor. Bunun bebebi nedir?" şeklindeki suale verdiği, "Türkiye hiçbir komşusunun nükleer silaha sahib olduğunu görmek istemiyor. Türkiye bölgesindeki hiçbir ülkenin kendisinde olmayan silahlara sahib olmasını kabul edemez." cevabı daha fazla ilgi çekmiş..

Öyle anlaşılıyor ki, Abdullah Gül"ün bu sözlerinin içinde elbette İran da vardır, ama, bu sözler sadece İran için söylenmiş olmayıp bütün komşular için de söylenmiştir. Buradaki komşuluk sözüyle illâ sınır komşuluğu anlatılmış olmayıp, aynı bölgenin bütün ülkelerinin kasdolunduğu da anlaşılmaya müsaiddir. Üstelik, gerek Gül ve gerekse Erdoğan"ın, Ortadoğu"nun nükleer silahlardan bütünüyle arındırılmasını istedikleri, bu olmadıkça ve hele İsrail rejimininkine gözyumulup, diğerlerine karşı çıkılmasının bir mantığının olamıyacağını defalarca ve hemen bütün uluslararası zeminlerde devamlı dile getirdikleri nasıl görmezlikten gelinir? Böyleyken, şimdi bu sözleriyle kendisini çelişkili bir duruma düşürmüş olmuyor mu ?

Ama, ilgi çekici bir durum da, İran resmî medyasının (parası devlet tarafından karşılanan medya organlarının) Abdullah Gül"ün özellikle bu sözlerini İran"ın nükleer silahlanma çabalarına karşı çıkmak şeklinde değerlendirmeleri ve oldukça saldırgan ifadeler kullanmaları, ilginç bir tablo oluşturmaktadır.

Hattâ, o kadar ki, Gül"ün, İran"ın nükleer programıyla ilgili bir soruya verdiği, "Burada önemli olan, kendinizi İran"ın yerine koyup İranlıların dış tehdidi nasıl algıladığını düşünmek.." şeklindeki cevabı bile görmezlikten gelinmiş..

Halbuki, "Biz asla nükleer silah yapmıyacağız.. Çünkü, nükleer silah haramdır.." diyenlerin, şimdi, böyle bir genel cevabı, sanki kendileri bu silahlara sahib olmak istiyormuşcasına, kendilerine karşı bir husûmet ilâmı gibi algılamamaları gerekmez miydi?

*

Ama, bizim asıl sözümüz yine Abdullah Gül Bey"e..

Sionist İsrail rejiminin bütün uluslararası hukuk kurallarına ve ahlâk ölçülerine meydan okurcasına yaptığı bunca barbarca cinayetler ve saldırganlıklar ortada iken ve onun cinayetlerinin acısını derinden hissetmiş olmanız gaayet tabiî iken; İsrail"in nükleer silahlardan arındırılmasını, onun güvenliğinin garanti altına alınmasına bağlı görmeniz nasıl bir mantıktır?

Sizin veya müslüman halkımızın vazifesi veya misyonu, meğer Filistin müslüman coğrafyasına emperyalist şeytanî güçlerin entrika ve dayatmasıyla ârız olan bu tümörlü, kanserli yapının varlığını korumak mıdır?

 

haksöz

Bu yazı toplam 816 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim