• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 0 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum -6 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 8 °C

Selahaddin Eş Çakırgil Ağabeyime Serzenişimdir...!

Nureddin Şirin

Yazdığımız yazıda, “Selahaddin ağabey, yine Haksöz'deki 01 Haziran 2011 tarihli "Siyaseti, ahlâkî ölçüleri ayaklar altına alarak mı yapmak?" başlıklı yazısında "Nitekim, İİC"de yayınlanan Cumhurî-i İslamî gazetesi, 31 Mayıs günü, Haaretz isimli İsrail gazetesinde yayınlanan bir değerlendirmeyi esas alarak, "Tayyîb Erdoğan"ın seçimlerden kesin bir zaferle çıkacağı ve sonra da, ve "İkhvan"ul Muslimîyn, HAMAS, ve İran"la birlikte bölgede, Osmanlı gibi bir yeni güç odağı oluşturup, Amerika"nın Ortadoğu"daki etkisini kırmaya kalkışacağı korkusunu yansıttığını" duyuruyordu, okuyucularına.. " ifadeleriyle Cumhuri İslami gazetesinin ahlakiliğini sorguluyordu.” İfadesini kullanmıştım.

Yazıya tekrar baktım ve bir kelimeyi eksik okuma sonucu ciddi bir hataya düştüğümü gördüm. Yani, yazının başlığının zihnimde bıraktığı izin etkisi altında “Cumhuri İslami gazetesinin Tayyib Erdoğan karşıtı bir söylemine Haaretz"in değerlendirmesini baz aldığı ileri sürülüyor” gibi bir yanılgıya düştüm.

Tekrardan Selahaddin ağabeyden özür ve helallik isteyerek böyle bir dikkatsizlikle bir ağabeyimin hakkına girdiğim için de Rabbimden bağışlanma diliyorum.

Bu vesileyle, Selahaddin ağabeyin yazısı içinde değindiği konulardan da hareketle, bir kardeşi olarak, kendisine bir serzenişimi arz etmek istiyorum…

Selahaddin Ağabey, yazınızda da belirttiğiniz gibi “diğer bazı arkadaşlarla aranızda Suriye konusundan dolayı çıkan tadsız tartışmalara veya karşılıklı suçlamalar” ifadesini kullanıyorsunuz.

Evet haklısınız, böylesi bir tadsız tartışmalar söz konusu.Ve bunun nedeni, de sizin de belirttiğiniz üzere Suriye konusu..

“Bilmiyorsanız bilenlere sorunuz” “hakkı ve adaleti ayakta tutan şahidler olun” gibi temel şer"i ve ahlaki bir sorumlulukla yükümlü olan bizler, sizden Suriye konusunda bildiklerini kamuoyu ile paylaşmanızı bekledim hep…

Başta “1982 Hama katliamı ve sonrası İran ile ilgili gelişmeler ve buradan hareketle, günümüzdeki İran ile Suriye yönetimi arasındaki ilişkiyi bu tarihi arka-planla ilişkilendirici yorumlar ve suçlamalar” olmak üzere, İran"ın dış politikasının ne anlama geldiğini ortaya koyacak bilgi ve deliller…

Sizin İran İslam Cumhuriyeti konusunda herkesten daha çok bilgiye sahip olduğunuz bilinen bir gerçeklik; zira siz bu bilgiyi enformatik kanalların size yansıttıklarından daha çok yaşayarak, izleyerek ve gözleyerek edindiniz…

Acaba, İslami camiada, 1982 Hama katliamından dolayı, İran İslam Cumhuriyeti, özelde İmam Humeyni hakkında oluşturulan yargı sizce doğru mudur? Ki o dönemi en yakından takip edenlerdensiniz.

Ben de sizin “kutsallar türeten, dokunulamazlar üreten bir anlayıştan uzağım” ifadenizi teyidle “İran siyaseti kutsal ve dokunulmaz değildir” diyor ve size şunu sormak istiyorum:

1982 Hama olaylarında İran"ın dahli, sorumluluğu ve vebali nedir?

Arkasında bütün emperyalist ülkelerin, bölgesel Arap rejimlerinin yanı sıra Burgiba"nın Tunus"u, Numeyri"nin Sudan"ı ve hatta Arafat"ın El Fetih"i de olmak üzere bütün dünyanın tek saf tuttuğu Saddam 1975 El Cezayir anlaşmasını yırtarak 22 Eylül 1980"de 8 yıl sürecek olan o tahmili savaşı başlattığında, İran"ın bu yıkımı savuşturmak için, -Suriye baasının Irak baası ile olan ihtilafından da istifade ederek,- Suriye"nin sunduğu destekten yararlanması bir İslam Devleti"nin dış politikasına aykırı mıydı?

Diğer bir ifadeyle, beşiğinde boğularak öldürülmek istenen bir İslam Cumhuriyeti"nin, böylesi uluslar arası ve bölgesel bir blokun yıkım operasyonunu etkisizleştirmek için Suriye yönetimi ile stratejik ilişki kurması Kur"an"a ve Sünnet"e aykırı mı idi?

Kronolojiye bakacak olursak;

11 Şubat 1979"da zafere ulaşan, 19 ay 11 gün sonrasında ise böylesi yıkıcı bir savaşla karşılaşan İslam devrimi, Suriye rejimi ile stratejik bir dayanışmaya girdiği halde, başında Seyyid Mehdi Haşimi"nin bulunduğu “dünya özgürlük hareketleri konseyi” ile Suriyeli rejim karşıtı Müslümanlara da kucağını açmamış mıydı? “Özgürlük hareketleri” konseyinin davetlileri olarak Tahran"a gelenler, Suriye Baas rejiminin temsilcileri mi idi, yoksa bu rejimin muhalifi olan Müslümanlar mıydı?

Yeni kurulmuş İran İslam Cumhuriyeti bir taraftan henüz kendisini daha tahkim etmemişken, diğer taraftan da emsalsiz bir yıkım savaşı ile boğuştuğu halde, Filistin"den Moro"ya dünyanın bütün İslami ve ulusal özgürlük hareketlerini bağrına basmamış mıydı ve bunların arasında Suriye rejim muhalifleri yok muydu?

Peki ne oldu da, İran ile Suriyeli rejim karşıtı Müslümanlar arasında sıkıntılar çıkmaya başladı, bunun müsebbibleri kimlerdir? Hangi olaylar ve gelişmeler yaşandı?

Ardından Hama ayaklanması nasıl başladı? Bu ayaklanmanın Bağdat ve Amman bağlantıları neydi? Suriye Devrim Konseyi"nin Said Havva"nın başkanlığında Saddam"a verdiği desteğin sebebi ve anlamı neydi?

Bu hususları siz çok iyi biliyorsunuz, bilgilerinizi tanıklığınızla birlikte kamuoyu ile paylaşmanızı istirham ediyorum.

Şubat 1982 denilince akla sadece Hama katliamı geliyor. Halbuki aynı tarih bugün hiç de konuşmadığımız bir başlangıcı ifade ediyor: siyonist rejimin Lübnan"ı işgali. Ta ki Beyrut"un kapılarına kadar dayanıp bütün Filistinli savaşçıları Lübnan"dan attıktan sonra Sabra Şatila"da binlerce savunmasız Filistinliyi katletmesine yol açan siyonist işgal. Aynı zamanda “Barış ve İstikrar” adı altında Lübnan"a konuşlanan ABD, İngiliz, Fransız ve İtalyan güçleri.

İran bir taraftan tahmili savaşın en zorlu anlarını yaşarken, Lübnan"ın işgali üzerine, Irak"la ateşkes yapıp Irak üzerinden Lübnan"a ordu göndermek istemedi mi? Irak rejiminin bunu kabul etmemesi üzerine, İran devrim muhafızları Suriye üzerinden Lübnan"a gönderilmedi mi? Lübnan"da batılı emperyalistlere ve siyonist işgale karşı yükselen İslami direnişin temeli bu değil mi?

Eğer o zaman devrim muhafızları Baas rejimi ile savaş cephesinden ayrılıp Lübnan"a gitmemiş olsalardı, bugün Lübnan siyonizmin kalesi olmayacak mıydı? Ya da, Lübnan"da İslami direniş ortaya çıkmasaydı, Filistin"de intifada ortaya çıkabilecek miydi?

Ölüm kalım savaşı içinde olan İran İslam Cumhuriyeti, Suriye olan ilişkisinden kendi ulusal çıkarları için mi, yoksa Lübnan İslami direnişinin ortaya çıkması için yararlandı?

Lübnan"da bulunan Suriye güçleri Trablus"ta Merhum Şeyh Said Şaban liderliğindeki Sünni Tevhid Hareketi"ne yönelik büyük bir saldırı başlattığında, bu saldırganlığı durdurmak için İmam Humeyni"nin emriyle Suriye"nin başkenti Şam"a giden dönemin Cumhurbaşkanı Seyyid Ali Hamenei değil miydi? İslami Tevhid hareketi cumhurbaşkanı Seyyid Ali Hamenei"nin müdahalesi ile güvence altına alınmamış mıydı?

İran-Suriye ilişkileri, Lübnan"daki Suriye güçlerinin başkent Beyrut"ta Hizbullah savaşçılarına saldırıp çok sayıda Hizbullah mücahidini şehid ettiğinde, Hizbullah savaşçılarına Suriye güçleri ile savaşmama emrini veren İmam Humeyni neyi hedeflemişti?

Yine, İran"ın Suriye ile olan ilişkisinin bir diğer yönü, Suriye rejiminin Golan tepeleri üzerinde, şartlı bir şekilde siyonist rejim ile sürdürdüğü “barış görüşmeleri”ni etkisizleştirme ve siyonist rejimin Suriye tarafından tanınmasını önleme amacını taşımıyor muydu?

Hafız Esad"ın son dönemlerinde, siyonist rejim ile anlaşmanın eşiğine gelmiş süreci, İran önlememiş miydi?

Bu dönemler insan zihninde belirginlik kazanmadıkça, bugün yaşanan hadiseleri sağlıklı ve adil bir şekilde değerlendirebilir miyiz?

Selahaddin ağabey,

“Diğer bazı arkadaşlarla aranızda Suriye konusundan dolayı çıkan tadsız tartışmalara veya karşılıklı suçlamalar” ifadesiyle, Suriye üzerinden tadsız tartışmaların ve karşılıklı suçlamaların çıktığına dikkat çekiyorsunuz?

Peki nedendir bu tartışmalar?

İran İslam Cumhuriyeti"nin neredeyse meşruiyetini tartışma noktasına getiren suçlama ve nitelemeler sizi rahatsız etmiyor mu? Tamam “kutsallar türetilmesin, dokunulamazlar üreten bir anlayıştan uzak durulsun” da, bu İslam Cumhuriyeti"ne yönelik böylesi saldırı ve suçlamalar sizde bir rahatsızlık meydana getirmiyor mu? 33 yıldır emperyalizm ve siyonizm ile boğuşan bu nizamın hiç bir itibarı ve hürmeti yok mu?

Selahaddin ağabey,

Taif dönüşünde Hz. Peygamber"e birkaç gün “eman” veren bir müşriğin Hz. Resulüllah"ın nezdinde bir kadri var da, bütün vurulmuşluğuna rağmen siyonizm ve emperyalizmle savaşında gözünü Filistin"den ayırmayan, istikbar ve siyonizmin bölgesel sultasını ortadan kaldırmaya çalışan, bunun için de küresel emperyalizmin saldırgan öfkesini üzerine çeken bir İran"ın, Resulüllah"a birkaç gün eman veren bir müşrik kadar bile itibar ve kıymeti yok mu?

Sizin için Şehid Behişti"nin ayrı bir hürmeti olduğunu biliyoruz. Kimdi Behişti, ne yapmak istiyordu ve neleri savunuyordu? İslam Cumhuriyeti nizamının Şehid Behişti"nin idealleri ile ayrışan noktalar nelerdir?

Yine aynı şekilde İmam Humeyni"nin kendisini “Kur"an"ın oğlu” diye tanımladığı Şehid Muhammed Muntezeri"nin idealleri neydi ve bugün İslam Cumhuriyeti nizamı bu ideallerin ne kadar uzağında?

Bizim için birileri “kutsal ve dokunulamaz” değil. Bize, Şehid Behişti ve Şehid Muntezeri ile bugünkü İslam Cumhuriyeti arasındaki ayrılıkları gösterin, biz de hiçbir tereddüt göstermeksizin onlardan teberri edelim…

Seyyid Mehdi Haşimi üzerinden de örnek verelim:

Mehdi Haşimi"nin ta o zamanlarda yoğunlaştığı bölgelerin başında körfez ülkeleri geliyordu. Bahreyn de bunların içindeydi.

Bugün Bahreyn"de yaşananlar her şeyden önce bu aziz şehidlerimizi, hürmette hiçbir zaman kusur etmediğiniz Merhum İmam Humeyni"yi rencide etmiyor mu?

Tamam, biz itiraz ettiğimizde, bizi birileri garazkar ve yanlı olarak nitelendirebilir; ama Müslüman Alimler Birliği Başkanı sıfatıyla cami minberlerinden hutbe okuyan Şeyh Kardavi"nin “birileri bana Tunus Devrimi diyorsun, Mısır Devrimi diyorsun, Libya Devrimi diyorsun, Yemen Devrimi diyorsun da niçin Bahreyn devrimi demiyorsun?” diye soruyor. Ben de onlara dedim ki, Bahreyn"de olan mezhepçiliktir, Bahreyn"de bütün Şiiler bütün Sünnilere karşıdır” diyerek, sözümona “Sünnilik” adına diktatör Al-i Halife rejiminin ve Bahreyn"e girerek katliam yapan Suud rejiminin arkasında durması sizin de kanınıza dokunmaz mı?

Evet özür dilediğim yanılgımız dolayısıyla, “Cumhurî-i İslâmî gazetesinin ahlâkîliğini sorgulamak nerede? Kaldı ki, eğer olursa, sorgularım da; siz de sorgulayın” diyorsunuz...

Suriye olayları üzerinden yapılan onca saptırma ve dez-enformasyonların, "Suriye muhalefeti" adı altında yapılan vesayetçi açıklamaların sorgulanacak bir yanı yok mu?

Suriye ilgili yayınlarımızda, rejim karşıtı askeri ve siyasi muhaliflerin açıklamalarına yer verirken “Her fırsatta "emperyalist komplo var" "NATO müdahalesi talep ediliyor" iftiralarını atanlar” sözünün kendisi apaçık bir iftira değil mi?

Artık, Suriye"deki rejimin katliamlarını telin adı altında İslamcılar ile ABD emperyalizmi arasındaki karşıtlığı giderici çıkış ve söylemler, sorgulanması gereken noktaya gelmedi mi sizce?

Selahaddin ağabey,

Duygusallık yapma niyetinde değilim ama, sizinle olan bağım, 15 yaşında İstanbul Güngören MTTB şubesinde kütüphaneden sorumlu kılındığımda, sizin o iki ciltlik “Kavşak Noktasında Türkiye"nin Siyasi Görünüşü” adlı kitabınıza aşinalıkla başlamış ve siz Paşa Kapısı cezaevinde iken, üzerine “Selahaddin Eş"e Özgürlük” yazdığım afişler döneminden başlar. Sizi ilk olarak Taksim Kapalı Spor Salonu"nda dinlemiş daha sonra ise 1986"da devrim törenleri dolayısıyla Tahran"a geldiğimde, sizinle görüşmüş, Merhum Abdulmelik Fırat ile birlikte evinize misafir olmuştuk. Ve sürüp gitti.

İlk andan bu güne aşinalığımızın yegane mirengi noktası "İslami mücadele" ve "İslam devrimi" olmuştur.

Bugün itibarıyla, aramızdaki ihtilaflı noktaları bir kenara bırakacak olursak, büyüklüğünüze ve anlayışınıza sığınarak bütün kalbimle, hem hürmet hem serzenişle, “Selahaddin ağabey neredesiniz?” diye soruyorum…

Merhum İkbal"in “Kalk ey yaralı arslan! Çiğnemeye kıyamadığın o nazenin topraklarda çakallar dolaşıyor şimdi” diye, Doğu"ya seslenirken, ben de bir “devrim öğretmeni” olarak gördüğüm Selahaddin ağabeyime, “İmam"ın, Behişti"lerin devrim yurdunu çakallara çiğnetecek misiniz?” diye soruyorum…

Hürmetle Selahaddin ağabey,

Rabbimden sağlık, esenlik ve uzun ömürler diliyorum.

 

velfecr

Bu yazı toplam 3051 defa okunmuştur.
Yorumlar
ferat
18 Şubat 2012 Cumartesi 23:11
Düzeltme
“Kalk ey yaralı arslan! Çiğnemeye kıyamadığın o nazenin topraklarda çakallar dolaşıyor şimdi” sözü Merhum Muhammed İkbal'e değil, Namık Kemal'e aittir.Orijinali şöyledir:"Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jiyân bu hâb-ı gafletten"
31.177.152.238
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim