• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Ankara 26 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Konya 24 °C
  • Antalya 27 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Erzurum 14 °C
  • İzmir 24 °C
  • Rize 28 °C

Risale-i Nur mu, Kırık Testi mi ?

Risale-i Nur mu, Kırık Testi mi ?
Klasik Nurculuk ile Gülen cemaati arasındaki 8 fark.

Milat Gazetesi yazası İsa Tatlıcan, "Nurculuk ile Gülen Cemaati arasındaki 8 fark"ı yazdı.

Yazı şöyle:

Nurculuk hareketinin ileri gelenleri ve Bediüzzaman’ın hayatta kalan son dava arkadaşları geçtiğimiz günlerde bir araya gelerek basın bildirisi yayınlamıştı.

Basın bildirisinde, seçilmiş iktidara savaş açan Gülen Cemaati’nin, ana hatlarını Bediüzzaman’ın çizdiği Nurculuk’la uzaktan yakından ilgisinin olmadığı vurgulanıyordu.

Bu açıklamanın ardından Cemaat medyasında bazı cevaplar, sosyal medyada da Nurcu ağabeyleri karalayıcı yorumlar görmeye başladık.

Hocaefendi’nin kendi dini ekolünü oluşturma özgürlüğü yok mu?

Peki hangisi doğru?

1956 yılında Risale-i Nur hareketiyle tanışan, 1970’li yılların başında bağımsızlığını ilan eden Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başlattığı bu hareket, Nurculuk’tan duygusal bir kopuş mu yaşadı?

Yoksa Fethullah Gülen Hocaefendi, Bediüzzaman’ın açtığı yolda, hiç taviz vermeden ilerliyor mu?

Aslına bakarsanız bu meselenin tarafı değilim. Nur Cemaatiyle de Gülen cemaati ile de bir bağlantım yok.

Hocaefendi’nin, Bediüzzaman’ın söz ve uygulamalarını harfiyen yerine getirmesini, “Ağabey”lerin sözünden çıkmaması gerektiğini de savunmuyorum.

Aksine Bediüzzaman’ı kendi açısından yorumlamasını ve  yeni bir akım ortaya çıkarmasının özgürlük alanı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dini konularda kendini yeterli gören her alimin kendi ekolünü yaratmasını da bir zenginlik olarak görüyorum. Dahası, Nurcu ağabeylerle Hocaefendi arasındaki ihtilaf konularının bazılarında Hocaefendi’yi haklı buluyorum.  Anlayacağınız bu yazı “Nurcu ağabeyler doğru yapıyor, Hocaefendi de doğru yoldan sapıyor” yazısı değil, bir durum tespitidir.

İşte merak edenler için klasik Nurculuk ile Gülen cemaati arasındaki 8 fark.

Neden Bediüzzaman değil “Hz.Pir”?

1-Yeni Asya, Yeni Nesil, Yazıcılar, Sungur Ağabey, Kırkıncı Hoca, Said Özdemir, Mehmet Fırıncı ve Abdullah Yeğin Ağabey gibi Nurculuk hareketinin tüm grupları Bediüzzaman’dan ismi ile bahseder. Sohbetlerde sürekli Bediüzzaman’a vurgu yapılır. Fethullah Gülen Hocaefendi ise sohbetlerinde Bediüzzaman vurgusundan kaçınır. Konu kaçınılmaz olarak Bediüzzaman’a gelirse, kendisinden “Hazreti Pir” şeklinde bahseder. Zaman gazetesinde bile Bediüzzaman hakkında çok az haber görürsünüz. Bu sansürü, “Bediüzzaman’ın görüşleri Gülen Cemaatine dar geliyor” şeklinde açıklayanlar da var, “zor zamanlarda yapılan bir tedbir,  zamanla alışkanlığa dönüştü” şeklinde yorumlayanlar da…

Risale-i Nur mu, Kırık Testi mi?

2-Nurcu grupların tümünde Risale-i Nur külliyatı, Kur’an ve Sünnet’ten sonra dinin üçüncü başvuru kaynağıdır. Hatta Kur’an’ı ve Hz. Peygamberi anlamak için öncelikle Üstad’ın eserlerine başvururlar. Gülen Cemaati’nde ise temel kaynak Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kitapları ve vaaz CD’leridir. Cemaatin eski abilerinin dışında Risale-i Nur Külliyatına hakim cemaat gönüllüsü sayısı çok azdır.

Sadeleştirme meselesindeki ihtilaf

3-Nurcu gruplar ve Bediüzzaman’ın son talebeleri, Risale-i Nur’ların dilinin sadeleştirilmesine, sansürden geçirilmesine karşıdır. Bu konuda açılan davalar ve yayınlanan deklerasyonlar bulunuyor. Buna rağmen Gülen cemaati, Risale-i Nur Külliyatı’nı sadeleştirdi ve bu eserler cemaate yakınlığı ile bilinen Ufuk Yayınları bünyesinde yayınlandı. Diğer Nurcu gruplar ise, Gülen Cemaati’nin Külliyatı sadeleştirmesi meselesindeki itirazlarını http://www.risalemedokunma.com internet sitesi üzerinden kamuoyu ile paylaştı.

Hocaefendi neden yurtdışında yaşıyor?

4-Bediüzzaman Said Nursi 73 yıllık ömrünün 33 yılını hapis ve sürgünlerde geçirmiş, ama hiçbir zaman başka ülkede yaşamayı düşünmemişti. 1. Dünya Savaşı’nda Kafkas cephesinde Ruslara esir düşmüş, 2,5 yıl esir kaldıktan sonra kaçarak büyük zorluklarla yine İstanbul’a gelmişti. Bediüzzaman’dan sonra gelen Nurcu gruplar da Bediüzzaman gibi zorlukları Türkiye’de göğüslemişti. Fethullah Gülen Hocaefendi ise Bediüzzaman’ın aksine 28 Şubat döneminin ağır şartları nedeniyle hicret etmeyi tercih etti. (Hicret, şartları oluştuğunda Kuran’a  göre bir ibadet, hatta zorunluluktur. Hocaefendi, o dönemde hicret ederek doğru olanı yapmıştır. Günümüz şartlarında ise bizce doğru olan, fitne ateşinin söndürülmesi için Türkiye’ye dönüp hizmetin başında olmasıdır.)

Nurculuk hep siyasetten uzak durmuştur

5-Bediüzzaman “eûzu billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyase” diyerek ve “şeytan ve siyasetten Allah’a sığınırım” vurgusu yaparak Nurculuk hareketi ile siyaset arasında kalın bir çizgi çekmişti. Bediüzzaman ve Nurcular hiçbir dönemde siyaset yapmamışlar ama siyaseti dine hizmet ettirmek için Demokrat Parti ve bu geleneği sürdüren partileri desteklemeyi bir yöntem olarak benimsemişlerdi. Gülen cemaati ise bu sınırın ötesine geçerek siyasetin içine girdi, cemaatini siyasallaştırdı.  Hocaefendi’nin en yakınındaki isimlerden biri olan İlhan İşbilen başta olmak üzere birçok isim siyasi süreçlerde yeraldı. Cemaat medyasının yazarları siyasetsiz nefes bile alamaz hale geldi. Bununla da yetinmeyen Gülen hareketi, son dönemde bir cemaat gibi değil, islamcı siyasetin önünü kesmeye çalışan bir muhalefet partisi gibi hareket etmektedir.

Bediüzzaman dini tavizsiz yaşadı

6-Bediüzzaman inancını tavizsiz yaşamıştır. Risale-i Nur Külliyatı bunun şahitidir. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın sarığını çıkarması isteğini “Bu sarık bu başla beraber çıkar” diyerek bu duruşunu ortaya koymuştur. Benzer bir diyaloğu Atatürk ile yaşamış ve Deccal hadisleri ile Atatürk’ü kastettiği iddia edilerek yargılanmış ve hapisten çıktıktan sonra bu sözlerini tevil etmemiş, Beşinci Şua’da geçen o sözlerini Risale-i Nur’dan çıkarmamıştır. Nurcular da bu konuda Bediüzzaman’ın yolunu takip etmiştir. Gülen Cemaati ise bu konuda daha esnektir. Bugün AK Parti iktidarına savaş açan Gülen cemaati, aslında resmi otorite ile son derece barışıktır. Birçok meselede olduğu gibi başörtüsü dayatmasında da taviz vermişlerdir. “Başörtüsü füruattır” diyerek 28 Şubat’taki  başörtüsü direnişini kıran Hocaefendi’nin sözleri “Bu sarık bu başla beraber çıkar” diyen Bediüzzaman gibi tarihe geçmiştir.

Hocaefendi “Nurcu” olarak  anılmaktan rahatsız mı?

7-“Nurcu” sıfatı Risale-i Nur Külliyatı’nda müspet manada birçok kez kullanılmıştır. Bediüzzaman’ın yolunu takip eden arkadaşları “Nurcu” olarak anılmaktan hiçbir zaman rahatsız olmadılar. Sohbetlerinde Bediüzzaman ismini kullanmayı tercih etmeyen, gönüllülerine “Risale-i Nur Külliyatı” değil kendi eserlerini tavsiye eden Hocaefendi “Nurcu” olarak anılmayı her fırsatta reddetmiştir. Bir eserinde “Hayatımda, Doğu’dan ve Batı’dan pek çok tarihçi, edebiyatçıyı okuyup, kendilerinden istifade ettiğim olmuştur. Bediüzzaman Said Nursî de bunların önde gelenlerinden biridir. Kendisini görmüş değilim. Diğer taraftan, hayatımda -ci, -cu gibi, bir gruba aidiyet ifade eden sözleri hiç kullanmadım.” diyerek “Nurcu” olarak anılmaktan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir.

Türkçe Olimpiyatları ve mahremiyet meselesi

8- Bediüzzaman, kadının mahremiyeti, tesettürü, kadın-erkek ilişkileri meselesini Lemalar isimli eserinde ayrıntılı olarak anlatmıştır. Nurcu gruplar, sosyal yapı değişse de hâla geleneksel kadın-erkek mahremiyetine önem verir. Gözlemleyebildiğim kadarıyla Gülen Cemaati tabanının mahremiyet konusunda en az diğer Nurcu gruplar kadar titiz olduklarını, bu konuda haksız eleştirilere maruz kaldıklarını düşünüyorum. Ancak Türkçe Olimpiyatları’nda bu mahremiyet duvarının yıkıldığı, şarkılar ve danslarla geleneksel İslam anlayışının sınırlarının çok zorlandığı da bir gerçek…

 Bu tip sorulara verilecek cevaplar uzar gider. Atatürkçülük meselesi, hizmetten ücret talep etmeme konusu, karizmatik liderlik mi meşveret mi tartışması, bitmek tükenmek bilmeyen “ehven-i şer” anlayışına hiç giremedik.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.

Fethullah Gülen Hocaefendi gençliğinde bile klasik bir Nurcu olmadı. Sadece Risale-i Nur’u değil Hayat’üs Sahabe gibi eserler okuyarak kendini bu günlere hazırladı. 1970’lerin başında temellerinin atıldığı Gülen Hareketi, kendisine yeni bir yol, üslup ve strateji belirledi. Bu yeni hareketin çıkış noktası aynı olsa da ana akım Nurcular’dan farklıydı. Zaten farklı olmasa bu kopuş yaşanmazdı.

Son dönemde yaşananlarla birlikte Nurculuk ile Gülen Cemaati arasındaki makas, artık kapanmayacak kadar açılmıştır.

Sosyolojik araştırma yapanlar, 2014 yılı itibariyle, artık Gülen Hareketi’ni Nurculuk akımından bağımsız farklı bir başlık altında değerlendireceklerdir.

risalehaber

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim