• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -8 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Konya -4 °C
  • Antalya 5 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Erzurum -22 °C
  • İzmir 2 °C
  • Rize -4 °C

Filistin (III)

Merve Kavakçı

Bir milleti oluşturan insanların, artık biz kendi ulus-devletimizi kurmaya hazırız, bunun bütün önşartlarını yerine getirdik, diyerek herhangi bir yere başvurması ile onaylanmıyor bu talep. Bu milleti oluşturan insanların, kim, nereden, hangi, din ve ırktan veya etnisiteden olduklarına, tarihi geçmişlerine, şimdiki dünya sistemindeki sosyoekonomik dengelere göre uluslararası arenadan kabul veya red kararı çıkıyor. Ya ulus devlet olmaya hazır olduğunu söyleyen bir milletin çağrısı cevap buluyor veya konjonktürel dengeleri gözetmek adına duymamazlıktan geliniyor. Peki bunu kim yapıyor? Sesi gür çıkan, yumruğunu vurduğu zaman masayı cazırdatan “büyük abiler.” Ancak ve ancak onların onayı alındıktan sonra bir milletin ulus-devlet olmaya geçişi sağlanıyor, ancak onların olur’u ile bu ülke “tanınır” konuma geliyor. İşte bu süreç de bundan dolayı hak, hukuk, insanlık gibi kavramların ürettiği bir döneme değil, tam tersi reel siyasetin gerçekleri ve dengeleri üzerine kurulan bir döneme karşılık geliyor.

Siyaset biliminde bu sürece diplomatik tanınırlık adı veriliyor. Bir insan grubunun ulus-devlet olabilmenin bütün gereklerine sahip olması yeterli olmuyor, diplomatik tanınırlık ancak dünyanın köşe taşlarını oluşturan önemli ve güçlü ulus-devletlerin bu tanınırlığı içine sindirmesine bağlı oluyor. Bu o denli hassas ve önemli bir dönem ki  tersinden de işliyor. Yani bir millet, bir insan grubu çok güçlü olmasa da ve hatta ulus-devlet olabilmenin ön şartlarını henüz yerine getirmemiş olsa da eğer uluslararası arenanın “büyük abileri” ulus-devletiniz olacak diyebiliyorsa, bir şekilde bunun önü açılıyor, buna imkân sağlanıyor, bu olmazdan olura çevriliyor. İtiraz olsa bile! Dünyanın dört bir yanından hayır itirazı gelse bile.

Şimdi gelelim Filistin meselesine. Filistin konusunu irdelemek için önce İsrail’i konuşmak gerekir. İsrail’in kurulması Birleşmiş Milletler’in bir sonucudur. Holokost’un günahı böylece Hitler’in omuzlarından alınıp bütün dünyaya paylaştırılmıştır. Bir Holokost’u affettirmek adına yeni bir Holokost’a kapı aralanmıştır. Madem size zulmettiler ey Yahudiler, o zaman buyurun siz de Filistinlilere aynısını yapın, acınızı hafifletin denilmiştir adeta. Birleşmiş Milletler 1945te kurulduktan sonra bütün Yahudilerin bir arada yaşayabileceği bir ulus-devlet tasavvuru gündeme gelmiş ve üç sene sonra da 1948’de İsrail kurulmuştur. Buna göre dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın bütün Yahudiler İsrail denen bu yeni ülkede yaşama hakkına sahip olacaktı. Bu resimde problem oluşturacak ufak(!) bir detay(!) vardı yalnız. O da İsrail’e alloke edilen alanda Filistinliler olarak bilinen bir başka millet yaşamaktaydı. Uluslararası arenanın büyük abilerinin umuru olmayan Filistinliler zorla evlerinden çıkartıldılar, kimi sadece evinin anahtarını tutabildi, bütün eşyalarını, onlara ait hatıralarını, tarihlerini geride bırakarak sürüldüler. Bu, 1948 sonrası dönemde dünyanın gözleri önünde gerçekleşti. Zira uluslararası arenada parayı verip düdüğü çalanlar böyle “uygun” görmüşlerdi. Onlara göre Yahudiler bu kutsal toprakların ilk ve tek sahipleriydi. Seküler bir dünyada yaşanıyor olsa da, İsrail’in kurulmasının arkasındaki bütün ülkelere din ve devlet işlerinin ayrımına gönülden bağlı olsalar da İsrail adında bir din devletinin, din adına kurulmasını kendileri istediler ve bunu her ortamda savundular. Devam edeceğiz…

yeniakit

Bu yazı toplam 405 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim