• BIST 82.363
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Erzurum -16 °C
  • İzmir 8 °C
  • Rize 8 °C

Enis Nakkaş'dan İran Ve Türkiye Açıklaması

Enis Nakkaş'dan İran Ve Türkiye Açıklaması
Enis Nakkaş'tan yine çarpıcı analizler, bilgiler: "İran'ın hala 'Türkiye'ye uzatılmış el' olarak isimlendirdiği siyaseti, Türkiye'nin NATO'dan çıkması gerektiği üzerinedir. Rusya da aynı şekilde 'Türkiye'nin çıkarları Amerika'da değil, bizdedir' diyor."

Güvenlik ve Strateji Koordinatörü Enis Nakkaş, NBN televizyonunun ''Şam'dan'' adlı programına konuk oldu. Enis Nakkaş 2014 yılının son programında birçok konuyu değerlendirdi.

 

 

Spiker: İyi akşamlar sayın seyirciler. Suriye ve bölgeyi ilgilendiren son gelişmelerin arka planında ne var? Bu gelişmelerin sahaya ve sürece etkileri ne olacak? Bir sonraki aşamanın öncekilerden farklı olacağına dair işaretler var mı? Dışta yaşanan gelişmelerin yansımaları ne olacak? Özellikle Küba ve Amerika arasında yeni ilişkiler kurma noktasına varan bir süreç varken. Dünya için bu ne anlama geliyor? Yarım yüzyıldır aralarında ihtilafların olduğu, birbiri ile çelişen yollarda ilerleyen iki ''hareket'' olan Küba ve Amerika için ne anlama geliyor? Ruslar bu denklemin neresinde? Rusların dediği gibi bu Rusya'yı izole etmek için duvar inşa etme operasyonunun bir devamı mı? Petrolün düşüşü Rusya ve İran'ı kuşatma altına alma operasyonu muydu? ''Bize itaat edin'' dayatması mıydı?

 

Tüm bu gelişmeleri, farklı boyutları ile tartışma üzere ayrıntılı konuşacağız. Konuğumuz Arap mütefekkir, Güvenlik ve Strateji Çalışmaları Koordinatörü Enis Nakkaş. Hoş geldiniz.

 

Enis Nakkaş: Ehlen ve sehlen.

 

Spiker: Bugünkü konu başlıklarımız fazla. Küçük gelişmelerden daha büyük boyutlu, sınırları büyük dosyalara kadar varan başlıklar var. Suriye, Tunus'a kadar varan IŞİD, İran'ın nükleer müzakereleri, Küba-Amerika müzakereleri, Mısır-Suudi ilişkileri ve daha birçok konudan daha büyük boyutlu bir mesele var. Siz hala birbirine bağlı Mukavemet Ekseninden bahsedebiliyor musunuz? BRICS, Çin ve diğerlerinin olduğu bu kampın parçalanmaya başladığını düşünüyor musunuz?

 

Enis Nakkaş: Parçalanma yok. Aksine her geçen gün iki meseleyi daha fazla kanıtlıyor. Öncelikle soruya cevap vermesi zaten devam ettiğini de ispatlıyor. Zayıfladığına dair herhangi bir işaret yok. Aksine Rusların ve İranlıların açıklamaları ve karşılıklı ziyaretleri aralarındaki koordinasyon düzeyinin arttırıldığını ve ilerletildiğini gösteriyor. Geçen zamanlarda kanıtladıkları bir başka şey daha var. Bu ittifak olmasaydı Suriye 4 yıl boyunca tek başına bu uluslararası kampanya karşısında bu kararlılıkta durabilir miydi, bilemiyorum. Vetolar, siyasi, askeri ve iktisadi desteklerle birlikte Çin, Rusya ve İran olmasaydı Suriye bu şekilde kalır mıydı bilemiyorum. Suriye başbakanı bu hafta sanırım 4. defa Tahran'ı ziyaret ediyor. İktisadi ve diğer yardımların devam ettiğini de belirtti. Sonuç itibari ile bu kamp kazandı. Üstüne IŞİD hadisesinin patlak vermesi ile Irak ve Suriye cepheleri ortak düşmana karşı tek bir cephe oldu.

 

Az önce gelişmeler içinde saymadığınız ama önemli olduğunu düşündüğüm bir gelişme daha oldu geçen haftalarda. Tahran'daki üçlü buluşma. Zarif, Velid Muallim ve Caferi bir araya geldi. Bu üçlü buluşma gelecek adına çok şey kuracak diye düşünüyorum.

 

Spiker: Bir sonraki aşama, şu an Suriye ve İran arasındaki ilişkilerin düzeyi ve derinliğinden daha fazla ne olabilir ki? Daha fazla ne olabilir?

 

Enis Nakkaş: Mesele ilişkilerin derinliği değil. Bazen ilişkilerin kurumsallaşmasına ihtiyaç duyarsın.

 

Spiker: Şimdiye kadar bir kurumsallaşma yok muydu? 2011'den şimdiye dek?

 

Enis Nakkaş: Hayır, hayır. Kurumsallaşma iki devlet arasındaki zımni uzlaşılar olabilir. Siyasi bir organizasyon düzeyine yükselebilir ki bu durumda kamuoyu da bu iki devlet arasındaki ilişkileri bilmiş olur. Siyasi koordinasyondan ve imzalanmış protokollerden daha yüksek bir seviye olan federal-konfederal organizasyonlar seviyesine de çıkabilir. Bu koordinasyon şekli ve İran-Irak, İran-Suriye, Irak-Suriye ilişkileri, BRICS benzeri bir organizasyon ilanından daha düşük seviyede ilan edilmemiş bir ittifak.

 

Burada BRICS adı altında sürekli bir araya gelen bir organizasyon var. Uluslararası bir banka kurma kararı da aldılar. Kendi aralarında yerel fonlarla iş yapma ve siyasi-iktisadi koordinasyonları arttırma kararı aldılar. Fakat bu koordinasyon ortak savaşa girmedi. Ortak bir şekilde kan dökmedi. Burada ise (Irak-Suriye coğrafyası) beraber savaşılan ve beraber kan dökülen bir ittifak var.

 

Spiker: Sıkı bir ittifak.

 

Enis Nakkaş: Evet daha sıkı bir ittifak. Askeri koordinasyonlar var. Peki bu halkların neler olup bittiğini anlaması ve onlara umut vermek için yeterli mi? Halklar daima geleceğe bakar. Bölgede yaşanan siyasi koordinasyonların-işlerin seviyesini, önemini idrak etmek ve ona bağlanmak için durumu bilmek ister. Altında binlerce sorunun olduğu ''Mukavemet Ekseni'' olarak kalmasın, neler olup bittiğini öğrensin ister. Bu ekseni en fazla destekleyen ve savunan en azından şunu der ''Bu eksen İsrail'e karşı savaşıyor''. Tamam da iç işleri, bölge güvenliği, kalkınma ve diğer meseleler?

 

Spiker: Yani sadece askeri alanda ve cephede değil sanayi, kalkınma ve diğer boyutlarla ilgili de olmalı.

 

Enis Nakkaş: Bugün ulusal, bölgesel ve diğer stratejiler sadece tank ve uçak sayısına göre ilerlemiyor. Eğitimli nüfus, kaç megawatt elektriğe sahip olduğun, iletişim-internet ağ seviyen, sanayin, üniversitelerin, ticaret hacmin vs hepsi o milli-bölgesel stratejilere dahil. Bölge güvenliği sadece İsrail'e karşı savaş olarak algılanıyor ve kalkınma, koordinasyon ve zayıf ülkeler arasında ticari dönüşümler olmuyorsa Arap Birliği gibi bir şey olursun. Hatırlar mısınız her konferansta ''Bölge Arap ülkeleri arasında bölge içi ticareti canlandırma'' derlerdi. Sonra dönüp verilere bakarsınız: %10 bölge içi, %90 Batı, Uzakdoğu ve diğer devletlerle ticaret yapılmış.

 

Spiker: Bugün Suriye ve Irak'taki savaşa bakarsak sayın Nakkaş;  iktisadi kalkınma, sanayi gelişimi veya askeri bir adım dışında bir şey yapabilir misiniz? Bu soru soruluyor bugünlerde. Suriye ve Irak'ta IŞİD ile savaş var. Bu sahalarla nasıl iş yapılabilecek? İranlılar askeri meseleler haricinde neyi düşünüp nasıl koordine edebilecek?

 

Enis Nakkaş: Biz tarihten öğreneceğiz. Bizim dışımızdaki insanlar ne yapıyorlardı, nasıl çözüyorlardı bakacağız. İkinci Dünya Savaşında Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz ekonomisini kalkındırma sorumluluğunu üstüne aldı. İki ülke arasında gemiler gidip gelmeye başladı. Onlarcası, gıda ve  askeri mühimmatların İngilizlere ulaşmasını engellemek amacıyla Alman denizaltıları tarafından batırıldı. Sadece askeri mühimmat yoktu o gemilerde. Bütün her şeyi ile savaştaydı İngiltere. Sovyetler de aynısını yaptı. İkinci Dünya Savaşına giren Sovyet uçaklarının büyük bir kısmı, komünist olmalarına rağmen Amerikan üretimiydi. Savaştan sonrasına bakalım, Marshall projesini unutabilir miyiz? Avrupa'yı yıkımdan sonra tekrar ayağa kaldıran proje. Amerikan ekonomisi Avrupa ekonomisi ile birlikte çalıştı.

 

Sonuç olarak sadece bir yerden bakarsanız, tek gözle izlerseniz ve sadece savaşı görürseniz halkınızı da ihmal etmiş olursunuz. Halk senden elektrik, su, eğitim, kalkınma, altyapı vs talep ediyor. Ben bu işin sadece askeri düzeyde kalmayıp, iş yükümüzü arttırıp ayakta durma ve kalkınma düzeyine gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bundan yarar sağlayacak pek çok taraf olacaktır. Çok yönlü. Irak bundan kazançlı çıkacaktır, İran yararlanacaktır, Suriye de fayda sağlayacaktır. İşbirliği her zaman işi yapanlara kazandırır.

 

Spiker: Böyle bir iktisadi 'devre' var mıdır? Bu ülkeler Batıların ambargosu ve ekonomik kuşatması altındayken, bazı iktisadi meselelerde birçok şeyden mahrum iken bunu yapabilirler mi ki bugün Rusya'nın da yaptırımlara maruz kaldığını görüyoruz?

 

Enis Nakkaş: Rakamlar konuşuyor. Saddam döneminde Irak ile İran arasındaki ticaret hacmi yaklaşık olarak sıfır idi. Savaş ve farklı meselelerden dolayı aralarında sorunlar olan iki taraf da bitkin düşmüştü. O zamanlar İran ve Suriye arasına girmiş, her tarafla çatışan bir Irak vardı. Bütün komşuları ile çatışmalıydı. Bugün İran ve Irak arasında 6 milyar doları aşan ticaret hacmi vardır. Son görüşmelerde de bu hesabın 12 ila 15 milyar dolara çıkarılması konuşuldu. Sonuç olarak bu durum herkese yarar olarak geri dönecek. Bugün Irak İran'dan gazını ve elektriğini alıyor. Irak'ta gaz boruları tüm elektrik santrallerine doğru uzatılıyor. Petrol ülkesi olmasına rağmen daha temiz ve kullanışlı olan gaz kullanılacak.

 

Spiker: Coğrafyada bazı politik ve askeri şartlar mevcut. Kuzeydoğu Suriye'den Irak'a kadar uzanan IŞİD var ki bu realiteler birazdan konuşacağımız üzere İran'dan Lübnan'a kadar uzanan işbirliğini nasıl etkileyecek? Kendini dayatan bir saha var. Elektrik ve diğer konularda nasıl bir işbirliği yapabileceksiniz?

 

Enis Nakkaş: Öncelikle bu projeleri hayata geçirebileceğin bölgelerde gerçekleştirebilirsin. Bu ilk adımdır. İkinci adım ise öncelikli olarak istikrarı bozan noktaları askeri olarak çözmen-ortadan kaldırman. İstikrar yoksa kalkınma da yoktur. Bundan sonra ilişki düzeyi arttırılır. Yani var olan çatışmanın bir askeri yönü, bir de iktisadi-kalkınma yönü var. Bölgesel güvenlik sorunlarına bakış açılarımızı ''kimlik sorunları'' meselesinden başlayarak birleştirmemiz gerekiyor. Bugün hepimiz kimlik krizinin acısını çekiyoruz, işte Irak nasıl  ayakta durur? Irak tek başına Irak olarak mı yoksa Kürt, Sünni ve Şii olarak mı kalacak? Suriye'de mezhepsel olarak mı, yoksa Suriye ulusal kimliği ile mi ayakta duran bir Suriye görürüz? Yoksa BAAS'ın yaptığı gibi milliyetçi bir kimlik mi? Bu kimlik krizlerini bölgesel olarak ele almak gerekiyor. Masaya yatırılması gerekiyor. Suriye ve Irak'ın birliğinin tehdit edilmesi gibi ileride kararlı bir şekilde ayakta durulamadığı zaman İran da tehdit altında olacaktır. İran'da 6 halk var. Kürt, Beluç, Arap, Azeri ve Farslar  var. Tek bir kavimden oluşmuyor. Bugün hakim bir siyasetten ve dini-mezhebi yakınlıktan dolayı bu halklar ortak yaşıyor. Lakin birliğine dair bir tehdit yok diyebilecek durumda değil. Lübnan'da yaşadığımızın daha şiddetlisi ve kanlısı Irak ve Suriye'de gözümüzün önünde. Aynı senaryo İran'ı da vurabilir. Aynı senaryo Rusya'da var. İçinde 15 cumhuriyetin yer aldığı Rusya birliği var. Batı öyle isimlendiriyor. Bunların 9'u Müslüman. Bu cumhuriyetleri gezenler doğal farklılıkları görecektir. Ben İran ve Kürtlerin kutladığı Nevruz bayramının Dağıstan'a kadar kutlandığını görünce şaşırdım. Bütün bu milletler çadırını kurup ateşini yaktı ve kendine has yemeklerini dağıttı. Diller yakın, kültür yakın ve ilaahiri. Yani ayırmak istiyorsan imkanların var, birleştirmek istiyorsan da imkanların var.

 

Spiker: Peki biz bugünkü realitede hangi yöne doğru gidiyoruz? Planlandığı gibi mi yoksa bir arada durma yönü daha mı ağır basıyor? Çünkü IŞİD tehlikesi var. IŞİD tehlikesi kimlikleri bir araya getirmiyor mu?

 

Enis Nakkaş: IŞİD tehlikesi seçmek üzere sana bugün iki model veriyor. Bir araya getirmek mi yoksa daha fazla parçalanmak mı? IŞİD herkesi kafir eden parçalayıcı bir örgüt. Herkesi tehdit eden bu tehlike korku yaratıyor. Korku da öz savunma doğuruyor. Öz savunma demek ise diğer tarafla çatışma demektir. Çatışmaların mekanizması bu. Bu mekanizmaların aksine bir mekanizma geliştirmek gerekiyor. Bölgesel uzlaşmanın ve anlayışın gelişeceği, toplumların bir arada yaşayacağı şekilde korkuların olmadığı ve öz savunmaya gerek duymadan geleceğe güvenle bakacak şekilde bir araya gelme gerekliliği. Sorunlar masaya yatırılmalıdır. Sorunların ne olduğunu biliyorum. Suriye, Irak ve İran'da olduğu gibi. Bunlar çözülürken tehlikelere toplu bir şekilde karşı koyulmalıdır. İnsanlar o zaman uyanacak ve kendilerini parçalayan korku halini yaşamayacaklar. Bir arada yaşayarak kalkınacak ve ilerleme sağlayacaklar. Bu farklı kimliklerle bir arada durma ve yaşama projesi o zaman insanlara umut ve güven verecektir. İnsanlara güven vermediğin zaman sende ancak yerel militanlar vardır.

 

Burada Sünniler-Şiiler ve diğerlerinden uzaklaşıp Kuzey Afrika'ya bakalım. Laik ve İslamcılar arasındaki korku belirli bir şiddet düzeyine vardığı zaman herkes silahına sarılmaya başlıyor. Bu da İslamcılar ile İslamcı olamayanlar arasındaki iç savaşa kadar götürüyor. Bugün Mısır'da yaşanan nedir? Korku salan ve daha çok ayrıştıran şiddet olayları nedir? İslamcılar ile laikler birbirlerini ortadan kaldırma korkusu içinde. Biri diğerinin kendisini ortadan kaldıracağını düşünüyor. Bu şekilde işleyen bir mekanizma var. İkisini de radikalleştiriyor. Laik olanı dindarlara karşı radikalleştirirken, ılımlı İslamcıyı da radikalleştiriyor. Akıllı bir siyaset bu mekanizmanın aksi bir siyaset üzerinde düşünmeli. Yani biri çıkıp ''Ama Seyyid Hasan çatışma dini-mezhebi değildir, siyasidir dedi'' diyebilir. Evet. Meselenin özü bu. Doğru. İşte buradaki siyasetlerin aracı da din ve mezhep. Siyasetleri de mezhepçi. Sloganları da mezhepçi. Kışkırttığı yer işte burası. Düşman bu araçlarla çalışıyor. Bu araçları kullanıyor. Özünün siyasi olduğunu bilmekle beraber araçlarının da din ve mezhep olduğunu biliyorum. Bu siyasetin aksine bir siyaset izlemek zorundayım. Bunun ilacı da budur.

 

Spiker: Bugün Sayın Nakkaş Suriye ve Irak sahasına baktığınızda IŞİD tehlikesi hem Kürt-Arap yakınlaşmasını hem de mezhepler arasındaki yakınlaşmayı sağladı. Kimlikleri bir araya getiren bir tehlike gibi.

 

Enis Nakkaş: Ortak düşman, güçleri de birleştirir. İkinci Dünya Savaşına geri dönelim. Faşizm ve Nazi tehlikesi, kapitalistlerle komünistleri bir araya getirdi. Bundan daha ötesi var mı? Tamamen çelişen iki taraf. Kapitalistler ile komünistler, faşistlerle Nazilere karşı birleştiler. Naziler devrildiklerinde, Kızıl Ordunun ulaştığı son noktaya bayrak dikildi ve bu noktaya kadar olan her yer Sosyalist kampın oldu. Berlin'in ortasına kadar, Amerikan bayrağının dikildiği yere kadarki bölge onların oldu. Yunanistan'da Komünist Partisi güçlü olmasına rağmen askeri darbelerle ezdiler onu. İtalya'dakileri de öyle. Çünkü bu bölgeler diğer kampın nüfuzlu olduğu bölgeler dahilinde kaldı. Evet bugün bir ittifak görünüyor sahada ama bütün meselelerde değil. Haritada yapılan işlere bakalım. Bugün Peşmerge ilerleme sağlıyor ve bazı bölgeleri kurtarıyor. Tarihsel gerçekliklere baktığımızda, bir bölgeyi kurtaran gücün o bölgede nüfuz sahibi olduğunu da görürüz. Dönüp anayasa veya kanun var deme bana. Bölgeyi ben kurtardım, nüfuz benim. Kerkük'ü kurtaran ve koruyan Peşmerge ise onu 100 anayasa ile bile çıkaramazsın Kerkük'ten. Eğer sen Musul'u da kurtaracak güce sahip değilsen Peşemerge orada da sana ortak olur. Eğer sen Irak'ın birliğini sağlayamıyor ve mezhebi çeşitliliğe rağmen Iraklıları birleştiremiyor ve Irak'ı bu çeşitlilikle koruyamıyorsan o zaman hiçbir anayasanın arkasına saklanma. Bu bir bahane değil. Filistin davasına bakalım. Yüzlerce karar var çıkan Birleşmiş Milletler'de. Dolayısıyla evet biz bir silahlı tehlike ile karşı karşıyayız fakat bu tehlikeye karşı atılacak adımlarla birlikte birleştirici siyasi adımlar atılmazsa IŞİD dönemi bittiğinde herkes askeri ve siyasi nüfuz sağladığı yerden devam edecek. Dolayısıyla bölgedeki gidişatı ve bölgede ne istediğimizi, tesadüfe ve şiddetin doğuracağı sonuçlara bırakmadan bilinçli bir halde kontrol etmek lazım. 

 

Spiker: Sosyal medyadan ulaşan seyircimizin şöyle bir sorusu var: Sayın Nakkaş IŞİD'in gerilediğini mi, genişlediğini mi düşünüyor? Her iki durumda ne olur?

 

Enis Nakkaş: Bu ve bu soruya benzer sorular bana dört kez soruldu bu hafta. ''IŞİD'in kaç militanı var, niye bitmiyorlar?'' gibi sorular. IŞİD, sınırlı sayıda askeri olan bir ordu değildir. IŞİD'den ''Falan ülkenin falan sayıdaki ordusu savaşa girdi ve 4 sene içinde ordunun yarısını kaybetti'' şeklinde bahsedemeyiz. IŞİD olgusu sürekli işleyen bir makine gibi. Her gün IŞİD'ci üreten bir makine varmış gibi düşünmek lazım. Bunu itiraf etmeliyiz. Bir yerlere saklanıp ''Bu bir istihbarat ürünüdür, CIA ile bağlantılıdır'' deyip kurtulamayız. Evet İsrail'in de diğer düşmanların da yararlandığı bir tepkime durumu var. Fakat bu durumdan biz sorumluyuz. 1400 yıldan bu yana biz sorumluyuz. İslam olarak, Müslüman olarak, dini merciiler olarak, partiler, mütefekkirler, gazeteciler vs biz sorumluyuz. Düşmanın bunu okuyor. Bunu iyi okuyor. Sana komplolar hazırlayacak uzman gelip seni baştan yaratmıyor. Seni Japon da yapmıyor. Müslümansın, Şii veya Sünni. Belirli bir dilin var. Âlimlerin, öğretmenlerin ve hocaların var. İyi okuyor ve kışkırtıcı araçlarını pompalamaya başlıyor. Kontrol ettiği bir medyası da var. Sürekli pompaladığı analizlere karşı cevap vermek zorunda kalıyorsun. Irak işgalini hatırlayalım. ''Amerika Birleşik Devletleri Saddam rejimine saldırıp rejimi devirecek. Şiiler hangi pozisyonu alacak? Sünniler ne diyor?'' diyor. Sen niye bu soruları ''Irak halkı ne diyor'' diye sormuyorsun? Buradan başlıyor kışkırtmaya. Bu soruyu duyunca sen barikat kurup hemen soruyu sorduğu yerden cevaplıyorsun.

 

IŞİD'e geri dönelim. IŞİD Musul'u düşürdüğünde Bağdat ve Erbil'i tehdit ediyordu. Şam'ı da tehdit ediyordu ki o zamanlar insanlar bu gücün karşısında durulamayacak sanıyordu. Şu an askeri anlamda bir durgunluk yaşıyor. Bize düşen de sürekli IŞİD'e adam üreten makineleri durdurmaktır.

 

Spiker: Nasıl?

 

Enis Nakkaş: Öncelikli olarak devletlerin maddi yardımları durdurması gerekiyor. İkinci olarak medya desteklerinin kesilmesi gerekiyor. Medyada cesaretlendirici ve teşvik edici bir dil var. Ya zafer kazanacaksın ya da şehit olacaksın. Cennet zaten seni bekliyor. Birçok ülkede bugün bu konuda tartışmalar var. Bunu durdurmak mı lazım yoksa olduğu gibi devam mı etmeli? Arabistan'da bakan yerinden edildi. Sebebi de bu tartışmalar. Visal TV kapatılmalı fitne yaratıyor dedi. Bir baktık ki bakanı devirdiler, Visal TV devam ediyor. Görünüşe göre de bu kışkırtmaların devam etmesi gerektiğine dair karar var. Bu sadece Sünnilerde değil. Kum'da da 5 TV'nin yayını durduruldu. Sürekli olarak mezhebi kışkırtıcılık yapan kime hizmet ediyor?

 

Spiker: IŞİD haritasının sahada gerilediğini söylüyorsunuz.

 

Enis Nakkaş: İki sebepten dolayı gerilediler. Uluslararası koalisyon ve bu olguyu teşvik eden pozisyondaki bazı devletler, bu olgunun terörizm olduğunu ve ona karşı savaşılması gerektiğini beyan etti. Bu beyandan veya alınan pozisyondan önceki Arabistan Krallığı ile Koalisyon'dan sonraki Arabistan Krallığı aynı mı? Hayır. Açıkça şiddet yanlısı radikal örgütleri destekleyen Katar bugün aynı Katar mı? Türkiye için de aynı durum öz konusu. Şu an Suriye'de çözüm yanlısı olmamasına ve Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın gitmesi gerektiğini dillendiren bir duruşa sahip olmasına rağmen en azından Putin ve İran'ın önünde silahlı grupların kendi topraklarından Suriye'ye doğru özgürce hareket etmesine izin vermeyeceğini söyledi.

 

(Aradan Sonra)

 

Spiker: Sayın Nakkaş bugün Suriye sahası ve ayrıntıları da çok merak ediliyor. Bugün bu sahada neler oluyor gerçekten? Siyasi-stratejik tefsiri nedir? Kuzey, orta ve güney cepheleri özellikle. Siz son durumdan endişeli misiniz yoksa Suriye yolları kesti mi sizce? Vadi ed-Dayf'ta ne oldu? Deraa'da neler oluyor? Kuzey ve doğuda IŞİD ne zamana kadar kalıcı? Birçok soru var. Bütün bu sorular insanlar tarafından merak ediliyor ve sürekli soruluyor.

 

Enis Nakkaş: Birkaç ay önce bir planlama yapıldı. Başlıkları şöyleydi: Şam ve kırsalını güven altına almak, Suriye'nin ortasında yer alan ve tüm parçalara bağlantısı olan Humus'u temizlemek, Hama'yı savaştan çıkarmak, Halep'i tamamen kurtarma operasyonuna geçmeden önce Halep ile kırsalı arasındaki bağlantıları koparmak ve kuşatmak. Halep-Hama-Humus-Şam hattı Suriye'nin iktisadi omurgası olarak tabir ediliyor. Bahsettiğim aylardan sonra ne oldu? Humus ve Hama savaşın dışına çıkarıldı. Halep kuşatıldı. Şam'ı ise bir sene önce bilen ile bugün gören zaten şaşırıyor. Yakın zamanda Şam'a götürdüğüm misafirlerim ki onlar da Suriyeli, Şam'daki ruhu görünce şok oldular. Bütün kentte bir tane kontrol noktası yok. Bombalama sesleri ise çok nadir olarak uzaklardan duyulur oldu. Bütün bunlardan öte Suriye devleti hala ayakta, çalışıyor ve maaşları ödemeye devam ediyor. Hatta silahlı grupların kontrolü altındaki bölgeler dahil. Tüm hizmetleri vermeye çalışıyor ve insanlar üniversitelere, okullara gitmeye devam ediyor. Bütün bunlarla birlikte çok iyi durumda olduğumuzu iddia edemeyiz. Hala bir savaşın içindeyiz. Fakat bu devleti yıkmak, rejimi devirmek, Suriye'yi kontrol altına almak ve en önemlisi bazı yerlerde hala konuşulan''bölünme'' gibi meselelerin hepsi geride kaldı.

 

Batı rejimi deviremediğinde, birkaç başlık halinde başka planlarla gelir deviremediği rejimi diğer sıradan rejimlerden biri yapmaya çalışır ve bunun üzerinden yürümeye çalışır. Rejimi belki de bir parça olarak sıkıştırabiliriz. Ondan kurtulamadım, belki de onu parçalardan biri haline getirebilirim. İşte bu sebeplerden dolayı da Haseke bölgesine, son dönemde gördüğümüz gibi heyet ziyaretleri gerçekleştiriliyor ve Kürtlerle görüşüp baskı yapıyorlar. Özerk yönetimden bahsettikleri zaman ki ben özerk yönetimi destekleyenlerdenim...

 

Spiker: Özerk yönetimi mi destekliyorsunuz? Bu bölünme değil mi?

 

Enis Nakkaş: Yüzde yüz özerk yönetimi destekleyenlerdenim. Hayır bölünme de değil. Tehlikeli olan kısım burada dikkat edin. Özerk yönetimi vatanın bir parçası halinde, her bölge kendi kendini yönetebilecek şekilde teşvik ederseniz ne olur? Her bölge ihtiyacının ne olduğunu kendisi bilir, kendisi belirler. Merkezi yönetim nereden bilecek oradaki halkın taleplerini? Bu şekilde yönetilen tüm ülkeler ve bölgeler, merkezi yönetimle idare edilen tüm diğer ülkelerden daha ileri bir noktaya gelmiştir.

 

Spiker: Nasıl yani Amerika'daki gibi eyaletler mi olsun? Nedir özerk yönetim bugün? Sınırları nedir?

 

Enis Nakkaş: Hayır, hayır eyalet değil. En basitinden örnek vereyim. Bugün bakın Suriye'de yerel idareler kanunu var. Anayasada yerel idare kanunu var. Bu kanunu, halkla ve sorunlarıyla aktif bir şekilde ilgilenenlerin ve çözümler üretenlerin seçildiği şekilde hayata geçirirsen o zaman kalkınma-ilerleme projelerinde başarılı olursun. Yok ama bu partinin, şu yetkilinin emirleriyle paraşütle iner gibi emirler yağdırıp her tarafı kontrol etmeye çalışırsan ne kadar başarılı olursun? Aynı mevzunun farklı iki yolla hayata geçirilişidir bahsettiğim. Dinamik ve etkin olan, gerçek kalkınmayı, ilerlemeyi ve yönetimde herkesin etkin olduğu idare biçimini sağlayan yol, birinci yoldur. Yerel idare kanunu çıkarıyorsun ama sonra partiden, şuradan, buradan, istihbarattan ve bilmem nereden birilerinin emirleriyle adım atıyorsun. Ne çıkar buradan? Zayıf bir yerel idare çıkar ki zayıflığını tüm vatana ihraç eder. Batılıların istediği yerel özerklik ise kendi hükümetini kurmuş ve Batılılarla kendi anlaşmalarını sağlayan coğrafi sınırlarlar ile tamamen ayrılmış bir özerk yönetim. Batının burada istediği de ''nüfuz'', biz de buna ''nüfuz idaresi'' diyoruz.

 

Özerk yönetimlere ve yerel yönetimin güçlendirilmesine akılsız ve olumsuz tepkiler vermemek gerek. Evet biz özerk yönetim ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini istiyoruz ama birbirimize destek-yardımcı olacak, bizi geliştirecek şekilde. Bunu kaşımak isteyenlerin amacı ise bizim ve halkların istediğinin tam tersi. Arada ince bir çizgi var bunu görmek gerek.

 

Spiker: Bugün özerk yönetimi, Suriye realitesinde nerede faydalı görüyorsunuz? Bugün bazı illerde valiler, il düzeyinde esas rol oynadılar, mesela Humus ve Süveyda valileri.

 

Enis Nakkaş: Ben özel durumlardan bahsetmiyorum. Ben bir sistemden bahsediyorum. Belediyeyi örnek al. Belediye seçimlerinde halktan insanlar yarışa giriyor ve halk kendi belediye başkanını seçiyor. Veya Belediye Şura Meclisi seçersin, sonra o Şura Meclisi başkanı seçer. Veya halk ikisini de seçer. Yani bir belediye ve meclisini belirlemen için en az üç yolun var. Yetkiler bu belediye ve meclisin elinde olur. Lübnan'da ne yapıyoruz biz? Belediyeye mali kaynak sağlamaları için bir vergilerden yararlanma kanunu çıkarmışız. Fakat hilekarlık ve hırsızlık da büyük. Bizim bazı kanunlarımız var ama bizim düşünüp bulduğumuz kanunlar değil. İdare ve sistemle ilgili diğer konularda Batılılar daha ileride oldukları için biz de bu yasaları Batıdan bir yerden almışız. Fransa, İtalya veya herhangi bir Batılı belediye vergilerini toplar, ihtiyaçları ve talepleri belirler ona göre hareket eder. Lübnan'da ise sahtekarlık olduğu için bütçesini biz sağlıyoruz. Ben bu tarz sistemlerin hayata geçirilişi yolları ile ilgili ''en iyi araçlardan'' bahsediyorum. Suriye'de yerel yönetim sistemi var evet ama insanların istedikleri yerel idarecileri seçme özgürlüğü fiilen var mı? Yerelde halkın ne istediğini bilen ve ona göre hareket eden kişileri seçebilecekler mi? Yoksa emirler başkentten gelecek ve birilerinin istediği yere üniversite, diğerinin istediği yere okul mu yaptırılacak? İran'dan örnek vereyim. Bazı vekiller ''Biz bölgemizde Ziraat Fakültesi istiyoruz'' dediler ama Ziraat Fakültesi, tarım yapılmayan bir ilde kuruldu. Tarım yapılan diğer bölgede ise yapılmadı? Niye? Çünkü Tahran'daki lobi karar verdi buna. Bölgede ihtiyaçlarını bilen ve talep eden insanlar değil. Ahmedinejad hükümetinde kanunlar biraz değişti ve bazı meselelerde karar verme, merkez yerine yerel yönetimlere yetki verildi. Yani biraz düşünüp anlamamız lazım. Mesele kağıda kanunu yazıp sonra yanlış uygulamalara devam ederek her şeyi alt üst etmek ile bitmemeli. Aksine sıkıntılı kanunları, olumlu uygulamalar ile geliştirmek gerekiyor.

 

Sonuç olarak ne yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden ne de özerk yönetimden korkmamak gerek. Eğer toplumlardan ayrıştırma ve yabancılaştırma iradesi varsa korkmalıyız. Başka bir dil kullanmalıyız. Nedir o dil? Bugün sen diyelim  kimliğinle düşünüyor ve kimliğin üzerinden özerk yönetime hükmetmek istiyorsun ama burada bir coğrafya var. Coğrafyanın da bir sözü var. Bu coğrafyayı görmezlikten gelemezsin. Dicle ve Fırat'ın kaynakları Türkiye'de. Suriye ve Irak'ın tamamı bu iki nehirden besleniyor. Bu iki nehrin kaynakları, muslukları kapatıldı diyelim. Suriye ve Irak'a ne olur? O zaman bütün bu coğrafyada kimliklerimiz, mezheplerimiz vs ne işimize yarar? Yerel veya özerk yönetimlerin yanında, bölgesel güvenliği ve işbirliğini de konuşamazsak bu yerel yönetimler ne kadar işe yarar? Bu coğrafya var, doğusundan batısına kadar. Kimliğin ne olursa olsun  şunun gazına, diğerini petrolüne vs. ihtiyacın var. Bugün İran Türkiye'yi sevmiyor diye gazını satmazlık yapabilir mi? Ne yapacak o gazı, yutacak mı? O gazı satın alan kim varsa ona satacak. Türkiye de almak zorunda kalacak. Birbirlerini hiç sevmeseler bile. Buradan hareketle, böylesine bir coğrafya-ekonomi realitesi var. Ne yapacağız? Kimlik ve mezhep çatışmalarına devam mı edeceğiz? Kimlikleri mi öne çıkaracağız yoksa bölgesel güvenliği ve çatışmasız işbirliğini mi? Bütün halklar için geçerli. Yerel idarelerin rolü burada başlıyor. Yerel yönetimler işte o zaman büyük motorları yönlendiren ve destekleyen ''küçük motorlar'' olacaklar. Bölgenin geleceği için esas rolleri oynayacaklar.

 

Spiker: Siz onu demografi değil de bu coğrafya esasına göre mi istiyorsunuz?

 

Enis Nakkaş: Bana sorarsanız, benim coğrafya ile kişisel olarak, felsefi olarak problemim var. Hakikate bakalım. Coğrafya dediğimiz, sınırlarla bölünmemiştir. Bir yerküre bu uzay boşluğunda yüzüyor. Uzay aracına binersen ve dünyayı oradan izlersen, tüm bu insanlara gülersin. Nedir bu sınırlar? Ne oluyor? Neyse buna ve felsefeye vaktimiz yok şimdi. Bu coğrafyadaki toplulukların sosyal dokusu birbirinden farksız. Yüzde yüz. Türkiye'deki, Lübnan'daki, Suriye, Irak vs. Bölge binlerce yıl boyunca imparatorluklar altında yaşadı. Şimdi gördüğün cumhuriyetler büyük bir yalan. Her birinin bayrağı ve marşı var. Hepsi yalan. Kendini diğer vatanlardan ayrılmış bir vatan sanıyor. Siyaseten binlerce yıl imparatorluklar altında yaşadılar. Dini ve mezhebi olarak bakarsak, dinler nereden çıktı? Bu bölgeden. Bu bölgeden çıktı ve tüm dünyaya yayıldı. Sosyal dokuları, birbirinin amca çocuğu olan toplumlardan bahsediyoruz. Birbirlerine akrabalar. Diller farklı olabilir ama birbiri ile örtüşen, birbiri ile alışveriş içinde olmuş diller. Ne Sykes-Picot, Ne Balfour Deklarasyonu ne de Beyaz Saray efendisinin iradesi ile bu gerçekleri ortadan kaldıramazsın. Bunu anlayamazsak, krizlerimiz kalacak ve krizlerimiz üzerinden bizimle oynamaya devam edecekler. Krizleri ters çevirip büyük bir toplumsal birlik sağlarsın, devletlerin gücü o zaman merkezi kararlarla belirmez, başkente gücü ve iyiyi gönderen özerk yönetimlerden belirir.

 

Spiker: Bugün bölgenin bu fikirleri taşıyabileceğini düşünüyor musunuz? Halklardan bahsetmiyorum, halklar memnuniyetle karşılayabilir, siyasi çevrelerden bahsediyorum.

 

Enis Nakkaş: Bana Arur'u (Selefi Şeyh) getirirsen, falan şeyhi, falan seyyidi, şu merciyi, şu müftüyü getirirsen yok bu iş olmaz. Burada paramparça olursun. TV'lere çıkıp fetvalarını verenlerin kendileri işi bozuyor zaten. Akıllı olanlar ile hayata geçireceksin. Hayatını kalemle kağıtla geçiren entelektüellerden de bahsetmiyorum. Mücadele eden akıllılardan bahsediyorum. Bu bizim, çocuklarımızın ve  halkımızın geleceğini ilgilendiriyor ve bunun için mücadele etmek gerekiyor. Sadece havan topu ile de değil, havan topunun yanında siyasi projen ile de mücadele edeceksin. Bugün ''beni bölecekler mi bölmeyecekler mi'' diye endişelen Suriyeliye şunu derim: ''İki proje var. Biri seni bölecek, diğeri seni bölgeyle birleştirecek.'' Yani sadece Suriye'nin birliğini korumayacak, daha da önemlisini yapacak bir proje. Bölgenin parçalanmasına karşı onunla birlikte savaşacak insanların oluşu ona ne kadar umut verecektir? Batı sana parçalayıcı bir proje sunarken biz dünya önünde, karşılık olarak en azından birleştirici bir proje sunamaz mıyız? Bunun sadece silahla değil siyasetle de alakası var.

 

Spiker: Sahanın durumundan bahsediyorduk. Saha esas konulardan biri. Di Mistura bir plan önerdi. Görünüşe göre Suriye ordusu bu planın ötesinde. Halep ve Handarat'ta ordunun kuşatma operasyonu bitmek üzere. Di Mistura planının Suriye'de karşılığı olmadığını, kozların sadece cephede paylaşılacağını söyleyebilir miyiz?

 

Enis Nakkaş: Önce az önce bahsettiğim Şam'dan Halep'e kadar olan ana eksene dair ordunun planları üzerinden 1.5 yıl geçti. Ben o planları gördüm. Şimdi de Şam kırsalından, Humus'a, Hama'dan Halep'e kadar hepsinin hayata geçirildiğini görüyoruz. Di Mistura daha görevine atanmadan Suriye Ordusu Halep operasyonuna koyulmuştu. Suriye Ordusu, Di Mistura'nın önerisinden dolayı bu planın ilerisinde değil. Ordunun zaten böyle bir planı vardı. Halep merkezi Halep kırsalından koparılacaktı ve koparmak üzere. Onlar bu durumu gördükleri için, sahayı okuduktan sonra silahlı grupların yardımına koşarlar. Halep kuşatılamasın diye koşar adımlarla gelir plan önerirler. Çünkü Halep de Humus gibi olmak üzere ve o zaman ellerine hiçbir şey kalmıyor. İdlip'in kırsalı ve Rakka tarafları  kaldı ki Rakka Irak'taki gidişat ile de ilişkili.

 

Spiker: Halep'in yakın zamanda Humus gibi kurtarılacağını düşünüyor musunuz?

 

Enis Nakkaş: Çok yakın zamanda. 500 metreden bahsediyoruz. Operasyonun bitmesi için 500 metre kaldı. Kuzeye bağlanan yol da ateş hattı içerisinde ve sadece tamamen kontrolü kaldı.

 

Spiker: Halep belli ki geri dönecek. 2 hafta önce Halep Ticaret Odası başkanı konuğumuzdu. 280 fabrikanın tekrar açıldığını söyledi.

 

Enis Nakkaş: Evet, Halep ayağa kalkacak. Ben Haleplilerin sanayide bir numara olduklarını bilirim. Makinelerini getirmeyi, makinelerini tamir etmeyi ve pazarlarını tekrar kurmayı bilirler. Hem sanayici hem de tüccardırlar. Kimse onları üretmedi, kendi kendilerini ürettiler. Herhangi bir rejim gelip ''biz sizi destekledik'' demesin. Devlet evet sanayi bölgesi inşa etmiş altyapısını hazırlamıştır ama bir Halep tarihi var. 50 veya 60 yıllık bir tarihten bahsetmiyorum. Tarih boyunca bölgenin ana iktisadi motoruydu. Sonuç olarak böylesi bir kentin çok düşmanı vardır.

 

Spiker:  İdlip'te kaybedilen askeri üs Vadi el-Dayf'ın düşüşü Halep'teki ordu operasyonlarına karşılık mıydı? Yani silahlı gruplar İdlip'ten mi cevap verdiler?

 

Enis Nakkaş: Askeri üsten bahsediyoruz. Sen ne bir kenti ele geçiriyorsun ne de bölgenin başkenti sayılabilecek bir yeri ele geçiriyorsun. Ele geçirilen askeri üs etrafında tamamen ne oldu bilmiyorum. Fakat ordu buradaki güçleri çekip başka bir yere yerleştirme ihtiyacı duymuş olabilir. 1000 asker güvenli bölgeye ulaştırılmış. Ben 1000 askerle 100 cephe açarım, niye Vadi Dayf'te kalayım. Görünüşe göre yeniden konumlanma var o bölgede. Bu da Suriye Savunma Bakanlığının takdiridir. Bu durum orada yenildikleri anlamına gelmiyor.

 

Spiker: Siz Suriye'yi yakından takip ediyorsunuz. Yönetimin yanında olan kitleler de var ama sizce geri alınan bölgelerdeki kitlelerin devletle ilişkisi nasıl gelişiyor?

 

Enis Nakkaş: Suriye'den değil bölgeden konuşalım. Bölgesel çözüm için Beşşar Esad'ın aklında, Türkiye ile aralarındaki şiddetli gerginliğe rağmen 5 deniz arasındaki bölgede ''network'' oluşması gerektiği var. Suriye'ye yönelik Arap ülkeleri ve Türkiye kaynaklı tüm bu komplolara rağmen. Siyasilerin hatası coğrafyadaki gerçekleri ve tarihi değiştirmez. İleride tarih kitaplarında ''Türkiye'nin başına gelen bir liderin hatalı siyasi adımları onu başarısızlığa götürdü'' diye okuyacağız.

 

Spiker:  Ama bugün deyim yerindeyse Türkiye'deki her şeyin kralı oldu.

 

Enis Nakkaş: Hemfikiriz. Fakat ''izole bölge'' diye tutturdu ama kimse geri dönüş yapmadı. İnan Amerikalılar, Esad'ı sevdikleri için kabul etmiyor değiller, güç dengeleri onlara izin vermedi. Erdoğan NATO'ya ''Bana güçlerinizi verin izole bölge kuralım'' dedi. Cevaben ''Tüm güçlerimizle iştirak etsek bile izole bölge kurmamıza izin verilmez'' denildi. Güçsüzlüğümüzden veya rejimi deviremeyeceğimizden değil. Rejimin ana müttefikleri var. Erdoğan belki de NATO'dan uzaklaşmak için, arka arkaya cevaplanmayacak taleplerle gidiyor. Kafasında ne var bilmiyorum. İleride çıkıp belki de ''Kaç defa talep ettim icap etmediniz'' diyecek. Onlar da ''Irak için talep ettik vermedin, İncirlik bombalasın dedik izin vermedin, koalisyona izin ver oradan uçalım dedik yok dedin'' diyorlar. Türkiye-NATO ilişkileri bu aralar kesinlikle olumlu seyretmiyor. Bu bizim çıkarımıza. Benim az önce bahsettiğim bölgesel güvenlik için, bölgedeki herhangi bir ülkenin, bölgeye düşman bir organizasyonda yer almaması önemli. Bunlar sadece laf değil. Ayrıca Davutoğlu kitabında da yazmıştır:  ''Türkiye'nin bir krizi var. Bölge ülkelerinin dostu olmak istediği zaman NATO ile çatışıyor. Yüzde yüz NATO'cu olmak istediği zaman da bölge ile çatışıyor.'' Çok basit, NATO bölgenin düşmanı. Güzel olan tarafı da bunu Davutoğlu'nun yazmış olması. NATO ister Erdoğan cevaplamaz, Erdoğan ister bu sefer NATO cevap vermez. Bu yorucu bir ortaklık.

 

Spiker: Putin'in ziyareti ve Rusya'nın yakınlaşması bugün Türkiye'yi diğer pakttan uzaklaştırır mı? İran ve Türkiye ilişkileri de mi benzer etkiyi yaratır?

 

Enis Nakkaş: Evet tabi. Daha fazlasını söyleyeyim. İran'ın hala ''Türkiye'ye uzatılmış el'' olarak  isimlendirdiği siyaseti, Türkiye'nin NATO'dan çıkması gerektiği üzerinedir. Rusya da aynı şekilde ''Türkiye'nin çıkarları Amerika'da değil, bizdedir'' diyor.

 

Spiker: İdeolojik altyapılar arasında çelişkiler var. İran, Erdoğan ve Müslüman Kardeşler...

 

Enis Nakkaş: Bu Müslüman Kardeşler ve İslam'ı bir tarafa bırak. Bunların hepsi siyasi araçlar. İşi bitirmek için kullandığı araçlar. Şimdi sen beni Erdoğan'ın birileriyle çatışmasını, uzlaşmasını veya birilerini sevip başkalarından nefret etmesini meşru pozisyonuna binaen kendisinin seçtiğine mi inandıracaksın? Bunu söylemek insanlarla dalga geçmektir. Gülünç. Kaddafi Müslüman Kardeşler'den değildi. Erdoğan son ana kadar ''kimse giremez, kimse müdahale edemez'' diyordu. Çünkü orada çalışan 20 bin insanı vardı. Erdoğan'a buradan hisse önerdiler, çıkarlarını korudular ve pozisyonunu değiştirdi. İslami araçlar, evet onun siyasi araçlarıdır. Davutoğlu'nun Stratejik Derinliği evet Osmanlı tarihine ve İslami söyleme ihtiyaç duyuyor.  Eşim türbanlı, getirip yanıma oturturum ve bu bana Türkiye'de popülerlik-halk desteği kazandırır. İslami konuşurum, bölgede İslamcıları severim diye konuşur ve ilaahiri. Bedel ödemesi gerekeceği zaman ''Yok, Türkiye'nin ekonomik çıkarı'' der. Bugüne bakalım. Rekabet ediyor ve Rusya'dan birçok şey istiyor. Rusya'dan gaz istiyor. Avrupa'ya giden hattan gaz alıyor. Türkiye'nin Rusya'da yaklaşık 50-60 milyar dolar yatırımı var. Her yıl 5 milyon Rus turist Türkiye'yi gelir. Aralarındaki ortak çıkarların ne Müslüman Kardeşler'le, ne de Erdoğan'ın meşruiyeti ile ilgisi yok.

 

Spiker: Suriye konusunda niye birbirlerinden uzak kaldılar? Aralarında bu kadar ilişki varken. Ekonomi, gaz, siyaset, turistler...

 

Enis Nakkaş: Çünkü 3 yıl önce Ramazan bayramında İranlıları Şam'a namaza davet edeceğini düşünüyordu. İran nasıl cevap verdi? Erdoğan İran'a gittiğinde onu Dış İşleri Bakan Yardımcısı düzeyinde Abdullahiyan karşıladı ve ''Bizi davet edecektin ne oldu?'' dedi. Bazılarının hayalleri vardı. Müslüman Kardeşleri şuraya ve şuraya yerleştirdim, bütün Ortadoğu bende, Ruslara ve İranlılara öyle giderim.

 

Spiker: 4 yıl geçti üzerinden.

 

Enis Nakkaş: Mevzu bitti.

 

Spiker: Şu ana kadar özellikle Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın gitmesini ''talep ediyorlar."

 

Enis Nakkaş: Var olan denklemler üzerinden manevra yapıp son olarak cumhurbaşkanının şahsına yükleniyorlardır. Ama bu son manevralarıdır. ''Suriye öyle kalsın. Suriye'de, Arabistan'ın dediği gibi falan mezhepten de olsa başka birisi, kim olursa olsun gelsin'' gibi ön kabullerle cumhurbaşkanının gitmesini istiyorlar başka bir şey değil. Bu son manevraları. Herhangi bir netice de alamazlar. Yarın öbür gün fikrini de değiştirebilir. Daha dün Nusra ve IŞİD'e sınırlarının tamamını açmamış mıydı? Şimdi de kapatacağım demiyor mu? Bu son gelişmeler taze daha. Putin'in ziyareti ve yeni ilişkiler. Bunların sonuçlarını göreceğiz daha.

 

Spiker: Bugün Türkiye, Rusya ve İran'a söz verdiği üzere hava alanlarını  IŞİD ve diğer cihatçı grupların geçişine kapatırsa ve verdiği sözlere bağlı kalırsa IŞİD tehlikesine karşı biraz daha güvende olmaz mı? Bu cihatçılar otellerde kalıyor ve sokaklarda geziyorlardı.

 

Enis Nakkaş: Türkiye'den geçişlerini sınırlamak ile onlarla savaşmak arasında fark var. Ayrıca IŞİD'in şimdi üzerinde, Türkiye'ye karşı savaş açmayı düşünmeden önce üzerinden çıkarması gereken 100 diken var. IŞİD'in çok sorunu var şimdi. IŞİD Ürdün'e niye yaklaşmadı? Sınıra kadar vardı da niye geri döndü?

 

Spiker: Tehdit mi edildi? Niye?

 

Enis Nakkaş: Çünkü kırmızı çizgilerini biliyor. Ürdün, Amerikan-İsrail kırmızı hattıdır. IŞİD'in içinde bu meseleyle güçlü bir şekilde savaşma kararı da yoktur. Ürdün, Irak'taki IŞİD olgusunun ortaya çıkışında doğrudan rol oynayan güçler içersindedir.

 

Spiker: Sayın Nakkaş, petrol fiyatlarının düşüşü bir kesimi endişelendiriyor. Rusya ve İran bu şekilde kuşatılmaya çalışılıyor. Halklar ise petrolün düşüşünden memnun. Gidişat nedir?

 

Enis Nakkaş: Yakın ve uzak tarihte bu konuda tecrübelerimiz var. Yansımaları nedir biliyoruz. Birinci Dünya Savaşından sonra ünlü bir İngiliz iktisatçı, mali meseleleri görüşmek üzere katıldığı toplantılarda Almanya'ya, ekonomisini zorlayacak büyük meblağlar ödemesi konusunda baskı yapılmasına şiddetle karşı çıkıyordu. O zamanlar Almanya ile gerilimi arttırma eğilimine Fransa liderlik ediyordu. Sonradan ünlü iktisatçının toplantıları terk etti ve alenen muhalif olmaya devam etti. Almanya'ya baskı yapıp ekonomisini zorlar ve zayıflatırsanız, başka bir savaşa davetiye çıkarırsınız, diyordu. Almanya ise devasa sanayi üretimine başladı ve İkinci Dünya Savaşına giren Alman ordusunu kurdu. Biraz uzak tarihteki tecrübe buydu. Daha yakın tecrübe ise İran-Irak savaşı. Bu savaşa girdiklerinde Arabistan ve Körfez devletleri Irak'ı teşvik edip savaşı finanse ettiler. Petrol fiyatları 35 dolar iken, Irak 36 milyarlık stratejik önlem aldı. Sonradan ödenmesini istedikleri borca baktığımızda, Arap tarafının bu savaşa 90-95 milyar dolar harcamış. Kuveyt ve Arabistan, Irak'tan bu parayı ödemesini istiyordu. Petrol fiyatları ne oldu sonra? 8 dolar. Makas gibi. Hem borçlandırıyor hem de varil fiyatı üzerinden seni daha çok fakirleştiriyor. Varil fiyatını indirerek İran'ı hedeflemişlerdi, Irak'ı değil. Neticede ne oldu? Irak da fakirleşti. Irak'tan borcunu ödemesini talep ettiklerinde, ödeyemedi. Petrol fiyatlarını arttırın ki size ödeyebileyim teklifini sundu. Hayır dediler. 2 hafta sonra Irak, Kuveyt'e girdi ve gerisi geldi. Kuveyt tahrip edildi. Tekrar inşası için, Amerika'nın yararlanacağı şekilde milyar dolarlar harcandı. Kuveytliler yerlerinden oldu, sonra geri döndüler. Bunların unutulmaması gerekiyor. İnsanlar hemen unutuyor ama özellikle tarih okumayan ve tecrübelerinden ders kazanmak istemeyen bizim ülkelerimiz unutmamalı. Günlerini son gün gibi yaşıyor, dizinin son bölümünü izliyorlar. Onlara hükmedenlerin tarihte onlara neler yaptıklarını okumazlar da göremezler de. Bugün yeniden iktisadi baskılar kuracağım ve Rusya ile İran'ı fakirleştireceğim diyorlar. Neticeleri, yansımaları ne olacak? Bilmiyorlar? Tarihi tecrübelere baktığımızda böylesine adımlar savaşlara yol açar diyebiliyoruz.

 

İranlılar bu tecrübeyi yaşadı. İran, varil fiyatı 35 dolar iken savaşa girdiğinde, 38 milyarı vardı. O zamanlar Beni Sadr (İran İslam Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı, iktisatçı) bana ''Bizde 38 milyar önlem paketi var, ki 38 milyar o zamanlar 380 milyar gibiydi, petrol ihraç etmezsem bile İran'ı yaşatabilirim'' demişti. Savaştan sonra varil fiyatı 8 dolara indi. 38 milyar da uçtu gitti. İran savaştan 2 milyar dolar borçlu çıktı. Irak ise hırsızlık, yağma vs ile 90 milyar dolar borçla çıkarken, İran bütçesini nasıl kullanacağını bildi. Sonuçta İran'ın tecrübesi var. Siyasetini değiştirmiyor, geri adım atmıyor ve ilkelerini koruyor. Bu süreçte, sadece petrol fiyatlarının düşüşü veya çıkışı ile değil bugün de gördüğümüz yaptırımlara rağmen iktisat ve sanayi alanlarında kalkınabildi. Rusya'nın ise iktisadi önlemleri ve başka pazarları var. Rusya bugün, o zamanlar bütün Sosyalist kamptan sorumlu olan Sovyetler Birliğinin çeyreği kadar büyük. Almanya, Bulgaristan ve Çekoslavakya gibi ülkelerden sorumluydu. Toprak fiyatına gaz, petrol vs. dağıtıyordu. Bugün bu ağırlıktan kurtulmuş durumda. Aynı zamanda bugün, 80'lerde bu kadar güçlü ekonomiye sahip olmayan bir ortağı var. Çin. Çin  para birimlerimiz üzerinden anlaşmalar yaparız, uçak ve araba sanayisinde ortaklık kurarız derken,Ruslar ise mesela 5 gün çalışabilen çift ekranlı telefon üretip yüksek teknolojiye giriş yaparken, üzerlerindeki baskılardan fayda sağlayabilme ihtimalleri var. Ardından, müşterek bir Sanayi Organizasyonu kurup BRICS ile anlaşabilirler. BRICS de ''Bugün sıra Ruslar'da ise yarın benim üzerime de gelirler'' diyor.

 

Spiker: Putin'in bahsettiği duvar inşa edilmedi, Batı düşündüğü gibi Rusya'yı izole edemedi mi?

 

Enis Nakkaş: Bu Putin'in propagandası. Duvarı ören sizsiniz diyor. Zamanında biz ördük yanlışı biz yaptık şimdi siz örüyorsunuz, mesajı veriyor. Avrupa Dış Siyaset sorumlusu İtalya ne dedi? Rusların iktisadi alanda zayıflaması bizi memnun etmiyor çünkü bu durum bizi etkiliyor, dedi. Rusya, Avrupa'dan ithal eden en önemli tüketicilerden çünkü. Bugün ithalatı durdurdular.

 

Spiker: Durdurdular, Lübnan ve Suriye'den almaya başladılar.

 

Enis Nakkaş: Meyve, yeşil sebze vs. almak zorunda. Yarın araba ithalatı ve diğer meseleleri de çözerse Avrupa büyük bir pazar kaybetmiş olur. Sonuç olarak tüm ihtimaller açık. 2 hafta önce Tahran'daydım. Cumhurbaşkanı Ruhani, devletin bütçe önerisini sundu. Petrole sadece % 50 oranında bağlı bir bütçe. Daha önceki tüm bütçeler %80'e varırken bu öneride %50 oranı var. Bu ne anlama geliyor? Bu, fakirleşecekleri anlamına gelmiyor. Çünkü sanayi var. Kalkınan yerli sanayi var. Bu da devlet kazanır anlamına geliyor. Geçen sene devlet sokaklara astırdığı afişlerde İran halkını tebrik ediyordu. Devlet, vergi toplama konusunda en üst düzey disiplin sağlandığı için İranlıları kutluyordu. Vergiden kaçabilen veya vergi kaçıran fabrika, yatırımcı, müteahhit vs. yoktu. Herkes vergisini ödedi. Bu ileri elektronik sistem üzerinden sağlandı. Devlet petrolün zararını oradan karşılayabildi. Bütün bunlar  önceden yoktu. İranlılar eskiden petrol ve gaz paraları nerede, derdi. Vergi vermiyor, devletten para alıyordu. Bugün üretiyor, vergisini veriyor.

 

Spiker: Çin ve Rusya ile İran arasındaki güçlü ilişkilerin yayılma durumu varken bunun karşısında bu ittifakı parçalamak isteyen kuşatma var. Küba mesela, Rusya'nın alanından çektiler.

 

Enis Nakkaş: Eüzübillah.

 

Spiker: Ne oldu o zaman?

 

Enis Nakkaş: Sen Küba'yı 50 yıldır kuşatmışsın ama başarısızlığın ortaya çıktı. Ayrıca insanlar seni kınıyor. Avrupa parlamentolarında Amerika'nın Küba kuşatmasını kınayan ve ilişkileri normalleştirmeye çağıran kararlar var. Dünya Amerika'nın bu siyasetini kınıyor. Papa bunu esas davası yaptı. Küba'ya ardından da Amerika'ya gitti ve bu durum kabul edilemez dedi.

 

Spiker: Niye?

 

Enis Nakkaş: Katolik perspektife sahip Papa, Katolik Latin Amerika'nın zayıflamasını istemez. Katolik  Latin Amerika'da herhangi bir zayıflık Katolikliğin merkezini de zayıflatacaktır. Bu bir kramp. Kilise bu krampa nasıl bakıyor. Latin Amerika ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki kramp sertleştikçe Latin Amerika'daki ''kızıl renk'' artacak.

 

Spiker: Katoliklerin hesabına mı?

 

Enis Nakkaş: Katoliklerin, dinin, tüm dünyanın hesabına. İnsanları güçle korkutuyorsun, aç bırakıyorsun ve kışkırtıyorsun, ne yapacaksın? Sonuç olarak Kilise'nin çıkarı var. Hatırladığım kadarıyla 90'larda Vatikan'da bir konferans düzenlendi. Konferans neden bahsediyordu? Şaşıracaksın. Uluslararası borçlardan bahsediyordu. Borcunu ödeyebilmek için sermayesini artık Amerika'ya ihraç eden, Amerikan bankalarının sultası altındaki Latin Amerika vardı. Kilise bu durumun, Latin Amerika'daki Katolik gücünü azalttığını düşünüyordu. Bu arada Katolikler bugün Avrupa'da değil Latin Amerika'da daha fazla. Nüfusa bak. Avrupa 300 milyon civarında ve tamamıyla Katolik değil. Latin Amerika'nın ise yüzde 90'ı Katolik. Vatikan bu meseleye önem veriyor. Amerikan bankalarına borç ödemek için çalışan Latin Amerika'nın borçlarını konuşmak üzere konferans yaptı. Amerika'nın insanları aç bırakarak yanımızda durun şeklinde izlediği siyasetine yeter artık deniliyor.

 

Spiker: O zaman Venezüella'nın yanında duran Castro'ya ve Rusya'dan İran'a kadar uzanan ittifaka etkisi yok diyorsunuz?

 

Enis Nakkaş: Kübalılar 50 yıldır, komünist olduğu zaman Sovyetlerin, komünizmden sonra da Rusya'nın yanında durmanın ehemmiyetini biliyorlar. Küba ve Rusya arasında son derece iyi ilişkiler var. Rusya'dan komünist olmasını talep etmiyorlar. Jeo-politikte hala aktif ve önceki stoklardan hala müttefikleri var.

 

Spiker: Sizce yeniden kurulan bir ittifak mı var? Cephede, iktisatta, kalkınmada ve diğer alanlarda ciddi düşünen? Az önce konuştuğunuz devletlerden Rusya, Suriye, Çin ve Tahran'a kadar uzanan bir ittifak.

 

Enis Nakkaş: Başta bahsettiğim üçlü buluşmada Irak, İran ve Suriye, güvenlik konuları, bölgesel güvenlik ve iktisadi kalkınma ile alakalı tüm stratejik konuları konuştular. Masada oturup kahve içmediler. Şu cephede ne yapalım, diğer sahada ne yapalım diye konuşmadılar. Bu subayların, askerlerin meselesi. Konuşulan şey bölgesel güvenlik ile alakalı. Hepimizin dikkatini vermesi gereken nokta. Bir devletin kendine has güvenliği diye bir şey yok. Kendi başına bir Suriye veya kendi başına bir Irak yok.

 

Spiker: Terör tehlikesi sınırları kaldırıp ittifakları arttırıyor mu?

 

Enis Nakkaş: Bu yüzden IŞİD'e iki defa ''teşekkür ettim''.

 

Spiker: Neden, milliyetçilerin yapamadığını yaptı diye mi?

 

Enis Nakkaş: BAAS'çıların 40 yıldır yapamadığını yaptı. Sınırlara basmaya cesaret edemediler 40 yıldır. IŞİD geldi sınırları kaldırdı, insanları birbirine yaklaştırdı. Yarın öbür gün bizim Arsel'de de sınırları kaldırırlarsa daha güzel olur. Ben Lübnan'a girsinler demiyorum. Kimse bana şimdi Bekaa'da tutulmuş bir sınır falan var demesin. Tutulan tek yer El-Masna sınır kapısı. Orada insanlar rezil olur. Sen Suriyelisin, sen girme, sen Lübnanlısın sen şurada dur der dururlar. Silahlılar ise girip çıkıyor istediği yerden.

 

Spiker: Amerikan Savunma Bakanlığı sözcüsü 1300 Amerikan askerinin daha Irak'a gönderileceğini duyurdu. Şuradan 1300 asker, şuradan 500 uzman, şuradan 2000 uzman ve 300 müsteşar da şuradan. Amerikalılar Irak'a geri döndü.

 

Enis Nakkaş: Amerika'nın eski kağıtları açma gibi bir imkanı kesinlikle yok artık.

 

Spiker: Niye asker gönderiyor?

 

Enis Nakkaş: Nüfuzunu korumak için asker gönderiyor. Bu 1300 asker bir şey yapacağı için değil, bu 1300 asker, yerlerine 1300 İranlı gelmesin diye orada.

 

Spiker: Peşmerge'ye yardıma geldiler. Ama aynı anlarda Kasım Süleymani de Erbil'deydi.

 

Enis Nakkaş: Mesud Barzani'nin itirafı ile Erbil'i gerçekten kurtaran kimdi? Bize ilk silah, uzman vs. ulaştıran İranlılar oldu dedi. Onlar olmasaydı Erbil'de direnemezdik, dedi. Kürt bölgelerini özgürleştirenler kim, kimler rol aldı? Sahadaki durum çok daha iyi, şok oldum diyen Amerikalı uzman kim? Durumu kim iyiye götürüyor? Kim var sahada? Amerikalılar mı? Hayır.

 

Spiker: Bu nasıl bir çelişki sayın Nakkaş? İranlı üst düzey komutanlar Erbil'de ama Erbil aynı zamanda Amerika'nın müttefiki ve Amerika askerlerini Irak'a, Kürtlere gönderiyor.

 

Enis Nakkaş: Bak, Kürtlerin bir projesi ve hayali var. Ve bu proje yüzde yüz meşru. Kimse buna komplo demesin.

 

Spiker: Siz onlarla mısınız?

 

Enis Nakkaş: Yok bu onlarla olup olmamakla ilgili değil. Kendini başka toplumların yerine koy öyle düşün. Böyle bir hayali olması yüzde yüz meşru. Hakkıdır. Bu hayal peki gerçekçi mi, değil mi? Ben sana gerçekçi olmadığını ve çıkarlarına uygun olmadığını ispatlayayım. Özerk yönetim istersin, özerklik istersin ben yüzde yüz onunla olurum. 90'lı yıllarda Taliban'dan biri ''biz şu ana kadar ki en iyi şartları yaşıyoruz, kim bir yere geçiş yapacaksa bize uğruyor biz de ona  bir şekilde ücretini ödetiyoruz ve kazanıyoruz'' demişti. Kürdistan bölgesi, bütün ülkelere açık olduğu zaman en iyi şartlarda yaşıyor. Peki bütün civar ile çatışma halinde olan bir şeye dönüşürse ne kazanacak? Bugün Kürt varlığını itiraf etmeyen Türk, onun ilk ve en büyük müşterisi. Türkiye petrolünü almazsa ne olur iktisadına? Desteklerini ilk sunan, tedarik sağlayan ise İran idi. Ben yakında biliyorum. Elektrikten, inşadan, araçlardan vs. İran ile çatışabilir mi? Kendisi de bunu biliyor. Basın açıklamasında en üst düzeyden itiraf ile ona ilk yardım edenin İran olduğunu söyledi. Bu ''tatlı küçük bir kazanç'' değil. Ben dönüp tekrar edeceğim, bölgenin sosyal birimleri bunu dayatıyor. Hepimizin ortak çıkarları bunu dayatıyor. Çeşitliliği kabul edip desteklemek, bölgeyi ayağa kaldıracak olandır. Bu iki seçenekten biri. Ya insanları tekfir edeceksin, ya da birlik içinde çeşitliliği kabul edeceksin.

 

Spiker: Sahneye baktığımızda süren Amerika-İran müzakereleri var. Yeniden konumlanma yaşanırken iki tarafta ne durumda bu müzakereler? Nasıl yorumlarsınız?

 

Enis Nakkaş: Amerika bölgede müttefik olabileceği güçlü birini arıyor. Çünkü müttefiklerinin güçlü değil, aksine aptal olduğunu düşünüyor. Bu kanaatteler.

 

Spiker: İsrail var?

 

Enis Nakkaş: Ne İsrail'i? Amerika için ne kadar önemliydi İsrail? Bugün hangi Amerikan uzmanına sorarsan sor ''İsrail sürekli bizi arıyor, Hizbullah ile baş edemedi'' der. İsrail bir sonraki savaşın kendisi için yıkıcı olacağını itiraf ediyor. Tek başına böyle bir şeyin altından kalkamaz. Amerikalı realiteyi okur. Arapların hurafelerini okumaz. Bazıları saatlerini 67'de durdurmuş, 67'de yenildik orada kaldık, İsrail yenilmeyecek bir güç, diyorlar. Hayır, gördük işte yeniliyormuş İsrail. Amerikalı realiteyi okuyor. Güçlü müttefikleri yok, sürekli onu çekiştiren müttefikleri var. Bölgede onlara bir görev verdi, hepimiz nasıl ortalığı darmadağın ettiklerini gördük. Amerika bugün müttefiklerinin aptal olduğu kanaatinde. Müttefik arıyor. Bölgeyi bu durumdan kurtaracak, zeki, güçlü bir müttefik arıyor. Sorun burada. Aradığı müttefik onun düşmanı. Onunla ittifak kurma niyeti olmayan biri.

 

Spiker: Sorular var sayın Nakkaş. Nereye gidiyoruz? Krizler içinde mi kalacağız? Kaç sene? Suriye'de 4 yıl oldu...

 

Enis Nakkaş: Bir doğum sancısı hali var. Bu sancı her zaman acılıdır. İyi bir tarafı yok. Kan, gözyaşı ve ilaahiri var. Elimizde, bölgesel güvenliği iyileştirecek, yeni bir sistem getirecek, içinde yaşadığı tüm yanılsamalarından, kimlik ve mezhep çatışmalarından çıkarabilecek karşıt bir strateji varsa o  zaman şiarımız ''ölünün içinden canlıyı çıkardık'' olacaktır. Bu stratejiyi inşa edemezsek, ölüyü iki defa defnetmiş oluruz. Önümüzde bunlar var. Enis Nakkaş iyimser dedikleri zaman, çünkü alternatif bir stratejim var diyebiliyorum.

 

Spiker: Son soru. Rusların uğraşları nereye götürecek? Suriyeli muhaliflerle görüşüyorlar, hükümetle görüşmeler ayarlıyorlar. Suriyeli-Suriyeli diyaloğu kurmaya çalışıyorlar. Başarılı olacaklar mı?

 

Enis Nakkaş: Siyasi çözümde başarılı olacaklardır. Bu görüşmelerde ve detaylarda her bir heyet kendi yönüne çekecektir bazı meseleleri. Sonuçta ise siyasi çözüm sağlanacak ama bu siyasi çözüme askeri eylemin eşlik etmesi şartıyla. Çünkü sahada savaşan esas güçlerden hiç biri müzakere masasında değil. Ve masaya oturmayacak bir terör var. Ondan bahsediyoruz.

 

Spiker: Amerika buna izin verecek mi? Bedel ödetmeden bu çözümün başarıya ulaşmasına izin verecek mi?

 

Enis Nakkaş: Peki aksi halde ne olur? Diyalog olmazsa? Sen askeri olarak yıkıp geçip ilerliyorsun, bu sefer de Amerika'nın müttefikleri bedel ödüyor. Şimdi biz bu meselenin kapısının önündeyiz. Müttefikleri rejimi devirmek amacıyla kapıları açtılar, kırıp döktüler. İran'ın nüfuzunu kırmaya çalıştılar. Ee soralım. İran'ın nüfuzu krizden önce daha mı azdı daha mı fazlaydı? Irak'taki nüfuzu keza daha mı azdı daha mı fazlaydı? Doğru bir şekilde düşünmüyorlar. Sonuçta bedel ödeyecekler. Bütün bu komplolarının bedelinin ödetilmeyeceğini düşünme. Ben büyük bedel ödeyeceklerini düşünüyorum.

 

Spiker: Büyük Arap mütefekkiri sayın Enis Nakkaş'a teşekkür ediyorum.

 

Enis Nakkaş: Ehlen ve sehlen.

 

 

Çev: Hasan Sivri

 

www.medyasafak.net  

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim