• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Konya 25 °C
  • Antalya 29 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Erzurum 20 °C
  • İzmir 28 °C
  • Rize 26 °C

Bizleri Coşturan Büyük Sevinç ve Derinden Yaralayan Ağır Gaflet

Nureddin Şirin

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v)"in yaptığı duaların birinde “Ey halleri, hallerden hallere çeviren Allah"ım” ibareleri geçer.

Bu duanın bir tecellisi ile karşı karşıyayız şimdi.

Yıllardır kan içici siyonist rejimin savaş uçaklarının Türkiye semalarında uçuş yapmasını protesto eder, Filistin"de, Lübnan"da binlerce masum ve savunmasız kardeşimizi katleden bu uçakların ülkemizin semalarında uçmamasını isterdik; ancak Türkiye ile siyonist rejim arasında kurulan "kirli stratejik ilişkiler" haince bir duvar olarak karşımıza çıkardı.

Türkiyeli Müslümanlar her vesileyle siyonist rejim katil uçaklarına, ülkemizin sahasında eğitim yapmasına tepki gösterdi; en son olarak Mescid-i Aksa"ya yönelik siyonist saldırı ve kuşatmayı protesto ve yeni bir "Aksa direnişi destanı" yazan yiğit Kudüslü kardeşlerimizle dayanışma amacıyla düzenlenen protesto eylemlerinde Türkiyeli Müslümanlar bu yöndeki tepkilerini yüksek sesle tekrar gündeme getirmişlerdi.

İHH Başkanı Bülent Yıldırım"ın Taksim"deki büyük protesto eyleminde yaptığı konuşma ve AGD İstanbul Şübe Başkanı Muhammed Kerem Öncel"in siyonist rejim konsolosluğu önünde ve Beyazıt meydanında yaptığı konuşmalar, diğer yandan Türkiye"nin değişik illerinde gerçekleştirilen protesto eylemleri ve basın açıklamaları Türkiyeli Müslümanların siyonist rejim uçaklarına karşı duyduğu öfkeyi en güzel bir şekilde yansıtmıştı.

Türkiye hava sahasında yapılması planlanan ve siyonist rejim savaş uçaklarının da katılacağı “Anadolu Kartalı” adlı ortak askeri tatbikat Türkiye tarafından iptal edilerek Türkiye tarihinde yeni bir sayfa açılmış oldu. Dışişleri Bakanlığı, Gazze"de unutulmaz bir soykırım gerçekleştiren İsrail savaş uçaklarının Türkiye"ye girmesine izin vermeyeceğini siyonist rejime bildirerek tatbikatın yapılmayacağını ortaya koyunca, Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik ilişkiler de büyük bir yara almış oldu.

Siyonist rejim ile "askeri eğitim işbirliği anlaşmaları" imzalayarak Türkiye Müslüman halkının anlına kara bir leke süren ve bizlere yıllar boyu ağır bir utanç yaşatanların bu ihanet süreci de bundan böyle bir darbe almış oldu.

Burada takdirle anılmasıve altı çizilmesi gereken en önemli nokta, Başbakan Recep Tayyib Erdoğan"ın askeri tatbikatın iptal edilmesinin gerekçesi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada “halkımızın isteği ve vicdanına uyarak böyle bir karar aldık” demesidir.

Bu ülkede bir referandum yapılacak olsa, halkın tamamına yakınının bu siyonist rejim ile kurulan tüm askeri anlaşmaların çöpe atılmasını, siyonist rejim elçiliğinin kapatılması ve "İsmail Heniyye Başbakanlığındaki Meşru Filistin Hükümeti" ile doğrudan askeri, siyasi ve ekonomik ilişkilerin kurularak “Türkiye-Filistin Dostluk-Kardeşlik ve Savunma Paktı"nın kurulmasını istediği ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla, Filistin"deki halkın iradesi ile Türkiye halkının iradesi bu noktada aynıdır. Bağımsız ve özgür yönetimlerin bundan başka bir seçeneği de yoktur.

Siyonistlerin bu gelişmeler karşısında sergiledikleri küstah, hırçın, saldırgan ve tehditkar tavırların asıl nedeninin, sadece bir askeri tatbikatın iptal edilmesi noktasında değil de, "Türkiye"de siyonizme karşı yükselen öfke ve politik duruş"tan duydukları endişe ve korku olduğunu Siyonistlerin kendi demeçlerinden görüyoruz.

Türkiyeli Müslümanların siyonist saldırganlık karşısında sergilediği kararlı mücadele sonunda meyvesini verdi; bu sese, bu feryada kulak veren hükümet aldığı bu onurlu kararla hem bir değer ve itibar kazandı, hem de Türkiyeli müslümanların Filistin, Gazze ve Kudüs noktasında meydanlara ve caddelere taşan duyarlılığının sadece bir “sokak gösterileri”nden ibaret kalmadığını göstermiş oldu…

“Kudüs"ün muhafızı” ünvanıyla tanınan mücahid Şeyh Raid Salah"ın ”Mirasımız Derneği” tarafından İstanbul"da düzenlenen programda canlı bağlantıyla yaptığı konuşmada, Gazze savaşı sırasında Siyonist rejim konsolosluğunun kuşatılması eylemine atıfta bulanarak “Türkiyeli Müslümanlar Gazze"nin yanında olduğunu ispat etti” demesi, bu eylemin başlı başına içte ve dışta nasıl yankı bulduğunun bir göstergesi durumundaydı. Bunun gibi ister Gazze saldırıları sırasında, ister Mescid-i Aksa"nın muhasarası sırasında Türkiyeli Müslümanların ortaya koyduğu her bir eylem, Allah Subhanehu ve Teala"nın katından bereketlendirilerek İslam Ümmeti"ni sevindirip Siyonistleri ürküten ve panikleten sonuçlara yol açtı…

Dolayısıyla, her ne kemiyette olursa olsun ihlasla ortaya konulan her bir tavır, kuşkusuz ki Allah Tebareke ve Teala tarafından bereketlendirilecek ve İslam ümmeti'nin kazanımları arasında yerini alacaktır. Sayısal azlık ve çokluk hesabı yapmaksızın İslam"ı ve Müslümanları savunmaya yönelik bir eylem, her halükarda “halleri hallerden en iyi hale çeviren” Rabbimizin kabul edeceği salih amellerdendir… Yeter ki amacımız yalnız ve yalnız Rıza-i İlahi olsun, amellerimiz ihlasla yoğrularak tertemiz bir şekilde Rabbimizin katına ulaşsın…

TRT"DE YAYINLANAN FİLM VE SİYONİSTLERİN BÜYÜK ÖFKESİ

Yıllardır bu ülkede batılın elinde bir silah olarak kullanılan TRT, Salı günü Filistin"de Siyonist işgal güçlerinin masum insanları, nasıl da acımasız bir şekilde katlettiğini konu edinen “Aşkta ve Savaşta Filistin” adlı bir film yayınladı.

Bu filmin yayınlanacağını öğrenmiş ve içeriğini görünce bir hayli sevinmiştik. Böyle bir filmin yayınlanmasıyla siyonist rejimin vahşi çehresinin kamuoyunda daha iyi kavranacağını, siyonistlerin de bundan büyük bir rahatsızlık duyacağını biliyorduk.

Filmin yayınlanmasının ardından siyonist rejimin gösterdiği tepki, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilimin örneğini sergiledi. Kanlı ve cinayetkar çehrelerinin daha belirgin bir şekilde görülmesinden öfkeye kapılan, diğer bir ifadeyle salyalarını dökerek kudurgan bir hal alan siyonist rejim dışişleri bakanı Avigdor Lieberman Türkiye aleyhinde çirkince ve küstahça ifadeler kullanarak siyonist rejimin Ankara"daki elçisini geri çağırdığını açıkladı.

Lieberman açıklamasında filmin yayınlanmasına küstahça tepki göstererek “Hükümetin kontrol ettiği bir kanalda böyle bir dizi yayınlamak tahrikin en ağır biçimidir” sözüyle duydukları panik ve rahatsızlığı dile getirdi. Savunmasız bebeklerin, çocukların ve kadınların üzerine tonlarca bomba dökerek Gazze"yi baştan başa kan gölüne çeviren bu siyonistler yaptıkları bu soykırımları “kışkırtıcı” olarak görmüyor da, işledikleri üç beş cinayetin anlatılmasından büyük bir öfkeye kapılıyorlar.

Şöyle diyor: Lieberman: “Bu dizinin yayınlanması en şiddetli cinsinden bir tahriktir ve bu hükümetin sponsorluğu ile gerçekleştirilmektedir. Gerçekle en ufak bir ilgisi bulunmayan ve İsrail askerlerini masum çocukların katilleri olarak gösteren böylesi bir dizinin düşman devletler tarafından bile gösterilmeye değecek bir tarafı yoktur, nerde kaldı ki İsrail"in kendisiyle diplomatik ilişki sürdürdüğü bir devlette yayınlansın.”

Bu siyonistlerin tarih boyu gerçekleştirdikleri katliamların film yapılması halinde bir saatlik bir gösterimle bunların ortaya konulamayacağını akli selim sahibi herkes bilir. Günler, aylar boyu sürecek bir gösterim bu katliamlarının küçük bir kısmını anlatmaya vesile olabilir ancak. Acaba “kışkırtıcı” olan kana susamış bu cellatlar mı, yoksa, bu katliamların bir zerresini kamuoyunun gözlerinin önüne serenler mi?

“Anadolu Kartalı” adlı askeri tatbikatın iptal edilerek siyonist rejim uçaklarının Türkiye"ye gelmesine izin verilmemesi ve TRT 1"de yayınlanan “Aşkta ve Savaşta Filistin” adlı film Türkiye"deki artık yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

O halde bizler, Türkiyeli Müslümanlar olarak “halleri hallerden en iyi hale çeviren” Rabbimize hamd ederek, aynı azim ve kararlılıkla, aynı gayret ve fedakarlıkla adımlarımızı atmaya devam etmeli ve bu kanser mikrobu Siyonist rejime karşı olan öfkemize volkanlara dönüştürerek “özgür Kudüs, İsrail"siz bir dünya” idealimizi gerçekleştirme yönündeki mücadelemizi yükseltmeliyiz.

Rabbimizin vaad ettiği günler yakındır inşallah…

MISIR REJİMİNİN BİTMEYEN KALLEŞLİĞİ VE YUSUF EBU ZUHRİ"NİN ŞEHADETİ

Amerika ve Siyonist İsrail rejiminin yeminli işbirlikçisi Firavun Mısır rejimi ihanet ve kalleşliklerine bir yenisini daha ekleyerek, Hamas hareketi"nin Gazze sözcüsü Dr. Sami Ebu Zuhri"nin 38 yaşındaki kardeşi Yusuf Ebu Zuhri"yi ağır işkencelerle vahşice şehid etti.

“Yasa dışı” yollarla Gazze"den Mısır"a geçtiği gerekçesiyle yaklaşık 4 aydır Mısır zindanlarında tutuklu bulunan Yusuf Ebu Zuhri"ye isnad edilen suçlama tek başına Mısır"daki rejimin ne denli hain, alçak, barbar, zalim ve olduğunu göstermektedir.

Üç yılı aşkındır Gazze"ye uygulanan insanlık dışı ambargoyu sıkıca uygulayan Firavun Mısır rejimi Gazze halkının boğazını sıkıp can damarlarını keserken, diğer yandan kapıların kapanmasından dolayı tünelleri kullanarak geçiş yapmaya çalışan Filistinlileri de “işkence” ile katlediyor.

Bu firavun rejimi, Filistinli kardeşlerimizin Gazze savunmasını güçlendirmek için onlara silah ve lojistik destek sağlayan Hizbullah mensuplarını tutuklayarak işkenceler altına almış ve askeri mahkemelerde idam cezası talebiyle yargılamaya başlamıştı.

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrullah"ın, “biz bundan iftihar duyuyoruz” diye tanımladığı, düşmanların her türlü engelini ve ambargonun duvarlarını aşarak Gazze"ye silah soktukları için Sami Şihab ve arkadaşları idam cezasıyla yargılanırken, Mısır cellatları “yasa dışı” yollardan Mısır"a giriş yaptılar gerekçesini ileri sürerek Filistinli kardeşlerimizi işkenceyle katlediyor.

Acaba Hüsnü Mübarek adlı bu azgın tağutun zulümleri Firavun ve Nemrud"ların zulümlerini geride bırakmadı mı? Bundan daha büyük bir alçaklık, bundan daha büyük bir kalleşlik, bundan daha büyük ihanet olabilir miydi?

İsra Haber Yayın Yönetmeni İsa Eren kardeşimiz, Yusuf Ebu Zuhri"nin şehid edilmesi olayıyla ilgili olarak, Dr. Sami Ebu Zuhri"ye ulaşıp onunla bir röportaj gerçekleştirdi.

Türkiyeli Müslümanların Gazze"ye, Filistin İslami direnişine nasıl sahip çıktıklarını bizzat İstanbul"da gözlemleyen ve bundan dolayı da her zaman minnettarlığını ifade eden Sami Ebu Zuhri, İsra Haber aracılığı ile Türkiye"li Müslümanlara, ülkemizdeki insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerine bir çağrı yaptı:

Sami Ebu Zuhri bu çağrısında “Biz, tüm insan hakları örgütlerinden, kuruluşlarından seslerini yükseltmelerini ve Mısır hapishanelerindeki bu insanlık dışı uygulamaları protesto etmelerini istiyoruz. Türkiye"deki İnsan hakları kuruluşlarından da kınama nesajı yayınlamalarını, Mısır hükümetini soruşturma başlatmaya sevk edici girişimlerde bulunmalarını istiyorum. Bu örgütler, yabancı ülkelerdeki insan hakları kuruluşlarını da aynı amaç için harekete geçirmelidir” diyor…

Bizler düzenlediğimiz eylemlerde “Hepimiz Hamas"ın askerleriyiz” “Hamas burada Siyonistler nerede” diye sloganlarla Hamas ile dayanışmamızı hep dile getirdik. Bu çağrıdan sonra, ihanet, kalleşlik ve zorbalıkta sınır tanımayan Firavun Mısır rejimine karşı yumruklarımızı sıkıp feryadlarımızla cellatların kulaklarını sağır etmemiz gerekiyor…

Türkiyeli Müslümanlar olarak bu konudaki sorumluluğumuzu en güzel ve etkili bir şekilde yerine getireceğiz inşallah…

ÇEÇEN KASAPLARI"NIN ELİNİ SIKMAK DA NEREDEN ÇIKTI?

Rus işbirlikçisi, katil ve hain Ramzan Kadirov yönetimi Seyfullah Türksoy adlı aşağılık bir “işbirlikçi”sini kullanarak Türkiye"de çirkin bir operasyon gerçekleştirdi.

Seyfullah Türksoy adlı bu aşağılık varlık Ramzan Kadirov"un planı üzere, Türkiye"de bazı gazeteci, sivil toplum örgütleri ve medya mensuplarını toplayarak Çeçenistan"a götürdü. Bu operasyonun amacı zulüm, katliam, cinayet ve fisk-u fücur batağında yüzen Kadirov alçağını Türkiye kamuoyu nezdinde meşrulaştırmak ve bu hain yönetimin Çeçenistanlı kardeşlerimize yönelik gerçekleştirdiği utanç dolu insanlık dışı saldırı ve cinayetlerin üzerini örtmek ve unutturmaktı.

Sivil toplum ve örgütlerinde ve medya organlarında yönetici olmak dünyada, özellikle de İslam coğrafyasında olup bitenler hakkında en azından genel bir bilgiye sahip olmayı gerektirir. Acaba Kadirov"in davetini kabul ederek Çeçenistan"a gidenler, bu işbirlikçi cellatın nasıl biri olduğunu, Çeçenistan mazlum halkına ne zulümler çektirdiğini, mücahidleri nasıl vahşice katlettiğini, ne denli rezil ve aşağılık bir varlık olduğunu hiç bilmiyorlar mıydı?

Eğer bilmiyorlardıysa, bundan daha büyük bir gaflet, cehalet ve aymazlık olabilir mi? Eğer biliyordularsa, bile bile bu şeytanca davete icap ederek Ramzan Kadirov"un sofrasına oturanlar, bu hain işbirlikçinin gerçekleştirdiği tüm zulüm, cinayet ve katliamlara ortak olmuş olmuyorlar mı?

Örneğin bu davete katılan Mustafa Özcan, daha önce kendi sitesinde yazdığı bir yazıda, Kadirov"un nasıl bir işbirlikçi olduğunu Mahmud Abbas"ın Çeçenistan"a gidişi dolayısıyla “Kuklaların Çeçenistan Buluşması”başlığı altında şöyle yazmıştı:

“Çeçenistan'a geçmesi de bu hususta icazetli olduğunu gösterir. Çeçenistan'da kendisi gibi kukla lider Kadirov'la görüşen Filistinli lider Abbas, "Kendimi yurdumda hissediyorum" demiş. Çeçenistan'a Rusya ile aynı pencereden baktığını ima etmiş. Çeçenistan'a Moskova penceresinden bakan Filistin'e de zararı yok Amerikan penceresinden bakar. Bunun için de İsrail ile kavgayı bir tarafa bırakır kendi içinde HAMAS'la kavgaya tutuşur. Kadirov tarafından karşılanan Abbas, liderlerin daha önceki buluşmalarının fotoğraflarıyla süslenen bir yoldan geçerek Kadirov'un rezidansına gidiyor. Abbas, gelişinde gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Burada kendimizi yurdumuzda hissediyoruz. Allah'a şükür Çeçen Cumhuriyeti'nin başkentine geldik'' buyurmuş. Kadirov, Aralık başında hac farizasını yerine getirdiği Mekke'de Abbas ile bir araya gelmişti. Şayanı dikkat olan Abbas'ın Medvedev'le görüşmeden önce kukladaşı olan Kadirov'la bir araya gelmiş olmasıdır. Ayağının tozuyla ABD'den Çeçenistan'a geçiyor. Bu ne sevgi ah! Dolayısıyla asıl amaç Rus liderlerle görüşmek değil kuklaların dayanışması pozunu vermek ve Kadirov'u halkının nazarında meşrulaştırmak.”

Peki şimdi bu Mustafa Özcan, Çeçenistan"a giderek, kendi deyimiyle “Kadirov"un rezidansı”na giderek, “Kadirov"u halkının nazarında meşrulaştırmak”tan başka ne yapmış oldu?

Ramazan Kadirov yönetimi adı Türkiye'de medya operasyonları düzenleyen bu Seyfullah Türksoy adlı işbirlikçinin kervanına katılan Mustafa Özcan, bakınız orada neler demiş:

“Burayı gelip görmeyen-buradaki sürecin detaylarını bilmeyen insanların yorum yapmasını yanlış buluyorum. Ben gelmeden önce farklı düşünceler içersindeydim şu anda bu düşüncelerim tamamen değişti.”(“Çeçenistan Kafkasya"nın İslam Merkezi Oluyor” Seyfullah Türksoy)

Seyfullah Türksoy aynı yazısında Hukukçular Derneği Başkanı Kamil Uğur Yaralı"nın şöyle dediğini aktarıyor:

“Buradaki gerçeklerin Türkiye"deki Çeçen mültecilere ve hala dağlarda mücadele veren bazı gençlere anlatılması lazım”

Sonuç itibariyle, kelimenin en hafif ifadesiyle büyük bir aymazlık gösteren, hem Türkiyeli Müslümanları, hem de Çeçenistanlı kardeşlerimizi, çeçen mücahidlerinin ve şehidlerinin ailelerini derinden yaralayan bu şeytanca “Kadirov Operasyonu”na katılanları kamuoyu önünde açıkça özür dilemeye davet ediyoruz…
 

velfecr

Bu yazı toplam 2439 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim