• BIST 92.382
  • Altın 358,769
  • Dolar 6,7585
  • Euro 7,3635
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 5 °C
  • Antalya 13 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 9 °C
  • Rize 5 °C

Abdullah Gül'den Bomba Açıklamalar

Abdullah Gül'den Bomba Açıklamalar
Abdullah Gül suskunluğunu bozup açıktan Ali Babacan'a destek verdiğini ilan etti

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gündeme ilişkin bomba açıklamalar yaptı. Karar gazetesi yazarları Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğur'a röportaj veren Gül, AK Parti iktidarının politikalarına yönelik sert eleştiriler getirirken, Ali Babacan'ın kuracağı yeni partiyi desteklediğini de ilk kez itiraf etti. Siyasal İslam'la ilgili sözleri büyük kıyamet koparacak olan Abdullah Gül'ün, Suriye ile toptan bir savaşa girilmemesi gerektiği yönündeki tespitleri de AK Parti'yi kızdıracak cinsten. İşte Abdullah Gül'un verdiği röportajdan bazı satır başları...

"Cumhurbaşkanı iken de parlamenter sistemin Türkiye için daha doğru olduğunu söyledim. Türk tipi başkanlık sistemini istemedim. Benim tercihim tam demokratik parlamenter sistemden yana. TBMM bugüne kadar hiç bu kadar önemsizleştirilmemişti. Türkiye bunun noksanlığını hissediyor. Parlamenter sisteme dönmek şart."

Suriye ile topyekün savaşa girilmemeli

İdlib’de olup bitenlerle ilgili fazla bir şey söylemem pek mümkün değil. Çünkü sahadaki gerçeklere, bilgilere tam vakıf değilim. Tabiatıyla askeri durumları, istihbarat verilerini şu anda işin başında olanlar, pozisyonları gereği değerlendirip, kararlarını verecekler. Onlara şu an için ‘bunu değil şunu yapın’ şeklinde tavsiyede bulunmak doğrusu sorumsuz bir davranış olur benim açımdan. Söyleyeceğim şey, çok kışkırtılıyor olsak da Suriye ile topyekün bir savaşa girmemek yönünde olur.

Suriye politikası daha başından yanlıştı

Daha işin başında bütün dünyanın Suriye’ye yaklaşımının çok yanlış olduğunu söyleyebilirim. (Bunu Türkiye açısından mı söylüyorsunuz?) Bunu önce konuya müdahil tüm devletler için söylerim. Ama öncelikle Suriye ile sınırdaş, güvenliği sınırındaki güvenlikle kaçınılmaz ve doğrudan alakalı bir ülke olarak bizim için de bu husus çok önemli. Dolayısıyla böylece başlayan olaylar sonunda, maalesef bugün bu noktalara gelinmiş oldu. Ne yazık ki, görülmemiş acılar, hüzün ve yıkım yaşanıyor.

İran ve Rusya'nın desteği afife alındı

(Somut olarak nerede yanlış yapıldı?) İran ve Rusya’nın Suriye rejimine desteği hafife alındı. Halbuki, İran için rejimin düşmemesi bir varoluş sebebidir. Rusya için ise Çarlık, Komünizm ve bugünkü yönetim için de stratejik olan sıcak denizlere ulaşım meselesidir. Amerika askeri olarak gelmeyeceğini belli ettikten sonra Rusya ve İran’ın kararlılığını dengeleyecek başka bir güç mevcut değildi. Rusların başlattığı büyük çıkartma Ekim 2015’te gerçekleşti. Bundan önce siyasi çözüm çabaları başlamış olmalıydı. Siz bir şeyi bir kez kırdığınızda artık onun sahibi oluyorsunuz. Bir yere bir kez girdiğinizde, müdahil olduğunuzda eğer dengeleri kurmadıysanız, çıkış stratejisini çok iyi oluşturmadıysanız giderek o işin içine çekiliyorsunuz, ondan sonraki gelişmeler sorunu yönetmek noktasına kadar sizi sürüklüyor ve problem sizin probleminize dönüşüyor.

Rusya ile ilişkilerde ölçü kaçtı S400'lerde yanlış yapıldı

Son dönemlerdeki ilişkilerde bu açıdan biraz ölçü kaçtı. Özellikle askeri alandaki S-400 meselesi belki en kritik olanı. Çünkü nihayette Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün standartları, miğferinden tutun da hava kuvvetlerine, kara kuvvetlerine kadar her şeyi NATO standartlarında. TSK'nın gücünün etkinliği de aslında oradan geliyor. Bütün tatbikatlar, eğitimler, lojistikler, bunlar arka planda çok büyük organizasyonların eseri. Bu açıdan o konuda açıkçası doğru yapılmadığı kanaatindeyim. Çünkü bir ülkenin bir elinde S-400, öbür elinde de bu silah sistemlerini by-pass etmek için geliştirilmiş uçakların olamayacağını asker ve diplomatların görmesi gerekirdi. Türkiye'nin F-35'lerle ilgili meselesi gelecekteki hava kuvvetlerimizin gücüyle ilgili bir konu. O açıdan belki daha vakitler vardır, konuya bu açıdan tekrar bakılması gerekir. Cumhurbaşkanı olduğum dönemde bu konular yine gündemdeydi. O zaman bana hem askerlerin hem Hariciyenin verdiği brifingler çerçevesinde bunları söylüyorum.

Türkiye askeri gücünü fazla kullanıyor

(Türkiye’nin dış politikada yalnızlaştığı değerlendirmesine katılır mısınız?) Aşikâr olan bir şeyi tartışmaya gerek var mı? (...) Ben şuna inanırım ‘hard power’ caydırıcılık için vardır. Ordunun güçlü olması tabii hepimizi gururlandırır. Ama güçlü ordunun varlığı savaştıralım diye değil, caydırıcı olması içindir. Savaşı önlemek içindir. Onun yerine diplomasiyle, yani soft power ile, yumuşak güçle hareket ederseniz, o zaman problemlerin çözümü, dünyaya bakışınız daha farklı olur. 

(Türkiye askeri gücünü çok mu kullanıyor son dönemde. Hard power’ı çok mu kullanıyor?) Evet. Türkiye'nin hard power’ı çok kullanması caydırıcılığını azaltır. Onun yerine Türkiye'nin soft power’ı devrede olmalıdır. Ama soft power kendi evinin içinde başlar. Önce evin içini düzene koymak gerekir. Bu dışarıya güçlü yansır. İç ve dış politika zaten çok birbirinden ayrılabilir şeyler değil. Soft power’la Türkiye etki alanını çok daha fazla genişletebilir. Kendisine çok daha fazla dost bulabilir kanaatindeyim.

Ali Babacan'ı ve partisini destekliyorum

(Ali Babacan'ın kuracağı partinin neresindesiniz?) Aslında bunu Ali Bey çok dürüst ve samimi bir şekilde kamuoyuna açıkladı. Ben cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra aktif siyasetin içinde olmayacağımı söylemiştim. Ben tutarlı olmaya çalışan bir insanım. Dolayısıyla gündelik siyasetin içinde değilim. Ancak yakıcı memleket meseleleri varken tecrübemi kendime saklayacak bir insan da olmam beklenemez. Memleketimin faydasına gördüğüm temel konularda usulüne uygun bir şekilde siyasete katkı sunmak ve görüşlerimi paylaşmak hem hakkım hem de görevim. Ali Bey parti kurma çalışmalarını sürdürürken kamuoyunu gerektiğinde bilgilendiriyor ve benimle de zaman zaman görüşüyor. (Partiyi destekliyorsunuz ama değil mi?) Tabii ki destekliyorum. Ali Bey’in karakterine, eğitimine, bilgisine, siyaset üslubuna güvenen ve takdir eden bir insanım.

En iyisi tam demokratik parlamenter sistem

(Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi, üç yıla yaklaştı. Sistemi nasıl görüyorsunuz, oturdu mu sizce?) Cumhurbaşkanı iken de parlamenter sistemin Türkiye için daha doğru olduğunu söyledim. Hatta Cumhurbaşkanı olarak yetkilerimin azaltılmasının bile demokratik nizama daha uygun olacağını sık sık ifade ettim. Çünkü o Anayasa'da Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler bir darbe anayasasında darbenin başının cumhurbaşkanı olduğu düşünülerek verilmişti. O yetkileri parlamenter sisteme inanan benden önceki Cumhurbaşkanları da kullanmamaya çok özen göstermişlerdir. O zaman yeni anayasa taslağı ortaya çıkınca açıkça söyledim. Şimdiye kadar Türk tipi bir parlamenter sistemle yönetildik. Vesayet sistemleri vardı, gölge kabineler vardı. Bunlar Türkiye'nin başına neler açtı. Bundan sonra da Türk tipi bir başkanlık sistemi olmasın dedim. Benim tercihim tam demokratik parlamenter sistemden yanadır. Bunu o zaman da konuştum tavrımı da ona göre koydum.

TBMM hiç bu kadar önemsizleştirilmemişti

(Parlamenter sisteme geri dönülmesi fikrine katılıyor musunuz?) Biraz evvel tam demokratik parlamenter sistemden yana olduğumu beyan ettim. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Osmanlı Devleti Yemen'de dahi sandık kurmuş, seçim yaptırmış. Meclis-i Mebusan var. Parlamento geleneği Cumhuriyet'in öncesinde de var. Meclis öncülük etmiş Kurtuluş Savaşı'na. Zaman zaman meclisin ağırlığı tartışma konusu olmuştur ama meclis her zaman politikanın, Türk siyasetinin merkezidir. Milli irade her daim Meclis’in şahsında tecessüm etmiştir. Siyasi partilerin ağır topları diye söylediğimiz önemli siyasi figürler hep Meclis’ten gelmiştir. TBMM bugüne kadar hiç bu kadar önemsizleştirilmemişti. Bunun noksanlığını Türkiye hissediyor.

31 seçimlerinin iptal edilmesine neden karşı çıktı?

Bana yapılan yanlışın başkasına yapılmasını istemem. Özel hayatımda da buna dikkat etmeye çalışırım. O gün o yanlış yapılmıştı bana. Şahsımda bütün millete yapılmıştı. Millet de karşılığını o zaman verdi sandıkta. Burada da bir yanlış yapıldı. Yanlışın karşılığını da hep beraber görmüş olduk. Tutarlı olmamız lazım.

Siyasal İslam tüm dünyada çöktü

(AK Parti tecrübesi dindar insanların, İslami hareketlerin demokrasiyle bir araya gelebileceği tecrübesi İslam dünyasındaki ülkelere ve İslami hareketlere de model olmuştu.) Bunun örneğini ilk dönemimizde verdik ve dindar insanların devlet yönetimini nasıl rasyonel esaslara göre yönetebildiklerini sergiledik. Bu başarı tüm İslam dünyasına ve hatta İslami hareketlere bir dönem ilham kaynağı oldu. Şimdi Siyasi İslam’ın çöküşü diye çok tartışmalar var.

(Siyasi İslam’ın çöktüğünü mü düşünüyorsunuz?) Öyle, tüm dünyada. Biz bunu görüp, paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik, ama sürdürülemedi.

Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim