Yine katsayı... Meslek lisesi, herkesin meselesi!

Hasan Karakaya

Günlerdir konuşuyor, tartışıyor, gösteriler yapıyor, pankartlar açıyor ve gırtlağımızı patlatırcasına bağırıyoruz... Tek şey istiyoruz; eşitlik ve adalet...
Hiç kimse "imtiyaz" istemiyor, hiç kimse "ayrıcalık" istemiyor...
Hemen herkes, "Anayasa"nın 10. maddesi"ndeki "Kanunlar önünde herkes eşittir" ifadesinin uygulanmasını istiyor...
Yani, hiç kimse; "İmam Hatip ve Meslek Lisesi"nden mezun olan öğrencilere "pozitif ayrımcılık" yapılsın da, "üniversite"ye sadece onlar girsin, "düz lise" mezunları açıkta kalsın demiyor... Dedikleri şu: "Düz lise mezunları da, İHL ve meslek lisesi mezunları da, ÖSS"ye eşit şartlarda girsin, eşit şartlarda yarışsın ve ipi kim önde göğüslerse, yarışı kazanan o olsun!..
Bu yarışta, hiçbir öğrencinin ayaklarına pranga vurulmasın, bileklerine gülle bağlanmasın!"
Sadece bunu istiyorlar!..
Tam 12 yıldır bunu istiyorlar!..
Tekrar edelim;
"Ayrıcalık" değil, "eşitlik" istiyorlar!..
Evet, "katsayı eşitliği" istiyorlar!
TEK ÇÖZÜM, YÖK"ÜN ÖNERİSİ
Dün sabah Cağaloğlu"ndaki ÖNDER Genel Merkezi"nde, hem "kahvaltı" yaptık, hem de "katsayı" konusunda "istişare"de bulunduk.
ÖNDER"in yeni genel başkanı Hüseyin Korkut"un açış konuşmasından sonra; eski başkan İbrahim Solmaz, TGTV Başkanı Av. Necati Ceylan, Ensar Vakfı Başkanı Ahmet Şişman ve Memur-Sen İstanbul İl Başkanı Ahmet Yurtman ile gazeteci meslektaşlarımız "katsayı adaletsizliği" konusundaki görüşlerini açıkladılar.
İbrahim Solmaz, "son 12 yılın tarihçesi"ni anlatırken, İHL"lere kurulan "tuzak"lardan, atlatılan "badire"lerden örnekler verdi... Sözünü de, "Artık bir çözüm bulunsun" sözleriyle tamamladı...
Peki, "çözüm" ne?..
Şu an görünen o ki; YÖK"ün önerdiği "minimize edilmiş bir katsayı" ile sorun aşılabilir...
Yani, sınavda alınan puan, "ondalık katsayı" ile değil "bindelik katsayı" ile çarpılırsa, hem "Danıştay"ın kaprisi"ne cevap verilmiş olunur, hem de; genelde "meslek lisesi" öğrencilerinin, özelde "İHL mezunları"nın "mağduriyet"leri kısmen giderilmiş olur!
Bu "teklif"ler yapılırken, bir an için "12 yıl öncesine" gittim...
"Neredeen nereye" dedim kendi kendime;
"12 yıl öncesinin 28 Şubat zifiri karanlığında 5+3 modeli üzerinde direniyor, İmam Hatip"lerin orta kısımlarının kapatılmasına şiddetle karşı çıkıyorduk... Bugün ise katsayı eşitliği sağlanmasına razı oluyoruz!
Mevzi mi kaybettik, ne?!?.."
AKIL ZORUYLA DEĞİL, DİPÇİK ZORUYLA!
Neyse, geçmişe "mazi" deyip, bugüne gelelim...
Danıştay, öyle bir karar verdi ki;
Bunu ne "akıl ve mantık"la, ne de "hukuk"la izah etmenin mümkünatı yok!..
Belki de "dipçik"le izah edilebilir!..
Öyle ya;
"Darbe"den "ülke yönetimi"ne, "siyaset"ten "eğitim"e kadar hemen her konuda "uzman" ve "bir bilen" olan Genelkurmayımız, hazırladığı 21 Ağustos 2009 tarihli "andıç"la nasıl bir "katsayı uzmanı" olduğunu ortaya koymuştu!..
Öyle sanıyorum ki;
Danıştay da, işte bu "andıç"tan sonra verdi "katsayı eşitliği aleyhindeki" kararını!..
Malûm,
Son derece "bağımsız"dır bizim yargımız!..
Yine malûm ki;
14 Temmuz 1998"de de, Kemal Gürüz başkanlığındaki YÖK"ümüz, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir"in "yazılı rica"(!)sı üzerine "katsayı zulmü"ne start vermişti!..
DANIŞTAY"IN TUTARSIZ KARARLARI
Bu hatırlatmaları yaptığımıza göre, gelelim Danıştay"ın kararının niçin "akıl, mantık ve hukuk dışı" olduğu meselesine...
Bu karar, her şeyden önce, "kanunlar önünde herkes eşittir" diyen Anayasa"nın 10. maddesine aykırıdır!.. Çünkü Danıştay"ın kararı "İHL ve meslek lisesi mezunlarının haklarını gasp etmekte" yani eşitliği bozmaktadır!..
Bunun da ötesinde;
Son karar, "Danıştay"ın eski kararlarına da ters"tir!.. Daha önceleri Diyarbakır Barosu"nun RTÜK"teki yönetmelik düzenlemesiyle ilgili açtığı bir dâvâ konusunda "Siz avukatlığınızla ilgilenin!.. RTÜK sizin işiniz değil" diyen Danıştay, İstanbul Barosu"nun "katsayı eşitliğinin iptal edilmesini" isteyen başvurusunu hemen değerlendirmeye almıştır!..
Peki, İstanbul Barosu"nun ayrıcalığı ne?..
Onların dışkısında "gökboncuk" mu var?..
Ya da, Diyarbakır Barosu"nun bir suçu mu vardır ki; onlara "işinize bakın" deniliyor?..
Yazmaktan gına geldi ama yine yazacağım...
Danıştay gerek 5 yıl önce, gerek 5 ay önce verdiği "iki karar"da demişti ki; "Sınavı düzenleme ve katsayıyı belirleme yetkisi YÖK"tedir"!..
Şimdi ise;
"Ben sizin babanızım!.. Ben ne dersem o olur" dercesine, "YÖK"ün kararını çiğniyor" ve kendini "YÖK yerine" koyarak karar veriyor!..
Gelin de; akılla, mantıkla ve hukukla izah edin bu tavrı!.. Edemezsiniz!..
Çünkü bu tavır;
Tam "Demirel"ce" bir tavırdır!..
Süleyman Demirel nasıl ki yıllar boyunca "birbirine tezat" söylem ve eylemde bulunmuş, bunu da "Dün dündür, bugün bugündür" diye izah etmiştir, Danıştay"ın "tutarsız" kararları da, "Siyaset"ten sonra "Hukuk"ta da "dün dündür" döneminin başladığını göstermektedir.
Vakit, bugünkü manşetinde;
"Orası Baba"nın Danıştay"ı mı?" diye sorarak, çok güzel bir tesbit ve teşhiste bulunmuştur!..
Gerçekten de, çok yerinde bir soru;
"Orası Baba"nın Danıştay"ı mı?"
Danıştay"ın "bir öyle, bir böyle" kararları, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..
İZMİRLİ HAKİM BEYİN İKİZLERİ
Dünkü "istişare toplantısı" esnasında, nicedir kafamda dolaşan bir "soru"ya da cevap buldum!..
Hani, 32. Gün"de konuşan Prof. Dr. Şahin Filiz ve CHP"li Prof. Dr. Nur Serter, katsayı sorununu "YÖK"ten" değil "kökten" çözecek bir teklifte bulunup, "İmam Hatip liseleri tamamen kapatılsın!" şeklinde bir "inci" yumurtlamışlardı ya!..
Hani, İzmir 29. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Erhan Atlı da, kendisi gibi "hukukçu" olmayı hedefleyen "ikiz" çocukları Banu ile Kerem"in "katsayı eşitliği ile mağdur olacaklarını" iddia etmiş, Danıştay"ın "eşitliği bozan" kararından sonra, derin bir "ohh" çekip; "Ohh... Artık ikizlerim hukukçu olabilecek" diye sevinmişti ya; bu "iki görüşü" o günden beri düşünüyorum;
"Katsayı zulmü" devam ederse, hakim beyin oğlu ve kızı belki üniversiteye girebilecek ama, İHL"lerde ve meslek liselerinde okuyan "yüzbinlerce öğrenci"ye üniversite hayâl olacak!..
O halde, İHL"leri kapatalım!!!.. Ne olacak kapatınca?.. Olacağı şu: İHL"lerde okuyan 200 bine yakın öğrenci düz liselere devam etmek zorunda kalacak!..
Bu durumda, hakim beyin ikiz çocuklarının şansı yine azalacak!..
Haa, hakim bey şunu diyebilir:
"Benden sonra tufan!..
Benim ikizlerim bu sene üniversiteye girsin de, ondan sonra ne yapılırsa yapılsın!"
İyi ama, o zaman sorarlar adama;
"Kişiye özel hukuk, hukuk olur mu?"
Ne yani;
Üniversite sınavında hakimin ikizleri "loca"da oturur, İHL mezunları "üçüncü mevki"de oturur diye bir kural mı var hukukta?..
Eğer "eğitimde fırsat eşitliği" diyorsak ve bunda samimi isek; bazılarını "loca"ya oturtma, bazılarını "üçüncü mevki"ye postalama gibi bir hakkımız olamaz!..
Herkes "Anayasa"ya ve "yasa"lara uygun davranmalı, "eğitimde fırsat eşitliği" ilkesini "bu ülkenin bütün çocukları" için işletmelidir!..
ÖNDER Genel Merkezi"ndeki "istişare toplantısı"nda işte bunları düşündüm, bir kısmını da dile getirdim.
Şimdi, kulağım kirişte bekliyorum;
"Meslek Lisesi, Memleket Meselesi" diye kampanya açanlar, acaba ne zaman konuşacak?..
Sahi, onların sesi niye çıkmıyor?..
=================
Öğretmenler de isyanda!
Zannediyorlar ki, "katsayı zulmü"nden mağdur olan sadece "Meslek Lisesi öğrencileri"dir...
Danıştay"ın "eşitsizliğe devam" kararıyla, "istikballeri katledilen" yüzbinlerce öğrenci, elbette etkilenmiş, elbette kimyaları bozulmuş ve elbette "travma" yaşamaktadırlar!..
Peki, öğrenciler "travma" yaşamaktadır da, onların "anne ve babaları" hiç üzülmemekte midir?.. Sadece benim gördüğüm birçok anne-baba var ki; neredeyse "hayata küsmüş"ler, ağızlarını bıçak açmaz olmuştur... Danıştay"ın kararı açıklandığından beri, "başları hep önde" ve yüzleri hiç gülmüyor!..
Dün gördüm ki; "öğretmenler de isyanda"dır... Hani bir anne-baba, "evlâdının mürüvvetini görmek" ister ya, İHL ve meslek liselerinde ders veren öğretmenler de, öğrencilerini "üniversitede" görmek istiyor... Göremeyince de, haklı olarak "isyan" ediyorlar... "Ne yani" diyorlar; "Biz, yetiştirdiğimiz öğrencilerimizin mürüvetini göremeyecek miyiz? Onların üniversiteleri bitirip, büyük adam olduklarını görüp mutlu olamayacak mıyız?.."
Peki, sorarım size; öğrencilere, anne-babalara ve öğretmenlere bu "işkence"yi yaşatmak kimin haddine?..