Yeni görüntülerin düşündürdükleri

Merve Kavakçı

15 Temmuz’u küçümseyenler, tiyatro diyenler unutturmaya çalışanlar, yüzleri kızarıyordur sanırım. Umarım. Bir miktar utanmaları varsa tabii ki. İddianameler tamamlanıp mahkemeler bir bir kurulurken ortaya çıkan delillerdeki detaylar insanın tüylerini ürpertecek nitelikte. Derdest edilen komutanlar, üzerlerine abanılan rütbeliler, yerlerde süründürülen siviller, göz göre göre şehid edilen insanlar hepsi detaylarla gün yüzüne çıkıyor. Bir de emir subayı olmasına rağmen komuta düzeyinde darbe yöneten ahlaksızlar var görüntülerde. Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde emir subayı ama Fetullahçı Terör Örgütü bünyesinde general gibi davranıyor. Emir almıyor veriyor, Genelkurmay binasında üzerine çullanılıp yere yatırılan komutanların arasından hiçbir şey olmamışçasına yukarıya süzülen ahlaksızlardan söz ediyoruz. Komutanları odalarında tutsak alıp koridorlarda dur diyen sivillere ateş açan katillerden söz ediyoruz. İşte bu görüntüler, tam olarak paralel devlet yapılanmasını ifşa ediyor bize.

Ergenekon, Balyoz dizi davalarında suçlu yani seçilmiş iktidara ihanet içerisinde olup darbe ile dönemin Ak Parti hükümetini indirmek isteyenler kadar masum, suçsuz yani darbe girişimi ile hiçbir alakası olmayanların da Ergenekonculara dahil edildiğini biliyoruz. Bu ikinci gruptan yani masum olduğu halde FETO tarafından davanın içine çekilen bir komutanın şu ifadesi tüyler ürperticiydi: GATA’da bir şeylerin yanlış gittiğini ilk fark ettiğim anlardan biri odama giren er mesabesindeki askerin, çıkarken kapıyı küt diye çarpıp gitmesi olmuştu. Askeri terbiye içinde bunun anlaşılır bir tarafı olamazdı... 15 Temmuz darbe girişimine ait görüntülerin ortaya çıkması, şimdiye kadar bizim vakıf olmadığımız ama 1980’lerden bugüne yavaş yavaş aramızda ağlarını ören ve adeta görünmez bir dünyada üzerimizde hakimiyet kurmayı kendine şiar edinmiş zehirli yapının ortaya konmasına vesile oluyor.

Saygı duydukları farklı, kale aldıkları farklı, inandıkları farklı, düşmanları farklı, sevdikleri farklı, oturuşları kalkışları, her şeyleri farklı. Masonlar gibi. Siyonistler gibi. Gizli birlikteliklerini her ne pahasına olursa olsun feda etmeyen, sapkın inançlarını her şeyin üstünde gören, buna bağlı olarak da dünyevi anlamda çıkarlardan müstefid olan sapkınlar gibi.

Şimdi düşünüyorum da yıllardır özellikle de 2000 senesinden itibaren Washington’da bulunduğum dönemde FETÖ’cülere karşı tek başıma verdiğim mücadelede her ne eyalette, her ne şehirde hangi ülkede olursa olsun bu sapkınların benzer karakteristikleri taşıdığını, sanki hepsi aynı tornadan çıkmış fabrikasyonlar, sanki aynı genleri içeren yaratıklar misali hareket ettiklerini fark etmiş, dostlarıma uyarılarımı yapmıştım. Öyle ki aynı bakışlar, aynı sinsi duruşlar, aynı kaçamak cümleler, ve aynı ikiyüzlülük. Hepsinde var olan bir önemli husus da liderlerine olan bağlılıkları. Adeta büyülenmiş, adeta üzerlerine ölü toprağı dökülmüş bir dönüklük içinde sadece ve sadece onlara bir üstlerinden verilen görevi ifa etmek. Bizler bu ülkedeki haksızlıkları dünyaya ifşa ederken bunlar suspus olur köstek olurlardı. Amerika’daki başörtülü kadınların önüne engel koyar, neoconlarla kuyularını kazarlardı. İslam düşmanlarını dost edinmekten geri durmaz, Siyonist İsrail’in yanında yer alırlardı. Dikkat ediniz, mevzubahis grup bir devlet, bir ülke, bir hükümet yapısı değil. Mevzubahis olan bir dini cemaat. Kendini İslam adına varmışçasına lanse etmiş bir güya din-kardeşi… İslam’a ihanet, Müslümana ihanet, mazluma ihanet bunların alın yazısı. En tehlikelisi günün münafıkları…

yeniakit