Yeni Cumhurbaşkanı Niçin Güven Vermiyormuş?

Vatan'dan Necati Doğru:“Gül Türkiye’nin şeriat devletine dönmesini savunan “milli görüş içinde yer almış” bir geçmişe sahiptir.”

 
 

Çoğunluğa güven veriyordur. Bir kaza olsa, bela çıksa, onun cumhurbaşkanlığının önü; herhangi bir zorlamayla, ittirmeyle, dayatmayla kesilse büyük tepki doğar.

Ben de karşı çıkarım.

Haksız bulurum.

Demokrasi oyunu bu, kuralları belli. Milletvekillerini halk seçiyor, milletvekilleri de Meclis’te Cumhurbaşkanı’nı seçiyor. Oyunun kurallarını değiştirip, bu aşamada Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını önlemek toplumda “haksızlık yarası” açar.

Yara açılmasın.

Zaten hazırlanmakta olan “yeni anayasa” ile Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin daraltılacağı ve benzetmemi bağışlayın, daraltılmış yetkileri ile “Çankaya’da göstermelik bir gül” haline geleceği için “yara açmaya değecek” bir konu da değil.

Asıl olan korku!

Güvensizlik!

Azınlıkta kalsa bile toplumun yarıya yakın bölümü; “Abdullah Gül güven vermediği için” onun Cumhurbaşkanı seçilmesini içlerine sindiremiyor.

Güvensiz olan nedir?

Nesinden korkuluyor?

Hem geçmişinden?

Hem geleceğinden?

Biyografisini, dedesini, ninesini, atasını yazanlar nedense bu bölümü atlıyor. Abdullah Gül’ün geçmişinde; sabah namazı kılıp camiden çıkanların “Amerikan emperyalizmini protesto edenleri bıçaklayıp katletmelerinin” destekçiliğini yapmış olmak duruyor.

Olduğu yerde duruyor.

Silip atamazsın.

Kazıyıp yok edemezsin.

Boyayıp kapatamazsın.

1968 yılının 16 şubatı; gazete manşetlerine ve arşivlere “Kanlı Pazar” olarak geçen olaylarda; İstanbul Taksim Meydanı’na “ABD emperyalizmini protesto etmek için toplanan 1400 üniversiteli gencin” üzerine bıçakla, demir çubukla, zincirlerle, sopalarla saldıranlar vardı. O pazar günü eşiyle gezintiye çıkmış Turgut Aytaç adlı bankacıyı da aynı saldırganlar, polisin seyreden bakışları arasında; “Kahrolsun komünistler, din düşmanlarına ölüm” diye bağırarak hücum etmiş ve bıçaklayarak öldürmüşlerdi. Doğan Erdoğan adlı üniversite öğrencisini de Dolmabahçe Camii’nde namaz kıldıktan sonra “cihat zamanıdır” diye ellerine bıçak verilmiş bu insanlar, din adına katletmişti. Bu insanları o yıllarda, “Vatana ihanet eden hainleri toprağa gömme zamanı gelmiştir” diye katliam çağrısı yapan Komünizmle Mücadele Dernekleri ve dinci şair Necip Fazıl’ın çizgisini takip eden örgütlenmeler kışkırtıyordu. Yarın Meclisimiz’deki seçimle yeni Cumhurbaşkanımız olacak Abdullah Gül işte bu “cihat kışkırtması yapan örgütlerde” siyasete başlamış, uzun yıllar Türkiye’nin şeriat devletine dönmesini savunan “milli görüş içinde yer almış” bir geçmişe sahiptir.

Silip atamazsın.

Kazıyıp yok edemezsin.

Boyayıp örtemezsin.

Azınlıkta da olsalar insanlar, “bu geçmişe karşı bir güvensizlik” duymakta, gelecekle ilgili de şüphelenmekte. Çünkü Sayın Abdullah Gül’ün bakanlık yaptığı 4.5 yıldan sonra Dışişleri’nde bugün sadece “hezimet rüzgârları” esiyor.

Kıbrıs’ta hezimet.

Yahudi lobisinde hezimet. Kıbrıs sularında petrol arama ruhsatı veren Rum tarafına, ABD’den gelen desteğin yarattığı hezimet, “Almanya’da Türk işçilerinin vatandaşlık haklarının” korunmasında hezimet. İran ile yapılan doğal gaz anlaşmasında; “gazı transit satma hakkı olmayışının” yarattığı hezimet. Türkiye’nin Orta Asya Türk köklü cumhuriyetlerin doğal gazını Avrupa’ya satmasına imkân verecek “Nabucco Projesinde” hezimet, Avrupa Birliği bütünleşmesinde hezimet.

Geçmişi güven vermiyor.

Son görev dönemi hezimetle dolu!

Yine de Cumhurbaşkanımızdır.

Çünkü Meclisimiz seçiyor.

vatan

Medya-Makale Haberleri