Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder..

Abdurrahman Dilipak

Benden söylemesi, karar sizin. Atalarımız söylemiş, “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder.” Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz sonra.. Kaş yapayım derken göz çıkartırsınız.

İnsanlar neye inanacağını şaşırdı. Birinin ak dediğine öteki kara diyor. Atomize oluyoruz. Tabi sonuçta nötralize ediliyoruz. Toplum agnostik hale getiriliyor.

Her duyduğunuza inanmayın. Fasıklar size bir haber getirdiğinde ihtiyad edin.. Her okuduğunuza, size söylenene, size gösterilene inanmayın. Sadece doktor, imam değil, biz gazetecilere, hatta okulda öğretilenlerin, politikacıların söyledikleri konusunda da dikkatli olalım. Bilmediğiniz, emin olmadığınız şeylerin peşine düşmeyin. Güvenmek güzeldir, ama kontrol etmek daha da güzeldir. 

Kafanızı kiraya vermeyin. Size doğru gibi gelen şeylerde yanlış, yanlış gibi gelenlerde doğru da olabilir.. Doğru sözlü bir adam yanlış da söyleyebilir. Yanlış bir adam, yanlış bir sözünü doğru sözlerin arasına saklayabilir.

Bakıyorum canlı yayında, telefondaki kişinin anlattıkları ile aile danışmanı, hoca efendi fetvayı yapıştırıyor. Ya hu öbür tarafı dinlemediniz ki. Telefon kapanınca, öbür tarafta kızılca kıyamet kopuyordur.

Sağlık programlarında bir uzmanın dediği ötekine uymuyor.. Herkes sözüne bir sürü delil getiriyor, kaynak söylüyor..

Yemeğe tuzla başlayıp, tuzla bitirmek dini bir gelenek. Ama bir doktor çıkıyor masalardaki tuzu toplatıyor.. Bu kişi Adana’da mı yaşıyor, İskandinavya’da mı soran yok.. Hangi tuz, onu araştırıyor musunuz. Tuz şerbeti / Şalgamı, turşu suyunu ne yapacağız şimdi..

100 yıl önce rafine şeker yoktu. O zaman o baklava, o kadayıf , künefe bu haliyle nasıl Osmanlı oluyor..

Bursa’da yerel medya Hacivat-Karagöz Yunan mı, Osmanlı mı onu tartışıyor. Ya hu 100 yıl önce, Osmanlı varken zaten Yunan da Osmanlı değil mi idi.

Bakıyorum da Hanif gelenekten pek söz eden yok. Ya hu, Hanif gelenekte 2 öğün vardı. Peygamberimiz zaten bir gün oruç tutar, bir gün yerdi. Yani Savm-u Davud yapardı. Hanif gelenekte aynı öğünde iki hayvansal gıda yemek yok. Sağ elle ve tuzla başlarız, tatlı ve meyveyi önce yeriz, iki öğün ve tek tip yeriz. Acıkmadan yemeyiz, doymadan kalkarız. Yağlı çekirdekleri kavurmadan tuzsuz yeriz. Kabuğunu yemeden hemen önce kırarız. Ama şimdi tam tersini yapıyoruz.

Bakın, doğal, natürel, hijyen, organik her zaman olumlu bir anlam taşımayabilir. Her şey doğanın bir parçası. Demir ve insanın ruhu bu dünyaya yabancı aslında. Su mesela inorganik, ama domuz organiktir mesela.. Pisliği mikro dalgada pişirirseniz hijyenik olur.. Ama “Tahir” olmaz mesela fıtrilikten söz eden yok. Rafine edilen her şey doğal formunun dışına çıkartılmış olur.

Mesela niye insanlar dini hükümleri öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’i okumazlar. Ya da peygamberimizin hayatını okumazlar. Niye kader, rızık, ecel, sabır konusunda kimse nasihat etmez. İmtihandan söz etmez. Kendimizi değiştirmekten sözetmez mesela.

Televizyon dizilerinden tarih öğrenilmez bu arada.. Sadece tarihi magazinleştirir ve topluma iftihar etmesi için bir hayali mefahir üretirsiniz. Tarih piyasa malı bir malzemeye dönüşür. Rating pazarlanan bir markete dönüşür... Aslında onu da tam yapamıyoruz. Hani o modellerden çağdaş kostümler üretebilirsiniz. Film, dizi yapılmaz değil yapılır, ama bari senaristler bir ilahiyatçıyı danışman alsalar. Hiç mi bayramı, Cuması, kandili olmaz bu adamların. Hakeme gitmezler. Din folklorun altında eziliyor sanki.. 

Film izlerken hızla akan görüntüler, ses, müzik, size düşünme fırsatı tanımaz. Eğer oradan hakikati araştırma yolculuğuna çıkıyorsanız güzel de, orada kalıyorsanız kendinize yazık edersiniz. Aslında konferanslar da böyle. Kendi içimizde manevi bir tekamül yolculuğuna çıkmamıza engel olan her iş bizim için bir talihsizliktir..

Hüküm olarak sonuç değil, o sonuca giden süreç de bizim için önemli. Onu da anlamamız gerek. Farz mı, sünnet mi o iş. Mubah mı, müstehab mı.. Birçok, bugüne ilişkin meselede aslında müteşabih konularda birden fazla çözüm sözkonusu olabilir ve bu konularda ihtilaf da mümkün. Bu durum da insanların kafası karışıyor. Bu konuda herkes iyi niyetli olsa bile, bazen beklenmeyen sonuçlar oluşabiliyor. Ya da yanlış anlamalar, bu arada istismarcılar da yok değil. Elbette iyi niyetli, dürüst gayretler de sözkonusu. 

Okumak ve düşünmekten söz ediyorum. Aklımızı kiraya vermeyelim ne olur. Şeytan bizi Allah’la aldatmasın. Din büyüklerimizi ilah ve Rab edinmeyelim. Muhkemleri bırakıp müteşabihlerin peşinde, dillerimizin ucuna Allah’ın ayetlerini geçirerek dinde tartışmaya girmeyelim ve bu insanlardan uzak duralım.

Selam ve dua ile.

yeniakit