Yargı bağımsızlığı ve yanılmazlığı

Yargı bağımsızlığı ve yanılmazlığı
Milli iradenin karşısına başka güçlerin çıkarılmasının zamanı geçmiş olmalı ki bu defa da yargı çıkarıldığı için hem bağımsızlık hem de yanılmazlık tartışılmaya başlandı ("Yeniden tartışılır oldu" da denebilir).

Benim burada tartışma konusu edineceğim yargı "idare mahkemeleri, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi" gibi idareyi ve iktidarı denetleyen yargıdır.

Genel olarak yargı bağımsız olmalıdır; yargının bağımlı olmasının elbette çeşitli sakıncaları vardır. Ancak hakimleri yine hakimlerin tayin etmeleri ve denetlemeleri yargının bağımsızlığı için yeterli midir? Hem tayin ve terfi yetkisi elinde olanların hem de tayin edilenlerin maddi menfaat ve siyasi, ideolojik taraflılık yüzünden bağımsız ve tarafsız olmamaları mümkün ve vaki değil midir?

İdareyi denetleyen mahkemelerin hakimleri (tabii bir kısmı) emekli olur olmaz ya bir partiye intisap ediyorlar veya siyasi, ideolojik beyanlarda bulunuyorlar; buradan onların tarafsız olmadıkları, emeklilikten bir gün önceye kadar da aynı siyasi ve ideolojik görüşe bağlı oldukları açıkça anlaşılıyor.

Dine karşı veya soğuk, yahut da belli bir inanç ve uygulamaya karşı olan bir yargıç düşünelim; bu yargıç mesela başörtüsüne karşı ise önüne bununla ilgili bir dava geldiğinde nasıl tarafsız ve –kendine karşı- bağımsız olacak?

Siyaseten muhalif, hatta iktidardan nefret eden bir yargıcın da, iktidarla ilgili bir davada tarafsız ve bağımsız olması oldukça zordur.

Yargının yanılması ihtimali ise daima mevcuttur. Siyasi ve ideolojik olmayan davalarda alttaki yargıç yanılırsa –temyiz yoluyla- üsttekiler büyük ölçüde bu yanlışı düzeltirler. Ama idari ve siyasi davalarda buna da güvenmek mümkün değildir.

Eskiden 163. ve bugün 301. madde ile ilgili davalarda, başörtüsü, parti kapatma gibi davalarda hakimin taraf tutması kuvvetle muhtemeldir. Bu ihtimal gerçekleştiğinde ise âdeta "azınlıkta kalan muhalefetin ülkeyi yönetmesi, çoğunluğun oyunu alan iktidarın ise devreden çıkarılması" gibi demokrasiye ters düşen bir durum ortaya çıkmaktadır. Buna itiraz edildiğinde hakimler alınganlık gösteriyor, "yargı bağımsızlığından, yargıyı etkilemenin hukuka aykırılığından filan" söz ediyorlar, ama bu argümanlar ne yeterli oluyor ne de ikna edici!

Demokrasinin temel unsuru millet iradesi ise ve bu iradenin tek meşru temsilcisi de meclis ve iktidar ise meclisin aldığı kararlar ile iktidarın karar ve tasarrufları konusunda yargı ile ihtilaf olduğunda son sözü mutlaka millet söylemelidir.

Bunun da yolu referandum ve seçimdir.

Eğer böyle olmaz da duruma göre bir veya yedi hakimin dediği olursa bu noktada demokrasiden söz edilemez.

 

yenişafak