Ya İlahî bize Tevfikini gönder!

Abdurrahman Dilipak

Mehmet Akif "Süleymaniye Kürsüsünde"den dün şöyle dua ediyordu:

Yâ İlâhî bize tevfîk’ini gönder…

– Âmin!

Doğru yol hangisidir, millete göster…

– Âmin!

Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.
Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,
Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn?
Bî-günâhız çoğumuz… Yâ Rab, bizi afv eyle…

– Âmin!

Yâ İlâhî bize tevfîkini gönder…

– Âmin!

Doğru yol hangisidir, millete göster…

– Âmin!

Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…
Bir bu toprak kalıyor dînimizin son yurdu!
Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek Şer’-i mübîn;
Hâk-sâr eyleme yâ Rab, onu olsun…

– Âmin!

Ve’l-hamdu li’l-lâhi Rabbi’l-âlemîn.

Gelin biz de nefis muhasebesi yaparak kendi nefsimizi hesaba çekelim, suçlarımızı, günahlarımızı itiraf edelim, “inni küntü minezzalimin” diyerek cahillerden ve zalimlerden olduğumuzu kabul ettikten sonra “tevbe-i nasuh’a” ile tevbe istiğfar edelim ki Allah (cc) bizi bağışlasın ve dualarımızı kabul etsin. Tabi özellikle siyasiler, bürokratlar, basın mensupları, iş adamları, muallimler, kanaat önderleri, sanatçılar, basın mensupları olarak bizler, “kul hakkı”na giren konularda sebep olduğumuz yanlışlarla ilgili olarak zarar görenler ya da hakkı engellenenlerle nasıl helalleşeceğiz?

Hep düşmanlarımızın, rakiplerimizin, ötekilerin yanlışlarına odaklandık, altın nesil” diye tanıttığımız İmam-Hatiplilerimizin içindeki çürüme ortada. Birçoğu torpilli personel oldu bizden siyasilere. Kendi nefsimizdeki ve çevremizdekilerin yanlışlarını görmedik, görmezden geldik, hatta onları gizledik. Hani “adil şahitler” olacaktık. Bir kavme olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecekti. Yanlış yapan babamız da olsa, karşımızdakiler düşman da olsa, Hak’dan, adalet’ten yana olacaktık! O troller yok mu ah o toroller. Siz onları cehenneme sürüklüyorsunuz, onlar da sizi, birlikte yanacaksınız.

(Maide 8)’de ne deniyordu, bize: "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adaletli olun; bu, Takvâ’ya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

(Nisa 135): "Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettiğiniz kimse) zengin olsun, yoksul olsun Allah, ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse adaletten ayrılıp da nefislerinizin (menfaatinizin) ardına düşmeyin. Eğer (şahitlikte) gerçeği çarpıtır veya (şahitlikten) kaçınırsanız bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."

Siz, düşmanlarımız, karşımızdaki partiler, rakip şirketler, hatta sizin kendinize has kıldığınız cemaatimizin dışında kalanlar(!?), ya da vakıf, dernek, sendika, kanaat önderlerine karşı böyle mi davranıyorsunuz ya da davranıyoruz! Bunların hepsi kul hakkına girer. Rüşvet, torpil, mesaiden çalmak, bankamatik memurluk, ihaleye fesat karıştırmak, malzemeden çalmak, mesaiden çalmak, çalışanın hakkını yemek, yalan haber yaymak hepsi aynı kapıya çıkar.

İman ettim” demekle yakamız bırakılıvermeyecek. Bizden öncekilerin başına gelenlerin bir benzeri bizim başımıza gelmeden cennete girdirilivermeyeceğiz. Bu dünyada yaptığımı ve söylediğimiz, yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylememiz gerekirken söylemediğimiz her sözden hesaba çekileceğiz. Hem de “misgale zerretin hayran yerah, misgale zerretin şerran yerah” ölçüsünde.

Nasıl bir memlekette yaşıyoruz. Neden İstiklal Marşı’nın şairinin Akif’in hayatı bir dizi film olmaz. Neden Akif’in hayatı ve Safahat’ın bir belgeseli yapılmaz.

O “Şeriat”ı savunuyor diye CHP’liler karşı çıkar. “Turan” fikrine Irkçılığa, Kavmiyetçiliğe karşı çıkar, onlar istemez. Abdulhamid’e demediğini bırakmaz Osmanlıcılar istemez.

Biz bu memlekette Cumhuriyete giden yolun belgeselini yapabiliyor muyuz, ya da 1. Meclisin açılışının belgeselini mesela... Anadolu topraklarında kurulan Kars İslam Cumhuriyetinin belgeseli yapabiliyor muyuz? Bu kafa ile biz İş Bankasının bile belgeselini yapamayız. Varsa yoksa Mustafa Kemal. Bu dediklerimi, Mustafa kemal baskılı bayrak afiş, okul kışla tüm kamu binalarının her odasına asılan tabelalar, Atatürk köşeleri, kamu binalarının girişindeki büstlerin onda bir fiyatına yapabilirdik aslında. Sahi, mesela, Mustafa Kemal, insanların kafataslarını ölçtürüyordu ya, hani Mimar Sinan’ın mezarından kafa tasını çıkartıp ölçmüşlerdi o zaman, artık genetik Mühendisliği diye bir şey var, Mustafa Kemalin mumyasından kemik dokusundan ne kaldı ise, küçük bir parçacık alıp, Türklerin atasının genetik olarak aidiyetini de bilimsel olarak tespit etmiş olabiliriz.

Hoş aslında kültür milliyetçiliği diye bir şey uydurdular, kendini Türk hisseden herkes Türk’tür. Bu biraz da kimliklerimize çakılan GENDER tanımı toplumsal cinsiyet kimliğini ifade ediyor. Bu cinsiyet tercihe bağlı, akışkan ve değişkende olabiliyor. Milliyet tanımı da Kemalist Jargonda bir algı, his.

Biz bu akılla ya da akılsızlıkla, ne dünyada olup-bitenleri anlayabiliriz, ne de önümüzdeki sorunları çözebiliriz. PKK’yı yarım asra aşan sürede çözemememizin sebebi de bu aslında. Bu şekilde ekonomik, sosyal, siyasal hiçbir sorunu çözmeyeceğimiz gibi, yeni sorunlar üretmeye de devam ederiz. Hiçbir sorunu çözemeyiz. Neden yarım asırdan daha fazla bir süredir, AB kapısında bekletiliriz, bunu anlayamayız, soru da sormayız, tepki de vermeyiz.

Kemalizm, 19.YY sonrasında, savaş yıllarında, Kapitalizm, Komünizm ve Faşizm’in gölgesinde oluşan kavram ve kurumlarla dünyayı anlamaya, açıklamaya çalışan bir siyasi aksiyondur. Fikri bir hareket bile değildir. Kendi içinde birçok çelişkiler barındırır. Bir bakmışsınız rejim “Monarşik Cumhuriyet” olmuş, bir bakıyorsunuz, Komünist parti kurulmuş, bir bakıyorsunuz Faşist İtalya’da Mussolini Faşizmine hayranlık duyuyorlar, Anadolu yaylalarında, çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiya köylülerini arıyorlar. Bir bakıyorsunuz, Hitlerin doğum günü partisine Türkiye’den resmi heyet gidiyor. Rakıyı içince Yunanla kardeş olduklarını hatırlıyorlar. Yunanı denize döküyorlar, “Orduların ilk hedefi Akdeniz” oluyor, ama Kaş’ın karşısındaki Meis adası Yunanistan’da kalıyor.

Sahi Çanakkale geçilmeden İstanbul nasıl işgal edilir? İngilizler, neden resmi bir tören bile yapmadan bir sabah ansızın İstanbul’dan ayrılırlar. Yani “geldikleri gibi giderler” ellerini kollarını sallayarak, tek kurşun sıkmadan!? 19 Mayıs bayram da, “Bandırma vapuru”nun belgeseli yapalım deseniz yapamazsınız, çünkü gemi yok! Yok olmuş ya da yok edilmiş? “Gemi’nin seyir defteri” bile yok arşivlerde. Ya hu Laiklik deyince mangalda kül bırakmayanlar, Mustafa Kemali İlah-peygamber ilan etti neredeyse, Kemalizm din oldu. Hilafet fonundan aktarılan para ile, haram olan Riba/Faiz kurumu kuruldu. Şu İş Bankası’ndan söz ediyorum. Yönetimi de Laik CHP’ye bırakıldı. CHP’lilerden bir kişi çıkıp da nasıl oluyor bu iş diye sormadı.

Bizde “Darbeci generallerin ayar verdiği bir Demokrasi” vardır mesela, her on yılda bir, rayından çıkan Demokrasiyi rayına oturtan! Bırakın bunları, biz daha 28 Şubat’ta ne oldu, Apo kim, Apo’yu kim neden bize teslim etti, 15 Temmuz da ne oldu onu bile bilmiyoruz. Muhsin Yazıcıoğlu kim şehit etti, ya da Eşref Bitlisi, hangisini sayacaksınız ki, Hablemitoğlu’nu, Uğur Mumcu’yu, Bahriye Üçok cinayetinin failleri niçin bulunamıyor. Yanlış bir laiklik anlayışı ile zulmetmedik ahali bırakmadılar. Laiklik konusunda bu kadar hassastırlar da “Kemalizm Türkün dini” olunca nasıl olacak bu iş! Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeleri ne olacak?

İnkılap dedikleri şeyin tamamı bir şekilde Osmanlıda vardı aslında. Kadın erkek 18 yaşına gelen herkes Kars İslam Cumhuriyetinde oy kullanıyordu. Katolik kilisesinin ruhbanları dışında kalanlar her ülkede, varlık ve meşruiyetini İncil’den alan Katolikler laiktir ve o kurallara bağlıdırlar. (Protestanlar Seküler, Ortodokslar Bizantinist) mesela. Şapka, ya da miladi takvim, ölçü ve tartılar Kemalist devrimlerle gelmedi. Onlar zaten vardı. Kemalistler İslami olanları yasakladı.

Cevabını arayan o kadar çok soru var ki! Eğitim yoluyla verilen cevap, ideolojik ve politik toplulukların, cemaat denen yapıların çoğu, etnik gruplar, hepsi gerçeği kendi düşüncelerine göre çarpıtmış gözüküyorlar. Halk da neye, kime inanacağını şaşırttı. Siyaset de artık bilgi değil algılarla yönetmeye çalışıyor topluma, insanlar üzerinde hüküm kurmaya ve okul, sanat, diziler, medya üzerinden onları terbiye etmeye çalışıyorlar. Gelin yeniden iman edelim. Halimizi gözden geçirelim, Allah, resul ve kitaba göre hayatımızı yeniden tanzim edelim. Yoksa halimiz yaman! Selam ve dua ile.