Wikileaks dedikodusu değil, bir Kılıçdaroğlu belgeseli!

Hasan Karakaya

Bugünkü 1. sayfamızda, ilginç bir haber okuyacaksınız... Hasan Tosun"un haberi, "belgesever" Kılıçdaroğlu"nun ne kadar şaşkın ve ne kadar "vantilatör" olduğunu bir defa daha gözler önüne sermiştir... Bay Kılıçdaroğlu, o kadar "hızlı dönüş" sergiliyor ki, "dönüş rüzgârı"ndan "nezle" olmamak mümkün değil...
Bana kalırsa; bu "kıvrak dönüş figürleri" ile, bir an önce Acun Ilıcalı"nın "Yok Böyle Dans" yarışmasına müracaat etmelidir!.. Güneri Civaoğlu"nun elendiği o yarışmada, eminim ki, Kılıçdaroğlu "birinci" bile seçilebilir!..
Çünkü hiç kimse onun kadar "kıvrak" değil!.. Çünkü, hiç kimse onun kadar "hızlı" dönemez!.. Çünkü, hiç kimse onun kadar "dans" edemez!..
SÜHEYL BATUM"UN PLÂNI!
Baksanıza; Bursa"da söylediği sözleri Antalya"da inkâr ediyor... Gerçi; "bunu, hep yapıyor" ama, bu defa durum farklı!..
Efendim, olay şu:
Bay Kemal Kılıçdaroğlu, fıtık ameliyatı olduktan sonra, 30 Kasım günü Bursa"daydı... Her ne kadar, 730 bin nüfuslu Yıldırım ilçesine uğramamak ve "bazı yöneticileri otobüs üstüne çağırmamak"tan dolayı "sorunlu bir gezi" yaşasa da, asıl sorun şuradaydı:
Önder Sav"ın "ekarte" edilmesinden sonra "CHP Genel Sekreterliği" koltuğuna oturan Süheyl Batum"un, "Silivri Sakinleri"yle ilgili bir "proje"si vardı.
Süheyl Batum"un amacı;
Birer "Ergenekon sanığı" olan Prof. Dr. Mehmet Haberal ve gazeteciler Tuncay Özkan ile Mustafa Balbay"ı "Silivri"den kurtarmak"tı!..
Ama, nasıl?..
Plân şuydu:
O günkü adıyla DTP, bugünkü adıyla BDP, o günlerde "cezaevinde" olan Sabahat Tuncel"i kurtarmak için, onu "milletvekili adayı" yapıp, seçimi kazanınca da hapisten çıkarmıştı ya; aynısını CHP niye yapmasındı?..
CHP"nin, madem ki "Ergenekon avukatı" diye adı çıkmıştı, o halde "Ergenekon sanıkları"nı kurtarsınlardı da, tam olsundu!..
Süheyl Batum"un bu projesi "Ankara Kulisleri"nde konuşulurken, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu"nun "Bursa gezisi" gündeme geldi.
İŞTE O OLAY SORU!
Bu gezi, "CHP"ye yakın bir gazeteci" olan Yusuf Kotaman için büyük fırsattı...
"Sabahat Tuncel Modeli"ni bizzat Kılıçdaroğlu"na soracak ve olayın aslını "birinci ağız"dan öğrenecekti...
Sizin anlayacağınız;
"Wikileaks dedikoduları" türünden bir "söylenti"yi, asıl muhatabına soracak ve "gerçeği" onun ağzından öğrenecekti...
Yusuf Kotaman, aradığı fırsatı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası"nın önünde buldu.
Kılıçdaroğlu, BTSO Meclisi"ndeki konuşmasını bitirmiş, beraberinde İl Başkanı Gürhan Akdoğan ve partililer olduğu halde parti otobüsüne binmişti...
Gerisini, Bursa Kent Gazetesi yazarı Yusuf Kotaman"ın kendi ağzından dinleyelim:
"Gürhan Akdoğan"a seslendim..
"Programınız yoğun, Genel Başkan"a bir soru sormak istiyorum" dedim...
Araya Genel Başkan Kılıçdaroğlu girdi ve sorumu sorabileceğimi söyledi.
Ve ben kendimi tanıtıp, tartışılan o soruyu sordum.
"Sayın Başkan, biliyorsunuz; bu dönem BDP, cezaevinde bulunan Sabahat Tuncel"i milletvekili adayı yaptı ve sonrasında TBMM"ye taşıdı... Siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Silivri zindanlarında gün dolduran başta gazeteciler Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal olmak üzere Atatürkçü, Cumhuriyetçi, vatansever insanları kontenjan olarak aday göstermeyi düşünüyor musunuz."
KILIÇDAROĞLU"NUN CEVABI
Kılıçdaroğlu cevap verdi:
"Listeler hazırlandığında göreceksiniz!"
Ne demekti bu?..
"Evet" mi, "hayır" mı?..
Yusuf Kotaman, "net cevap" almak için, şu soruyu yöneltti Kemal Kılıçdaroğlu"na;
"Peki, olumlu diyebilir miyiz?"
Kılıçdaroğlu cevap verdi;
"Olumsuz olsaydı, hemen hayır diyebilirdim!"
Yani, Bay Kılıçdaroğlu; "Sabahat Tuncel Modeli" için "evet" diyordu...
Yusuf Kotaman, Kılıçdaroğlu"nun ağzından bu sözleri duyduktan sonra, hemen gazetesine gitti, "görüşmenin ayrıntısı"nı yazdı... Sorduğu soruyu ve aldığı cevabı aktardıktan sonra, "Silivri"ye selâm olsun" başlıklı yazısını şu cümle ile noktaladı:
"Bu da bir umut ışığıdır!"
Evet, "Silivri sakinleri" için, gerçekten de bir "umut ışığı" yakmıştı Kılıçdaroğlu...
Genel Sekreter Süheyl Batum"un "teorik" çalışmaları, işte ete-kemiğe bürünüyor, "pratiğe" dönüşüyordu!..
Demek oluyordu ki;
CHP, "Sabahat Tuncel Modeli"ni uygulamakta kararlıydı... İşte, Kılıçdaroğlu da, bir "umut ışığı" yakmıştı...
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan"la birlikte Prof. Mehmet Haberal da "CHP"den milletvekili adayı" yapılacaklar ve böylece "Silivri"den kurtarılacak"lardı!..
Bu işe en çok sevinen, Yusuf Kotaman"dı... Öyle ya; "ilk müjde"yi alan oydu... Yazısının başlığında "Silivri"ye selâm olsun" demesi de, bu sevincinin göstergesiydi!..
DÜRÜST ZANNETTİ, YANILDI!
Yalnız, Yusuf Kotaman"ın "bilmediği" bir şey vardı... Zira, "CHP sempatizanı" olmak ayrı şeydi, "CHP"yi", hele de "Kılıçdaroğlu"nu tanımak" başka şey!..
"Kılıçdaroğlu" denilen zat; "karakolda doğru söyleyip, mahkemede şaşan" bir zattı...
O Kılıçdaroğlu ki;
"Daha ağzından çıkan sözün tükürüğü kurumadan yalanlayan" bir kişiydi.
Yusuf Kotaman"ın bilmediği buydu...
Belki biliyordu da,
İnanmak istemiyordu...
Ama, sonunda o da Kılıçdaroğlu"nu tanıdı ve şuna inandı ki; köşesinde şunları yazdı:
"Demek ki, Sayın Kılıçdaroğlu da olsa konuşurken, yanımızda ses kayıt cihazı bulunduracakmışız... Ne demişler, "Babana bile güvenme."
Biz, birine güvenelim dedik, onda da yanıldık.
İyi ki yanımda gazeteci bir arkadaşım vardı.
Kelime kelime hepsini duydu...
Biz Kemal Kılıçdaroğlu"nu dürüst Başkan olarak tanıdık... Ama çok üzüldük..."
ÖNCE SÖYLE, SONRA YALANLA!
Peki, Yusuf Kotaman"ı bu üzüntüye sevkeden olay neydi?..
Şuydu efendim:
Bay Kemal Kılıçdaroğlu; Bursa"da söylediği sözün gazetelere "Silivri vekilleri" olarak yansımasından sonra Antalya"ya gitti.
Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, "Silivri"de tutuklu bulunan Ergenekon sanığı gazeteciler Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay ile eski Rektör Mehmet Haberal"ın "Sabahat Tuncel" modeliyle TBMM"ye taşınmasına yeşil ışık yaktığınız iddia ediliyor" sözlerine şu cevabı verdi:
"Hayır böyle bir çalışmamız yok... Nereden çıkarılıyor anlamıyorum."
Ne demekti bu?..
Bunun anlamı, "Yusuf Kotaman yalancıdır!.. Ben böyle bir şey söylemedim, hepsini Yusuf Kotaman uydurmuş" demekti!..
Kotaman, bir defa daha yıkıldı!.. Bu sözlere içerledi, isyan etti...
Bu isyanını da, oturup köşesinde yazdı:
"Bu kadar kolay mıdır insanları zora sokmak?.. Sorarım, diğer partilerden ne farkınız kaldı?"
Ve, son sözünü dün, muhabirimiz Hasan Tosun"a söyledi:
"BTSO önünde Kılıçdaroğlu ile gerçekleşen diyalog, aynen yazdığım gibidir... Ben yazımın arkasındayım!"
KILIÇDAROĞLU, İSPAT ETMELİDİR!
Şimdi sıra Bay Kılıçdaroğlu"nda!..
"Sabahat Tuncel Modeli" konusunda Bursa"da söylediklerini Antalya"da yalanladığına göre; Yusuf Kotaman ve olayın diğer şahidi Mustafa Özdal"ı da yanına alıp; "erkekçe ve yiğitçe" ortaya çıkmalı ve aralarında böyle bir konuşma geçmediğini "ispatlamalı"dır!..
Tabiî, Yusuf Kotaman ve Mustafa Özdal"ı "tehdit" etmeden, onlara "şantaj" yapmadan!..
Zira, bu olay "Wikileaks dedikoduları"na benzemez!..
Ortada "duyum" değil, "iki tanık" var!..
Birisi Bursa Kent Gazetesi"nden Yusuf Kotaman, diğeri de Bursa Hakimiyet Gazetesi"nden Mustafa Özdal!..
Biz; Bay Kılıçdaroğlu gibi; "olmayan şeyin belgesini" değil, "olan bir şeyin belgesini" istiyoruz kendisinden!..
Bay Kılıçdaroğlu; eğer cesareti varsa, eğer yüreği yetiyorsa; bir yanına Yusuf Kotaman"ı, bir yanına Mustafa Özdal"ı alıp, kameraların karşısına geçmeli ve "olayın aslını" onlara anlattırmalıdır!..
"Samimiyet" bunu gerektirir!..
"Dürüstlük" bunu gerektirir!..
Aksi halde;
Bu iddia, "kızartma yağı kokusu" gibi üzerine siner ve kolay kolay çıkmaz!..
Buyrun Bay Kılıçdaroğlu;
İşte tanıklar, işte belgeler!..
Hadi, aksini ispat edin!..
Edin de, "lider" diyeyim size!
==============
İhmal... Kasıt!.. Cinayet!
Hatırlarsınız... Ortaya çıkan "bilgi ve bulgu"lardan hareketle; merhum Muhsin Yazıcıoğlu"nun bir "kaza" sonucu ölmediğini, "bir cinayete kurban gittiğini" yazmıştım.
Nitekim, dün açıklanan Meclis Araştırma Komisyonu"nun raporu da, bu iddiamı doğrulayacak "tesbit"lerle dolu.
277 sayfalık raporda; "helikopter kazası"(!) sonrasında yapılan "arama-kurtarma çalışmaları"nda "ihmaller" olduğu vurgulanıyor ve deniliyor ki; "Helikopterin, uçmak için teknik donanımının yetersiz olduğu tesbit edilmiştir!"
Raporun en can alıcı cümlesi de şu:
"Telefon numarasından sinyal bilgileri elde edilerek saat 16.25 itibariyle kurumda görevli temsilcileri aracılığıyla Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı"na bilgi verildiği, ayrıca kendilerinden talep edilmesi üzerine aynı bilginin Başbakanlık Kriz Merkezi ve Genelkurmay Başkanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı"na da ulaştırıldığı, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından bu bilgilerin olabilecek en kısa sürede değerlendirilerek oluşturulan haritaların Kahramanmaraş Jandarma İl Komutanlığı"na gönderildiği, neredeyse nokta şeklindeki konum bilgisinin gerek Ankara gerekse Kahramanmaraş"taki jandarma görevlileri komutanlarına aktarıldığı, fakat her nasılsa bu bilginin değerlendirme dışı tutulduğu tespit edilmiştir."
Yani, ortada "büyük bir ihmal" var!..
Kimbilir, belki de "kasıt"tır!.. Bu da, bir "cinayet"tir!..

 

yeniakit