Vesayet’in son çırpınışları ve Gülen’in “tevbe” çağrısı!

Hasan Karakaya

Yazıya oturmadan önce kafamda bir “konu” belirlemiş, onunla ilgili “araştırma” yapıyor, bana ulaşan “bilgi”leri teyit etmeye uğraşıyordum... Kulağıma gelen “söylenti”lere göre; “birileri, yoğun bir hazırlık içinde”ymiş!..

Erdoğan’a karşı;

“17 Aralık, 25 Aralık ve 30 Mart öncesinden çok daha çirkin ve iğrenç bir iftira kampanyasına hazırlanıyorlar”mış!..

Bu “iftira kampanyası”nın içinde acaba “kimler” var, “nerede” toplanıyorlar ve “ne gibi kararlar” almaya hazırlanıyorlar...

ESAT KEŞAFOĞLU MESELESi

Elime geçen “şu fotoğrafı netleştirmeye” çalışırken, ismail Nacar aradı...

“ismail Nacar’ın kulağı deliktir, ondan bilgi alabilirim” diye düşünüyordum ki, “telefon” açmasının sebebi başkaymış... 

Meğer, geçtiğimiz Salı günü; “Fetullah Gülen’in askerliğinden, CIA’ya uzanan yol” başlıklı yazım üzerine aramış... O yazımda, bir “tashih” yapmamı istedi.

O yazımda; araştırmacı-yazar Sara Alpsoy’un iddialarına yer vermiş ve onun “Gülen’in askerliği” ile ilgili şu sözlerini aktarmıştım:

“Fetullah Gülen acemiliğini Ankara’da Muhabere Okulu’nda yaptıktan sonra iskenderun’a gönderiliyor. Burada Özel Harp Dairesi’nin 1950’li yıllardaki ilk yetiştirilen subaylarından olan Esat Keşafoğlu ile yakınlık kuruyor. Yüzbaşı Keşafoğlu, Gülen’i kolluyor. Hatta askeri üniformanın üzerine cübbe giyen Gülen, iskenderun’da çeşitli camilerde vaazlar veriyor. Bu, Gülen’in ‘Küçük Dünyam’ adlı kitabında ve konuşmalarında da geçiyor.”

Gülen’in, 24 ay olan askerliğini, Keşafoğlu’nun ödüllendirmesi ile 17 ay yaptığını iddia ediyordu Alpsoy...

“Bu doğru değil” dedi ismail Nacar... Ve şöyle devam etti: “Ben çok iyi biliyor ve tanıyorum ki; Esat Keşafoğlu’nun Özel Harp Dairesi ile hiçbir ilgisi yok... Esat Keşafoğlu, Said Çekmegil’in öz kardeşidir. Fetullah Gülen’le yakınlık kurması, kendisinin de bir Nurcu olmasından kaynaklanmış olabilir... Ama bunun Özel Harp Dairesi ile ilgisi yok... Durumu bu şekilde tashih edersen; Esat Keşafoğlu hakkında yanlış bir kanaat oluşmasını engellemiş olursun.”

iddia benim değildi... Ama bu iddiayı aktaran ben olduğuma göre, “tashih” etmek de bana düştü...

ZAMAN’DAKi HABER

Böylece, “ismail Nacar’ın talebi”ni yerine getirmiş oldum... Ama, şunu da söyleyeyim: Fetullah Gülen’in “yakın ilişki” kurduğu ve kendisine “kıyakçılık” yaptığını söylediği, bunu da “Küçük Dünyam” adlı kitabında yazdığı Esat Keşafoğlu hakkında; 24 Haziran 1999 tarihli Zaman gazetesi, niye “Vahhabi kökenli Esat Keşafoğlu” ifadesini kullandı, onu da anlayabilmiş değilim!..

Demek oluyor ki;

“Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır” diyenler doğru söylüyor... “Fetullah Gülen’e kıyakçılık” yaptığı dönemde Esat Keşafoğlu iyiydi de, sonradan mı “Vahhabi”(!) oldu!?!..

ERBAKAN VE KÜRT SORUNU

Her neyse...

ismail Nacar’la telefon görüşmemiz “yarım saati aşkın” sürdü... O kadar çok şeyi, o kadar hızlı anlattı ki, “not” almaya bile fırsat bulamadım...

Aklımda kalan şu oldu:

Tıpkı Tayyip Erdoğan gibi, rahmetli Erbakan Hoca da, “Kürt Sorunu”nu çözmek için girişimlerde bulunmuş...

Ne var ki;

Demirel, “Erbakan’ın kendisi bir sorun... Kendisi sorun olan bir insan Kürt sorununu nasıl çözer” deyip, o gün “düğmeye basmış” ve Kürt sorununun bugünkü seviyesine gelmesine sebep olmuş!..

ERDOĞAN’I RAHAT BIRAKIRLAR MI?

Malûm, bugün de “Kürt sorununun çözülmesi”ne karşı olanlar ve “Çözüm Süreci”nin akamete uğraması için yoğun çaba harcayanlar var...

“Başbakan ve Cumhurbaşkanı Adayı Tayyip Erdoğan” Salı günü dedi ki;

“Halkın seçtiği cumhurbaşkanı ve halkın seçtiği başbakan Türkiye’yi uçuracak. Bunu herkes görecek.”

Peki, bunu söyleyen Tayyip Erdoğan’ı rahat bırakacaklar mı?.. Geçmişte, merhum Turgut Özal’a, merhum Necmettin Erbakan’a, merhum Eşref Bitlis’e, merhum Adnan Kahveci’ye ve “Kürt Sorunu”nu çözme yolunda girişimde bulunan diğerlerine kurdukları “tuzak”ları, “kumpas”ları ve “suikast”ları Tayyip Erdoğan için de kurmayacaklar mı?..

Hele, kendinize sorun;

Bu “iftira”cıların, “kumpas”çıların içinde, meselâ Süleyman Demirel ve Encümen-i Daniş yok mudur?..

Bırakın Demirel’i, “masonlar” yok mudur, “Amerika” yok mudur, “israil” yok mudur ve “bölgedeki Arap rejimleri” yok mudur?..

Onlar; CHP Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’nun da sık sık telâffuz ettiği gibi, “Erdoğan’dan rahatsız”dırlar!..

Peki, niye rahatsızdırlar?..

Çünkü, Erdoğan’ın dediği gibi;

“Halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı ve halkın seçtiği bir Başbakan’ın Türkiye’yi uçuracağını” çok iyi bilmektedirler!..

Oysa, hiçbir devlet;

“Kendi çevresi”nde veya “kendi nüfuz alanı”nda “güçlü bir Türkiye” istemez!.. Onun içindir ki; “Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi”nden rahatsızdırlar!..

ÇiRKiN BiR KAMPANYA!

Yazının başında da söylediğim gibi;

Özellikle, “Erdoğan’ın adaylığı kesinleştikten” sonra, “kapalı kapılar ardında toplantılar” yapmaya, “strateji”ler belirlemeye, “Erdoğan’la ilgili çirkin ve iğrenç iddialar içerecek bir kampanya” hazırlamaya başladılar!..

fiu anda;

“Kesin bir karar vermiş değiller!”

Ne var ki;

Eğer kampanyaya “start” verirlerse, biliniz ki; atacakları “iftira”lar; “17-25 Aralık’tan da, 30 Mart öncesinden de kirli, çirkin ve iğrenç iftiralar” olacak!..

Bunu, şimdiden söylüyorum ki;

“Hazırlıklı” olun!..

Ve “uyanık” olun!..

Haa, şunu da ifade edeyim:

“iddia”lar ve “iftira”lar ne olursa olsun, “daha öncekiler” gibi, bunların da “gerçekle, uzaktan-yakından ilgisi olmayacak”tır!..

Adı üstünde, iftira!..

Ama, yapacaklar!..

Maksatları;

“Çamur at, izi kalsın!”

VESAYETiN ÖLÜM GÜNÜ!

Herhalde söylemeye gerek yok;

Bu ülkede, “vesayet rejimi”nin istemediği birçok “Cumhurbaşkanı” ve birçok “Cumhurbaşkanı Adayı” oldu...

1961’den başlayalım:

1961’de, Ali Fuat Başgil’in “Cumhurbaşkanı Adayı” olmak istemesi üzerine, “birileri” yanına geldi, kulağına eğildi ve dedi ki;

“Dışarıda bekleyen bir cemse var!”

Ve Ali Fuat Başgil, bu “tehdit”e boyun eğip, adaylıktan vazgeçti.

Celal Bayar’ın hapse atıldığını ve “idam”dan zor kurtulduğunu, merhum Turgut Özal’ın da bir “suikast”la ortadan kaldırıldığını unutmayalım.

Vatan’dan Okay Gönensin, önceki günkü yazısında diyordu ki;

¥ Abdullah Gül de “vesayet”in karşı koymasına rağmen siyasetin sağlam durmasıyla seçildi, yedi yıllık görevine tartışmasız bir başarıyla imza attı.

fiimdi “vesayet”in hapse atıldığı, “muhtar bile olamaz” diye sevindiği bir kişi halkın oylarıyla cumhurbaşkanı olacak.”

Evet, “Fetullah Gülen’e Amerika yolunu açan ve orada oturmasını sağlayan... Yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye’nin Kürt Sorunu kitaplarını yazan Graham Fuller’in projeleri”ne rağmen, seçilecektir Erdoğan..

“Mason”lara, “Amerika”ya, “israil”e, “Arap rejimleri”ne, “Faiz lobisi”ne ve “Vaiz Lobisi”ne rağmen seçilecektir Erdoğan!..

En başta da yazdığım gibi;

10 Ağustos’a kadar geçecek “süreç”te; şu anda “ölüm döşeğinde can çekişen vesayet odakları”, belki “son bir çılgınlık” yapıp, “Erdoğan’ın önünü kesmeye” çalışacaklardır!..

Ne var ki;

Bütün hayatını “seçmenin tercihi”ne ve “milletin iradesi”ne bağlamış olan Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos’ta seçilecek ve bu tarih; “Vesayet’in ölüm tarihi” olacaktır!..

10 Ağustos 2014’te,

“Vesayetin adayı Ekmeleddin ihsanoğlu” da, “tarihin çöplüğü”ndeki yerini almış olacaktır!..

GÜLEN’DEN TEVBE ÇAĞRISI!

Bu vesileyle, bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum....

Salı günü akşam, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın istanbul Four Seasons Otel’de verdiği bir “iftar” varmış!..

Fotoğraşara baktım...

Masaların üzerindeki “tuzluk”lar haricinde, masaların etrafına kümelenmiş “tuzluk”lar gördüm...

Aralarında, “elle tutulur bir isim” yok!..

Nerede o eski günler?!?..

“Kendileri çalmış,

Kendileri oynamışlar!”

“Körler-sağırlar, birbirlerini ağırlamış!”

Bu arada, “Fetullah Gülen’in mesajı” okunmuş iftarda... Demiş ki, F.Gülen;

“Gelin, şu ışıktan günlerin ufkumuzu sarmasını iyi bir vesile sayarak, bütün günahlarımızdan tevbe edelim ve bir arınma süreci başlatalım.”

iyi de;

ilk önce “tevbe” etmesi gereken kendisi değil mi?.. “Tayyip Erdoğan ve yol arkadaşları”na az mı “zulmettiler”, az mı “iftira” attılar, az mı “operasyon” düzenlediler ve az mı “beddua” ettiler?!?..

Fetullah Gülen, insanları “tevbeye davet etmek” yerine, ilk önce kendisi “tevbe” etmeli ve demeliydi ki;

“Son 25-30 yıldır devlete sızmaya çalıştım!.. Yargıda, emniyette ve askeriyede Paralel Devlet kurup, hükümetleri yönetmeye, onları devirmeye çalıştım... Benim adıma kirli tezgâhlar kuranlar, kumpaslar yapanlar oldu... Ama, milli irade duvarına çarptım ve başarısız oldum!..

Artık her şey bitti...

Bütün tezgâhlardan, bütün kumpaslardan, bütün iftiralardan ve darbe girişimlerinden dolayı son derece pişmanım... Hemen herkesten özür diliyor, Allah’tan tevbelerimin kabulünü niyaz ediyor ve son olarak diyorum ki;

Ne olacaksa olsun,

Artık Türkiye’ye dönüyorum!”

Fetullah Gülen bunları demediği sürece, “Paralel Örgüt’ün Başı” yaftasından asla kurtulamaz... Ve tabiî; son “tevbe” çağrısı da; “Acaba, yine ne tezgâhlıyor?” kuşkularına yol açmaya devam eder!..

Dolayısıyla; Fetullah Gülen, bu milletten “özür” dilemeli, önce kendisi “tevbe” etmelidir!..

Tabiî, eğer, “samimi” ise!..

Yoksa, 10 Ağustos’taki “vesayet çukuru”nda o da olacaktır!..

Demedi demeyin!..

****************************************************************************

Ekmel Bey bir konuşsa da, hitabetini görsek!

O yörelerin yabancısı bir adam, yolda rastladığı bir “köylü”ye sormuş: “Filanca köye gideceğim, ne kadar zamanda varırım?”

Köylü, “Hele bir yürü” demiş, “Yürüyüşünü görmeden bir şey diyemem!”

Adam 5-10 adım atınca, köylü seslenmiş arkasından; “Sen bu yürüyüşle köye akşama anca varırsın!”

Aynen hikâyedeki gibi...

Soruyorlar: “Cumhurbaşkanı Adayı Ekmeleddin ihsanoğlu’nun hitabeti nasıldır?”

Konuşsa da bilsek!..

Meselâ; adam gidiyor, TÜSiAD’ı ziyaret ediyor, çıkışta mikrofonun karşısına geçiyor; “Mutluyum, umutluyum” diyor, o kadar!..

Mıy mıy mıy!..

Mıy mıy mıy!

Hani, “mıy mıy”ı bırakıp, bir konuşsa da hitabetinin nasıl olduğunu öğrensek!..

Galiba, o konuşuncaya kadar,

Gün, akşam olacak!..

yeniakit