Ve Cumhurbaşkanı konuştu

Ahmet Taşgetiren

Ve Cumhurbaşkanı konuştu.
Ve Türk Lirası yine değer kaybetti, Amerikan parası yine değer kazandı; 14’leri vurdu.

......

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması bekleniyordu. Belli ki kendisi de ihtiyaç hissetmişti, Türkmenistan dönüşü, TRT’de seri mülakatlar vereceğini açıklamıştı.

Ekonomide makas değiştirilmiş, yeni bir model uygulamaya başlamıştı. Yeni modelin ana ekseni “Faizin düşürülmesi” idi. Ancak Cumhurbaşkanı faiz düşürülmesinden her söz açtığında, öteki tarafta Dolar tırmanıyordu. Dolar tırmanıyor, fiyatlar da tırmanıyordu. İnsanların elindeki Türk lirasının alım gücü her gün eriyordu.

Vatandaş olan biteni anlamaya çalışıyordu. Cumhurbaşkanı’nın mutlaka bir bildiğinin olduğuna mı inanmalıydı, yoksa ortada faiz karşıtlığının reel hayatla buluşturulamamasından doğan bir problemin varlığına mı?

Cumhurbaşkanı bu döviz tırmanışını, daha açıkçası Türk Lirasının değer kaybını görmüyor muydu, vatandaş için önemli olan onun için önem taşımıyor muydu, faizle ilgili her çıkışının ardından dövizin alıp başını gitmesinden hiç rahatsızlık duymuyor muydu?

Evet, vatandaş meraktaydı.

Salı akşamı sayın Cumhurbaşkanı çıktı dört gazetecinin karşısına.

Bu program için bir, gazeteci – siyasetçi ilişkisi açısından programın kalitesini değerlendirmek lazım, ikinci olarak da yapılan açıklamaların vatandaşın beklentisini ne ölçüde karşılandığını…

Kaliteyi değerlendirmek, sayın Cumhurbaşkanı benzeri programlar yapmak istediği için önemli. Halk nasıl bakmıştır bilmem, ama gazeteci - siyasetçi ilişkisi açısından bakıldığında özellikle gazetecilerin gazetecilik vasfının yerlerde süründüğünü ifade etmek gerekiyor. Sorular soru değil, üslup üslup değil. Sergilenen tutum, bağımsız gazeteci tavrı değil, Cumhurbaşkanı’na sadakatle bağlı bir ekip görüntüsü. Bu insanların sadakatini yadırgamıyorum ama bunun gazeteci rolüyle yapılmasını doğru bulmuyorum. Bu görüntünün öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan için olumlu olmadığının, çünkü böyle bir görüntüyü onun istediği izlenimi doğacağının altını çizmek gerekiyor, sonra da bu tablonun, bu programlardan beklenen faydayı sağlamayacağını…. Yani “Bir tiyatro oynanıyor, dandik sokak röportajları dahil roller önceden çizilmiş” izlenimi veren bir programın toplumda sağlıklı etkiler yapması mümkün mü?

Programa, sayın Cumhurbaşkanı’nın değerlendirmeleri açısından bakıldığında ise, söylenecek olan “Cumhurbaşkanı faiz konusundaki ısrarını sürdüreceğini bir kere daha tekrar etti, ama vatandaşın zihnindeki asıl sorular cevapsız kaldı” dan ibarettir.

Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan, faiz konusuna inanç değerleri açısından baktığını hissettiriyor, bu bakışın eninde sonunda hayat içinde de doğrulanacağını, faiz indirimleriyle hayat pahalılığı demek olan enflasyonun eninde sonunda düşeceğini ifade ediyor. Ortaya çıkan faiz - kur - enflasyon sarmalını da iç - dış güçlerin spekülatif oyunları olarak değerlendiriyor. Böyle baktığı için de olayı bir güvenlik sorunu olarak Milli Güvenlik Kurulu’na taşıyor. Yakında iç düşman - dış düşman operasyonlarına tanık olursak şaşırmamak lazım.

Vatandaşın zihnindeki sorular cevapsız kaldı, dedim.

Mesela Cumhurbaşkanı’nın bu programdaki konuşması sürerken Dolar’ın sürekli yükselişini, 14 Liraya dayanmasını sayın Cumhurbaşkanı nasıl yorumluyor, bu belli değil. Bu politika devam ettikçe Dolar’ın nerelere uzanacağına dair Cumhurbaşkanı’nın görüşü belli değil. Dövizdeki bu tırmanışın hayata, enflasyona yansıması karşısında ne düşünülüyor, belli değil.

Bu konuda sorulan anlamlı tek soru (Okan Müderrisoğlu’nun sorusu) cevapsız kaldı mesela.

Aynı şekilde şu anda indirilmiş haliyle uygulanan diyelim yüzde 15’lik faizin faiz sayılıp sayılmayacağı sorulmadı sayın Cumhurbaşkanı’na...

Muhalefetin dile getirdiği esnafa, çiftçilere verilen kredilerdeki fazin faiz sayılıp sayılmayacağı sorulmadı.

Dışardan alınan borçlara ödenen faiz sorulmadı.

Yani sıfır faizli bir hayat idealse, evet, ideal olabilir, onun hangi takvimde devreye sokulacağı, 19 yıldan beri uygulanan faizli işlemlerin “Değerlerler” ile nasıl ahenkleştirildiği, bu süre içinde emr-i Hak vaki olsaydı, o değerlere uyulmamış olarak ebedi aleme göç edilmiş olup olmayacağı sorulmadı...

Faize ilke olarak karşı çıkılıyorsa, şu anda esnafın, çiftçinin, öğrencinin aldığı kredilerin faizlerinden vazgeçilip geçilmeyeceği sorulmadı. Değerlerimiz, Veda hutbesinde dile getirildiği gibi “Faizin geri kalan kısmının terk edilmesini” de öngörüyor ne de olsa.

Faizsiz bir hayat... İdeal olan bu elbet. Ama bu işler, “Kuralı koyduk, bitti” yaklaşımıyla bitmiyor. Hayat içinde, insanların çıkar dünyasında, farklı ülkelerin çıkar dünyasında denklem değişiyor. Keşke hiç borçlanmadan yatırım yapabilecek güçte ülke olsaydık.

Sayın Cumhurbaşkanı, konuşması sırasında Dövizin tırmanışını, Türk Lirasının değer kaybetmesini de önleyebilseydi keşke.

Realite, duruşunuzla alay ediyor nerdeyse.

Aslında faiz konusunda sadece Türkiye’yi değil, “Çılgın projeler” için faizli kredilerine başvurulan dünyayı değiştirmek gerekiyor. Bankaya para yatıran ve enflasyonun üzerinde gelir bekleyen insanı değiştirmek gerekiyor.

Yoksa biz konuşuyoruz, kahrolası döviz tırmanıyor. Peşinden raflardaki fiyatlar tırmanıyor, insanların cüzdanındaki para kemiriliyor.

Rolleri belirlenmiş tv mülakatları işe yarar mı bu durumda?