Ve bugün 10 Mayıs

Abdurrahman Dilipak

AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazım için AK Parti Genel Merkezi, Kadın Kolları ve 81 İl Başkanlığı ile KADEM tarafından yapılan suç duyurusu sonrası, Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından açılan dava ile ilgili bugün başlaması gereken duruşmamız 17 Kasım 2021, saat 10.30 tarihine ertelendi. Öyle anlaşılıyor ki, mahkeme, normalde her sene 20 Temmuz - 31 Ağustos arası olan adli tatili ve iş yoğunluğunu da hesaba katarak böyle bir tarih verdi.

Bu süreçte dostluklarını esirgemeyen kardeşlerime, STK’larımıza, Platform üyelerine ve avukat arkadaşlara teşekkür ediyorum. 

Biliyorsunuz, bu konuda hakkımda bir de Halkın Kurtuluş Partisi kadın kolları birçok ilde hakkımda suç duyurusunda bulunmuşlardı. Onlar hakkında takipsizlik kararı verildi. HKP, İstanbul Sözleşmesini savunan bütün kadınlara “Fahişe” dediğimi iddia ediyordu. AK Partililer ve KADEM kendilerine hakaret ettiğimi iddia ediyordu. Oysa ne dediğim ortada. Arzu eden www.dilipak.com’a girer bakar. Orada suçlama da var, iddianame de, benim cevabım da, yazının aslı da var. Orada duruyor. “AK Parti içindeki FETÖ’nün zihniyet ikizi AKP’liler ve AKP’nin Papatyaları” cümlesinden nasıl bir anlam çıkar, herkes evdeki ilkokul son sınıftaki çocuğuna sorsun. Çocuğunuzun zekasını ölçün ve memleketin haline karar verin.

Savcılık iddianamesinde yer alan ifadelerden yola çıkarsak, suçlanan ifadelerin yer aldığı paragraflar şöyle: Giriş paragrafı: “ANAP’ı o “Papatyalar”, o “Lale Devri çocukları” bitirdi. AK Parti’yi de, bu Erguvani AKP’nin “Papatyaları”(!) bitirecek bu gidişle. AK Parti içindeki AKP’liler konuşuyor, AK Partililer susuyor. AKP’liler terfi etti zenginleşti, itibar sahibi oldular. Kaymağı onlar yiyor, parayı onlar veriyor. Camiye, okula, yurda parayı veren de onlar. Eee, parayı veren düdüğü çalıyor. Kem alat ile kemalat olmuyor. Haram para ile hayır olmayacağı gibi.”

AK Parti içindeki AKP’liler, FETÖ’nün zihniyet ikizi gibi davranıyorlar. Hem uluslararası fonlarla destekleniyorlar hem de kamu fonlarını kullanıyorlar. Malum ‘Yeşil Sermaye de bunlara sponsor olabiliyor. (…birtakım holdingler) kadar bizim ‘Yeşil sermaye’ davasına sadakat gösterip, bu fahişelere ve onların türevlerine karşı seslerini yükseltebilecekler mi? Konfeksiyoncu, gıda zinciri, finans kuruluşu, ses ver Türkiye! Ne bekliyorsunuz!”

Yahu ben kuruluşundan beri ile MÜSİAD’ın yanında oldum. MÜSİAD’ın yüksek istişare kurulu üyesiyim. MÜSİAD kurucu başkanı Erol Yarar’ın destek mesajından alıntı var yazımın sonunda. Genel bir özeleştiri sözkonusu. “Biz nerede yanlış yaptık” sorusunu soruyorum kendi nefsime.

Geçen gün, Babacan’ın başörtülü hanımı Zeynep Babacan İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararı sonrası tedirgin olmuş. DEVA’nın da bir KADEM’i olacak anlaşılan. “Hatice Babacan” adını 60 sonrası Ankara İlahiyatta başörtüsü eyleminden biliriz.. O günden bugüne köprünün altından çok sular akmış anlaşılan. Korkularımız da umutlarımız da değişmiş. Ne garip değil mi.. Nereden nereye! Bu gidişle, onlarla da davalık olacağız anlaşılan.

Bu felaketin sorumluları arasında en önemli isim olarak karşımıza hep Fatma Şahin çıkıyor. Şahin hâlâ bu yönde genelgeler yayınlıyor. Toplumdaki öfke konusunda sanırım bilgi sahibi değil. KADEM bir, Fatma Şahin iki. KADEM aile ile yakın ilişkisi sebebi ile daha öncelikli olarak akla geliyor.

KADEM hâlâ “Toplumsal Cinsiyet”i, “eşitlik” yerine “adalet” ile ilişkilendirerek savunmuyor mu? 

 

Gazetecilerin artırılmış eleştiri, politikacıların artırılmış tahammül yükümlülüğü vardır. Olay gerçekse ve söz konusu olan kamu yararı, kamu ahlakı ise, bu eleştiriler alışılmışın dışında şok edici de olabilir.

Ha bir de, “fahişe ve türevleri” var. Muhatabı belli, aktüel bir gerçeklik olarak İnsan Kaynaklarında LGBT’ye pozitif ayırımcılık kararı alan holdinglerin karşısında, “bu fahişelere ve onların türevlerine karşı” bizim yeşil sermaye ne yapıyor? 

Bu fahişe ve türevleri kim? 

Lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel ve onların türevleri de (+)ları.” 

Bunlar baş harfleri ile kodlanan da LGBT+ oluyor. 

Bunlara pozitif ayırımcılık uygulanacak, ama bunların Türkçesini yazarsan suçlanacaksın. Böyle bir mantık olabilir mi? 

Bu pozitif ayırımcılık nereden kaynaklanıyor, İstanbul Sözleşmesindeki “Toplumsal Cinsiyet”ten. Onlar kendilerini bildikleri için zaten sosyal media’dan hakkımda yaygara koparttılar ve bunun sonucu olarak da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, İstanbul Sözleşmesi ve dayalı yasal mevzuatla koruma altına alınan LGBT+’a karşı ayırımcılık yaparak toplumda nefrete sebeb olduğum için üyesi olduğum TGC’den ihraç edildim. 

 

Ve tabi itiraz ettim. Ve bugünlerde TGC Yönetim Kurulunun yeni kararı geldi: “Üyelikten çıkarılma kararına karşı 2 Nisan 2021 tarihli itiraz dilekçeniz, TGC’nin 28 Nisan 2021 günlü Yönetim Kurulu toplantısında görüşülmüş ve 2022 Nisan ayı içinde yapılacak Olağan Genel Kurul gündemine madde olarak eklenmesine karar verilmiştir.”

AK Parti bu yazıdan ne anlıyor, KADEM ne anlıyor, HKP ne anlıyor, TGC ne anlıyor, LGBT ne anlıyor! 

Burada en garib olanı AK Parti ve KADEM! Hem bu sözleşmeyi çıkaracaksınız, hem buna dayalı bir sürü mevzuatın altına imza atacaksınız, hem de bunun sonucu ortaya çıkan durumdan, sizi aklamaya çalışırken, içinizden birilerine “dikkat edin” anlamına gelen bir uyarıdan işkillenerek, aynı zamanda çıkardığınız yasada İngilizcesini koruma altına alırken, Türkçesini yazıp, bunu sorgulayan bir yazıdan dolayı beni yargılayacaksınız? 

İyi misiniz! 

Hem de Genel Başkanlık, Genel Merkez, Kadın Kolları, 81 il! 

Anladım bu yasaya hayat veren akıl işte böyle bir akıl demek ki! 

Şu CoVID tedbirleri alan, yerli ve milli olanı ev hapsine tıkıp, turistlere PCR testi bile uygulamadan serbestiyet getiren, çek erteleme yasasını çıkaran akıl da böyle bir akıl olsa gerek. Gerçekten AK Parti, HKP, KADEM, TGC ve LGBT’liler aynı zamanda iddialarında haklı olabilir mi? 

Şimdi buna bir de YouTube eklendi. LGBT, CoVID, Siyonizm konularına, hatta “Ermenilerle ilgili soykırım iddialarına karşı çıkmayacaksınız” diyorlar!. 

50 yıllık sanığım, böyle bir hukuk garabeti görmedim! İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz, dün “dava arkadaşı” bildiğim, haklarını savunduklarımla davalık olduk! Kaderimde bu da varmış, demek ki! 

28 Şubat’ta, Post modern darbecilerin komikliklerine örnek olması açısından “Bugün sigara içmeyin, parasını İHH ve Mazlumder’e verin” dediğim için yargılandığım dava idi tabii! Onlar işin komikliğini anladılar, 2 ay sonra geri çektiler. Bu dava 27 Temmuz 2020’den beri gündemde. 

Cumhurbaşkanı sözleşmeden bir kararname ile geri çekilme iradesini ortaya koyduğuna göre, iddia gerçek demek ki! Somut gerçeklik apaçık ortada iken bu davanın bu şekilde sürdürülmeye çalışılması da ayrı bir garabet. Neyse durum bu. İlk duruşma için yeni ve kapsamlı bir savunma hazırlamıştım. 

Selâm ve dua ile.