VAY O NAMAZ KILANLARIN HALİNE Kİ!

Abdurrahman Dilipak

Yönetici pozisyonundaki bir kamu görevlisi sosyal media’da bir mesaj paylaştı. Sordum doğru, zaten bu yöndeki şikayetlere ilk kez tanık olmuyorum. Hatta kendi yakın çevremden biliyorum. Olayın yaşandığı şehirin adını yazmıyorum, kendi bir ilçenin devlet hastanesinin başhekimi. Konuyu tekil bir örnek üzerinden vermek istemiyorum. Aslında olay tek başına bile önemli. Bu hastalıkla malul olmayan ne tek bir parti, ne il, ve ne de ilçe kaldı. Bunun sağı solu, liberali, milliyetçisi, Türkü – Kürd’ü, Alevisi – Sünni’si, Lakçi’si – Müslümancısı yok.

Bu durum bugün ortaya çıkmış değil. KANUNİ döneminde, BAĞDAT’da, VAKIF idaresindeki bir yolsuzluk konusunda Fuzuli, İstanbul’a gönderdiği “Şikayetname”sinde şöyle der, “Selam verdim rüşvet değildur deyu almadılar.”

“Dehşet dengesi” sebebi ile aslında kimse ötekinin üzerine gidemiyor. Ya da bunlar öyle cür’et karlar ki, şikayetçi olanın ipini çekiyor. Hepsinin trolü var, çetesi var. İnsanlar korkuyorlar. Bir de herkes, bizimkilerin açıklarına karşı çıkarsak partimi, cemaatimiz taraftar kaybeder, “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı ile ya görmezden geliyorlar, ya da yanlışın üstünü örtüyorlar.

Evet, bir kişiye yapılan bir haksızlık bile, bütün bir topluma yöneltilmiş bir tehdittir. Bu gün bir başkasına yapılan haksızlık karşısında sessiz kalırsanız, gün gelir o yılan sizi de ısırır. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı olacağız. Mazlum düşmanımız da olsa, zalim, babamız da olsa!.

… Bir kamu kurumunda görevli olan ve kadrosu “temizlik personeli” olan ve yıllardır masa başı görevlerde çalıştırılan tüm personellerin asli görevlerine geçmeleri için tebliğ de bulunulmuş tarafına tebliğ yapılan tüm personeller asli görevleri olan temizlik görevine geçmiş son olarak da H.B. isimli personelin temizlik ihtiyaçları dolayısıyla asli görevleri olan temizlik görevlerine geçmeleri gerektiğini kendilerine tebliğ etmemiz üzerine; … Bir partinin ilçe başkan yardımcısı olan H. B. isimli personel ben … parti ilçe başkan yardımcısıyım, ben temizlik yapmıyorum, bana temizlik yaptıramazsınız” dedi.

Aynı gün akşam saatlerinde (…) söz konusu kamu kurulunda Müdür olan E. B. tarafından aranarak “bu adam (…) Parti İlçe Başkan Yardımcısı, sana emrediyorum görevine geri ver, sen bunun (…) Partili olduğunu bilmiyor musun, benim başımı ağrıtma” şeklinde söylemlerde bulundu. Bunun üzerine il Müdürüne E. B.’ e yanlış bir şey yapmadığımı, parti ve etnik köken fark etmeksizin tüm personellere eşit davrandığımı söyledim. “Bu personeli görevine geri iade edemem, edersem bu kurumu yönetemeyeceğimi ve tün personelin kendilerine karşı adil davranılmadığı için baş kaldıracağını” iletmem üzerine (…) il Müdürü E. B.’yi talimatıma rağmen görevine iade etmiyorsan, istifanı ver vermezsen ben oraya gelip seni o koltuktan nasıl kaldırıyorum görürsün” şeklinde söylemlerde bulunmuş, ben de şahsına karşı eğer bir temizlik görevlisini asli görevi ve işi olan temizlik kadrosuna iade ettiğim için istifam isteniyorsa ben bu istifamı vermiyorum” şeklinde kendisine ilettim bunun üzerine şahsıma karşı yine mobbing ve tehdit içerikli söylemlerde bulunuldu. Olayların mobbing ve tehdit şiddetinin artması dolayısıyla can güvenliğimden endişe ettiğim için ben de istifamı verip şu aşamada ilçeden ayrılmış bulunmaktayım ayrıca yaşanan olayın devlet büyüklerimize ve tüm siyasi camiaya çarpıtılarak aktarıldığı bilgisini almaktayım kamuoyuna duyurulur.”

Bu iş sadece merkezi hükümetlerde böyle değil, yerel yönetimlerde de böyle, sadece yerel yönetimlerde değil, diğer kamu kurumlarında, STK’lar da, odalar, sendikalarda da genel yapı böyle. Bankamatik memur/çalışan sorunu çözülmeden bu işlerin çözülmesi, sorumlulardan hesab sorulması mümkün değil.

Bu işleri bilip, “haksızlıklar karşısında susanlar” İslam’da nasıl tanımlanır biliyorsunuz. Bizim sahih geleneğimizde, kamu malı yetim malı sayılır. Peki yetimler hakkında Kur’an ne diyor: “Vay o namaz kılanların haline ki, onlar yetimim malını haksız şekilde yerler”. Bakın bunları bilip susan, Vali, Kaymakam, Teşkilat, polis onlar her kimse bu işin suç ortaklarıdır. Bu şekilde kadroya alınanlar haksız şekilde aldıkları o paralarla çocuklarının karınlarını ateşle dolduruyorlar.

Şunu bilelim bu iş, çalışan maaşından ibaret değil, asıl büyük yolsuzluklar ve israf karşısında bunlar devede kulak bile sayılmaz. Satın almalar, ihalelerde çok daha büyük yolsuzluklar yaparlar. Bu iş Kumardan daha az bir haksızlık değil. Bu hırsızlıktır, yalancılıktır.

Sadi “Bostan” isimle eserinde ne diyordu, “Bir hırsız bir bağdan bir bostan çalar, ama rüşvet alan biri bir bostan karşılığında bir bağı satar”.

Bizim görevimiz, kişileri ve kurumları yıpratmak değil. Yanlış yapandan önce yanlışa karşı çıkmamız gerek. Kişi inat ve ısrar ederse sıra oraya gelir. Tevbe eder, özür diler, verdiği zararı tazmin eder, o yanlışın alt ve üst sorumlularını açıklarsa, umulur ki, Allah (cc) da onları affeder. Yoksa Cuma namazına, umreye, Hacca giderek, Ramazan ayında oruç tutarak bu sorumluluktan kurtulamaz.

Kendi yediği haltı gizlemek, çok dindarmış gibi sosyal media’da paylaşımlar yapacak olurlarsa, günahlarını daha da artırırlar. Hatta “Fasık” durumundan “Münafık” durumuna düşerler. Yedikleri haltı savunacak olurlarsa Adil Şahidlik görevinden uzaklaşıp, Hakkı inkar ettikleri için “Münkir” duruma düşerler.

Güneyde CHP’li bir belediye başkanı Kurban keserek, tekbir sesleri ile Genelev açmıştır. Tekbir getirmek kurban kesmek böyle bir durumda günahları azaltmaz artırır. Açılış, temel atma törenlerinde önce besmele çekip sonra kokteyl verip rakı içmekte öyle. Ya da fesat karıştırılmış ihaleyle yapılan işte, temel atma töreninde Ayet okumak, kurban kesmek, besmele çekmek, bunu yapanları alkışlamak günahlarını azaltmaz artırır. Uyuşturucu kullanıp, fuhuş yapanlar, kendilerini kurtarmak için başlarını örtüp, ayetler paylaşarak, Mekke ve Medine’den selfie gönderenler, bu şekilde dünyalarını kurtarmak için ahiretlerini yakıyorlar aslında. Bunların yaptıkları Münafıkça bir şey.

Bakıyoruz, “3 aylar” dedik, “haram ay” dedik, Beraat kandili var, ardından Ramazan geliyor. Ve bu tür olaylarda bir azalma yok.

Bu durum sadece bizde değil, İslam dünyasında ve tabi diğer ülkelerde de aynı durum söz konusu.

Devletin malı deniz, yemeyen Domuz” diyen birileri de var bu memlekette. Kendi gözlerindeki merteği görmeden başkalarının gözünde çöp arayanlar da var. Tek parti döneminde de oluyordu bunlar, çok parti dönemlerinde, darbe dönemlerinde de.

Fuhuş, uyuşturucu, kumar, çeteleşme öyle bir noktaya geldi ki, artık Aile ve gençlik çökme noktasına geldi. Din, ahlak, hukuk yara alınca cinayetler, intiharlar artık vaka-i adiye’den işlermiş gibi görülmeye başladı. Siyaset çözüm üretmiyor, sorun üretiyor. Uluslararası sistemler ve ulusal sistemler kavramları ve kurumları ile çökmeye devam ediyor. Sonuçta karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın en yakın olduğu zamandır.

Dünkü uluslararası sistem de, ulus devletler de artık miadını doldurmuştu. Büyük bir yıkım olacak ardından yeni bir dünya kurulacak. Bugüne kadar birileri aynı ülkenin çocuklarını sağ-sol diye birbirine kırdırarak, onların kanları ve gözyaşları, çalınan alın terleri ve servetleri, zenginlikleri üzerinden kendilerine servet iktidar üretiyorlardı.

Bu dünya bizler için imtihan yeridir. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Hiç kimse bu dünyada olmakta olan, olup biten ve olacak şeyleri görmezden duymazdan gelme hakkına sahip değildir. Kim bu dünyada zerre miktar iyilik ya da kötülük yapmışsa, hesabının sorulacağı, karşılığının görüleceği, annelerin çocuklarından, amirlerinin memurların kaçacakları bir gün var.

Bu akılsızlıkla aslın kişiler önce kendilerine haksızlık ediyor, sonra devletlerine haksızlık ediyorlar. Kendilerine emanet eden değere hainlik ediyorlar.

Ehliyet ve liyakat’tan taviz vermeyelim, Haksızlıklar karşısında susanlardan olmayalım, istişareden ve şuradan ayrılmayalım. Masiyet’te iteat olmadığını bilelim, adil şahidler olalım, adaletten ayrılmayalım,. Bir topluluğa olan öfkemizin bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevketmemesi gerekir. Sıkça Tevbe isitiğfar edelim, peygamberlerin yaptığı gibi; özel ve tüzel nefslerimizi amirlerimizin memurlarımızı nefislerini aklamayalım. Sık sık nefs muhasebesi yapalım, para, zaman, eşya israfına karşı çıkalım. Artık itibardan da tasarruf edelim. Dünya menfaatı, makamı ve ölüm korkusundan yakamızı kurtaralım ve ağzımızın tadını kaçıran ölümü sıkça analım.

Tabi bütün bunlar kurtuluşa erenlerden olmak isteyenler için, “durmak yok, yola devam” diyecekseniz, Allah’ın hükmü size ulaşana kadar bekleyin. Her şeyi gören, duyan, bilen, kadir-i mutlak, hüküm sahibi bir Allah (cc) var. Hiç kimse kimseye güvenmesin, kendilerini kurtaracak kimse yok. Allah kul hakkı ile malul olanları affetmeyecek. Onlar kendileri için o gün bir şefaatçı da bulamayacaklar. Haksız şekilde kazandıkları da kendilerine bir fayda vermeyecek.

Dün başörtüsü için birlikte sokağa çıktığımız insanlar, bugün çok daha vahim bir hal alan hukusuzluklar, ahlaksızlıklar, fuhuş, uyuşturucu, her türlü fahşa konusunda tepki vermek için isteki değil.. CIA’nı bölgedeki adamı Ruzi Nazar’ın dediği gibi, kontrol etmek istediğiniz kesim içinde işbirliğine yakın olanları oyuna dahil edeceksiniz. Ilımlı ya da radikal İslamcı’lar, Milliyetçi’ler, Solcu’lar, Liberal’ler, Kemalisit’ler. Kontrol dışına çıkma eğilimi gösterenleri ötekilerle baskılayacaksınız! OYUN’u görmeden OY’umuzu vermeyelim, bilgi sahibi olmadığımız bir konuda tercihde bulunmayalım, bilmediğimiz konuda taraf olmayalım! Kendi nefsimize de, nef sahibi diğer insanlara, topluluklara karşı da ihtiyad edelim.

Selam ve dua ile.