Vatan, Millet, Sakarya...

Abdurrahman Dilipak

Derin Gerçekler

Dikkat edin, her Allah-Kitap, ya da Vatan-Millet diyen dürüst, samimi, namuslu olmayabilir. Eğer bunlardan söz ederken, sizi kendine çağırıyorsa kesin sahtekardır. Eğer sizi Allaha, kitaba, resulüne, Adalete, Barışa, Hürriyet’e, mal, can, namus, akıl, inanç ve nesil emniyeti konusunda dikkatli olmaya çağırıyorsa orada sorun yok, değilse onlara karşı dikkatli olun.

Devleti kutsar gibi görünen, kendini devlet gibi gören, kişi, topluluk ve örgütlere karşı da dikkatli olun. Devlet, Belli bir toprakta yaşayan belli bir topluluğun bir arada yaşama iradesini ortaya koyan özgürce hazırlanmış, o halkın inanç, gelenek, tarih ve gelecek tasavvurunu gerçekleştirme ideali taşıyan adil bir sözleşme ve o sözleşmeye dayalı düzenlemelerin tümüne devlet diyoruz.

Hükümet=devlet değildir.

Düzenin uygulayıcıları, denetleyicileri de 3’e bölünmüştür ki, kendilerine servet, silah ve iktidar olma yetkisi verilenler bu güce halka karşı kullanmasınlar. Onun için devleti yönetenler ilk önce 3’e bölünmüştür. Bunlar da Yasama, yani TBMM, yürütme, yani hükümet etme ve yargı. Ayrıca bazı kurumlar da özerk hale getirilmiştir. Atamasını hükümet yapar, Sayıştay denetler. Bu yapıda ayrıca Yerel yönetimler hükümetten yarı bağımsız hareket ederler. Batıda bazı ülkelerde yerel yönetimler özerktir. AB sözleşmesinde de Kopenhag kriterleri arasında Yerel yönetim özerklik şartı vardır.

Hükümetin tasarruflarını denetlemek için “Non Government” yani hükümet dışı organizasyonlar olarak Sivil toplum örgütleri kurulmuştur. Malesef bizim ülkemizde, sivil toplum örgütleri ve Media siyasetin arka bahçesine dönmüştür ya da birileri için STK’lar siyasete sıçramak için sıçrama tahtası olarak kullanılmaktadır.

Ülkemizde bir yandan kişiler “BİREY”selleştirilerek, ve GENDER diye tanımlanırken yani “Cinsiyetsizleştirilirken”, “siyasal” ve “sivil toplum” toplumsal anlamda iki ayrı cinsiyeti ifade ederken, burada da toplumsal düzeyde bir “cinsiyetsizleştirme” operasyonu ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bu durum “Toplumsal ahlak” ya da “siyasal ahlak” açısından aslında ahlakdışı bir durumdur.

Bir avukat hem müştekinin ve hem de sanık tarafın avukatı olamaz. Sivil toplum, hem sivil toplumda farklı fraksiyonların kendi haklarını savunması, hem de iktidara karşı hak ve taleplerinin dile getirmesi açısından siyasal toplumun dışında bir yapıdır.

Bir parti üyesi ya da görevlisinin bir STK’da yönetici olması halinde, iktidarla yaşanacak muhtemel bir sorunda o kişi sivil hakları ne kadar savunabilir. Olsa olsa, “adamını bulup, sorunu arka kapıdan pazarlıkla çözme” konusu gündeme gelir. Bu da ya rüşvet ya da torpile, ya da başka bir pazarlığa kapı aralar.

Aslında Hak-Hukuk temelli bir sivil toplum örgütü, iktidara ya da ötekilere karşı Hakkı savunurken, aynı zamanda toplumdan gelecek Haksız taleplere karşı Hukuk, Adalet, din, ahlak, edep temelli itirazda da bulunabilir. Onun için STK’ların etik ve moral standartlara bağlı kalması da önemlidir.

Bize hep batı demokrasisi, Amerikan demokrasisi gösterildi değil mi? Ne demokrasi ama! Demokrasi onlar için oltaya takılan bir yem, makyaj malzemesi. Sonuçta “oltaya takılan balık yem istemiyor” biliyorsunuz.

Dünyayı CoVID yalanı ile nasıl kandırdılar ama. Şimdi de Karbon ve iklim yalanı gündemde. “Zeytin yağlı yiyemem ama, basma da fistan giyemem ama” diye bizi nasıl kandırdıklarını hep anlatıyoruz ama, şu maske-mesafe, PCR, aşı, HES kodu aynı yanlışın bir başka versiyonu değil mi idi.

Daha geçen gün ABD’de temsilciler meclisinde pandemi oylaması yapıldı. Hani bu bilimsel gerçekti ve zorunluluktu. Kongre de konuyu görüşmek istiyor. Biden’in veto edeceği söyleniyor. Almanya’da arkası arkasına tazminat davaları açılıyor. BionTech yetkilileri kaçacak ülke arıyorlar. Hani bunlar Nobel’e aday gösterilecekti. Pfizer de öyle.

Bizde seçim gürültüsünden, iktidar-muhalefet kanadının ağız dalaşından bu tür konulara sıra gelmiyor. 1 yıl sonra toplanan bilim kurulu da bu gelişmelere değinmedi bile. Ama yakında Türkiye’de de davalar açılacak. Bakalım İktidarı ile muhalefeti ise, sağı ile solu ile Ankara’nın tepkisine olacak.

İlginç değil mi, birbirileri hakkında ağızlarına geleni söyleyenler, sözkonusu uluslararası sistemle ilgili konular oldu mu, hepsi kurşun asker. Süt dökmüş kedi, dut yemiş bülbül oluyor. Koro halinde konuşuyorlar bu konu geldiğinde.

Bu arada Ankara’da-İstanbul’da ilginç şeyler oluyor. Sadece içeride değil, İran, Irak, Suriye, Lübnan hattında da ilginç gelişmeler yaşanıyor. İstanbul’da her tün bir NATO ülkesinin başkonsolosluğu kapılarını kapatıyor. İngiltere, Almanya, Hollanda derken, Fransa, Belçika, İsveç de katıldı bunlara. İstanbul’da bir terör saldırısı bekliyorlarmış. İstihbaratın kaynağı ABD imiş. Seçime doğru bu tür daha fazla haber duyacağız.

Kimi suikastlardan söz ediyor, kimi yolsuzluk dosyalarından, kimi birilerinin kasetlerinden, tehdit, şantaj, aba altından sopa gösterme, ne isterseniz var, derde devadan gayrı.

Şu “vatan, millet, sakarya” diye başlayan hamaset ve sloganları bir kenara bıraksak, karşılıklı meydan okumalardan vazgeçsek daha iyi olmaz mı?

Yönetenler böyle yaparsa, yönetilen halk ne yapmaz ki! Ayıptır, yazıktır, günahtır!

Amaaan, sonuçta siyasiler, bu sütün kaymağı değil mi! Tavuk yumurtadan mı, yumurta Tavuktan mı? Siyaset mitoplumu azıttı, toplum mu siyaseti azıttı. Biz bu haltı birlikte yedik. Belki kurtuluşumuz birlikte olacaktır. Gelin tevbe edelim. “İnni küntü minezzalimiyn” diyelim. Demezseniz, siz bilirsiniz, canınız cehenneme. Esselamı menittebeal Hüda! Allahın ipine tutunanlar her şart altında kurtulacaklardır. Zalimler karşısında korkup susanlara gelince, zalimleri yakacak ateş, onlara da dokunacak.

Selam ve dua ile.